Sunday, January 30, 2011

Uzakdogu tarifleri - Tom Yam corbasi

Pazar gunu, gecenin bir vakti kocakisisi sacma sapan ve kisitli Singapur kanallarinin birinden digerine atlayarak bir Hint dans yarismalarini bir garip Cin programlarini izliyor, ne anliyorsa :))
Sadece anlamsiz ve saka gibi tiplere bakip egleniyor iste :) Sonunda Kanada'ya gidip bir yilligina yerlesen Fransiz bir baba kizi izliyor, halleri bizim Bali deki halimizden beter, onun icin sardi sanirim :)

Benden firsattan istifade bloga el attim.
Yayinlayacagim diye bir koseye atilmis postlardan biri daha ;) Hizlica yayinlayip gideyim ve pazar gununun kalan bir iki saatinin tadini cikarayim...


Uzakdogu mutfagina ve tariflere devam ediyorum yine, sevenler ve meraklilari icin...
Hani gecenlerde bahsetmistim "Tom Yam" corbasi diye. Bu corba Tayland'a ait, deniz urunlerini sevenlere kesinlikle onerecegim bir corba. Kocakisisi her seferinde disarida bayilarak yese de buralarda hep cok aci yapiyorlar ve o sebeple mahfoluyor, eh duruma el atmam gerekti benim de acisizini uretmek icin :)

Gorev tamamdir, ilk deneme de kocakisisi bayildi ve afiyetle yedi. Dedigim gibi deniz urunlerine ve uzakdogu mutfagina merakliysaniz kollari sivayip girin mutfaga derim, cunku malzemeler hazirsa sadece 15-20 dakika aliyor pismesi. Ama tabii malzemeler varsa...

Tarifine gelelim simdi;

Tom Yam Corbasi

Malzemeler (2 kisilik):
Malzemelerin tek tek resimlerini asagida gorebilirsiniz,
- 1 adet Limon otu - Turkceye boyle cevrilmis lemon grass Ingilizcesi (ortadaki ince sogan gorunumlu bitki)
- 1 kucuk zencefil (ginger- en solda yer elmasi gorunumlu olan)
- 1 kucuk sogan
- 1 kucuk misket limonu - Turkceye boyle cevrilmis yine Ingilizcesi Lime ve ben bunu Turkiyede gormedim gercek adi ne bilmiyorum sanirim limon da olur bunun yerine (fotograftaki yesil limon gorunumlu sey)
- 2-3 adet misket limonu yapragi (Ingilizcede kaffir lime leaves diye geciyor)
- 2-3 adet
cili biberi (en acisindan ufak biber)
- 1 yemek kasigi Thai balik sosu (uzgunum bu nerede bulunur hicbir fikrim yok ama yeterince deniz urunu ekleyince buna pek gerek yok)

- 3-4 adet kucuk domates
- 1 yemek kasigi biber salcasi
- 3-4 tane herhangi bir cesit mantar
- 6-8 tane kabuklari soyulmus karides ve ayrica istenirse kucuk kalamar




Yapilisi:

Yapilisina gelince oldukca kolay;
Iki kisi icin yaklasik bir litre suyun icine buyuk buyuk dogranmis limon otu ve birkac kalin dilim zencefili
ekliyoruz ve kaynatiyoruz. (Kaynarken inanilmaz guzel bir koku saliyor bu ikisi). Daha sonrasinda biber salcasini ekleyip karistiriyoruz ve mantarlari, kup kup kesilmis domatesleri, kup kup kesilmis soganlari, deniz urunlerini ekleyip 5-10 dakika daha kaynatiyoruz kisik ateste. Uzerine kucuk misket limonunun suyunu ve bir kasik balik sosu ekleyip karistiriyoruz. Son olarak hic kesmeden aci biberleri (eger cok aci seviyorsaniz dograyip ekleyin) ve misket limonu yapraklarini kopararak (kesince acisi cikiyormus!!) ekleyip bir 5 dakika daha kaynatiyoruz...

Ve iste corbamiz servise hazir, tipki asagida gordugunuz gibi. Uzakdogu mutfagi duskunuyseniz bunu deneyin mutlaka derim ;)


Herkese agiz tadi dolu bir pazar gunu dilerim :)
A.

Friday, January 28, 2011

Oleyyyyy

Ve sonunda bekledigim gun geldi :) bu sabah ise geldigimde bilgisayari acar acmaz harika bir haberle karsilastim.

Tum dunyaya haykirmak istiyorum bunu (elimden gelen ancak bloguma yazmak simdilik o da birsey). Sonunda projem kabul edilmis… Yerimde duramiyorum, butun gun zip zip ziplayasim var :)))

Yani bu demek oluyor ki sonunda kendi projemi yapacagim…
Demek oluyor ki su her firsatta bana patronluk taslamaya calisan (gecenlerde buyuk patrona sikayet ettigim hani) beyinsiz ahmaktan kurtulup bagimsiz calisacagim…

Bunca zamandir cektigim her turlu zirvadan kurtuluyorum (baska mallar beni bulmazsa) sonunda :)

Su anda resmilesmeyen bu haber ilk olarak mail ile proje sahiplerine bildirilmis, yani su anda sessizce tadini cikariyorum zaferimin. Amma velakin projemin resmi olarak aciklandigi anda o beyinsiz ile yalakalarinin suratlarinin alacagi hali gormek icin sabirsizlaniyorum :)

Tanrim sen buyuksun, ben mutlu :)))

Sizde masallah deyin bakim ;)
Hepinize benimki gibi guzel bir Cuma ve haftasonu dilerim…

Hizlica bir dipnot: Endonezya’da – Bali yakinlarinda- volkan patlamis, YUH artik!! Tum ucuslar iptalmis. Onca yasadigimizdan sonra en azindan geri donebildik ya bu da birseymis, ya biz ordayken patlasaydi tam olurdu yani!!

Wednesday, January 26, 2011

Zaman ne cabuk geciyor...

Tam bir yil once bugun cikmistim yola. Derecelerin -20’yi gosterdigi karli bir sabah, Almanya’nin kucucuk bir sehrinin issiz sessiz, dunyadan uzak bir mahallesinden yola cikmistim. Daha gunes dogmamisti bile. Lapa lapa kar yagiyordu yine haftalardir oldugu gibi, yerlerdeki diz boyu kar yuzunden tekerlekleri donmeyen bavulumu kocakisisi elinde tasimisti duraga kadar. Ve vedalastigimiz dakikalarda bogazim dugum dugum olmustu, yol boyu aglamistim sonrasinda, ilk defa onu birakip bu kadar uzaga gidiyordum; dunyanin obur ucuna…

Sonrasi bombos bir otobuste aglayarak surekli burnunu ceken ben, sabahin karanliginda Bahnhof’a (tren gari) varis ve oradan da Frankfurt havaalani. Son dort yildir gelip gittigimiz, en ufacik kosesini bile bildigimiz Frankfurt havaalani… Her gelisimde benimmis gibi hissederdim ben burayi, hani yillardir bildigim yasadigim bir yermis gibi, ama o bile yetmemisti kendimi evimde hissetmeme, yalnizligimi, “tek basina kalmis” hissimi bogmaya.

Eski bir arkadas ile bulustuk havaalaninda, diger arkadaslarimiza gidecek incecik sarap bardaklarinin kutusunu birakti kucagima. Ve sonrasinda yola ciktik ben ve kutudaki sarap bardaklari. Hayatimin en uzun yolculuguydu, uyudum uyandim, birseyler yedim, film listesinden bircok film izledim ve sonunda geldik. Tam 13 saatlik yolculuk sonucunda ucaktan iniste kendimi ilik esintilerin geldigi bir koridorda yururken buldum.

Sonrasinda heryani orkidelerle donatilmis piril piril bir havaalani…

Hayatta gordugum en guleryuzlu sinir polisleri…

Paltoyu cikarmis olsam bile icimdeki tisortle terleten sicacik havanin bana verdigi mutluluk…

Taksiyle otele dogru yola cikis, yol boyunca cevreyi saskin saskin izlemek, yol boyu konusan taksicinin sicak kanliligina sasirmak ve mutlu olmak…

Yol boyu surup giden yesilliklere dalmak, ilk anda binlerce gibi gorunen rengarenk, cesit cesit cicegi ve dogal florayi gorup sevinmek…

Gokdelenlerin ve “Singapore Flyer” (Singapurdaki kocaman donme dolap) in ilk goruste yarattigi saskinlik…

Otele geldigim andaki saskinlik, yine yalnizlik hissi…

Sonrasinda dostlarla bulusma, sarap bardaklarinin kutusunun onlarin ellerine sag salim ulasmasi…

-20’den +30 dereceye gecise alismaya calismak…

Ilk kez “Orchard road” a ayak basma ve kalabaliginmi yoksa yorgunlugun mu yarattigini bilmedigim bas donmesi hissi…

Burada insanlarin bu kadar canli ve hayat dolu oluslarina bir yandan sasirip bir yandan sevinmek…

Cilgin Singapur yemekleri ile ilk tanismam, saskinligim, alisamayisim ama nezaketen ve hasta olmamak icin zorlayarak yeme fasli…

Yillardir hasret oldugum ve delice ictigim karpuz suyu…

Otele donus, yorgunluk, stress ve endise icerisinde baska bir yerde oldugunu bilerek boluk porcuk bir uyku…

Sabah yapilan son derece yavan ve hayal kirikligi yaratan kahvalti sonrasinda is gorusmesi icin geldigim is yerini inceleme firsati…

Aksamina yine arkadaslarla sehir turu ve kendime aldigim ilk metro karti…

Hala daha her yana saskin saskin bakmak, balonun icindeymis hissinden kurtulamayip soylediklerinin yarisindan cogunu algilayamamak…

Filmlerde gordugum o otantik cay evlerinden birine gidip hayatinmn en guzel yesil caylarindan birini icmek ve uzak dogunun cay kulturunu ogrenmek…

Evdekilere Cin usulu caydanlik ve cay kaplari almak, hediye alirken kucuk kardes ve kocakisisini de unutmamak…

“Hawker center” (lokal yemek mekanlari) ile ilk kez tanismak, pislikten gozlerimin yuvalarindan firlayisi ama beni oraya tum iyi niyeti ve misafir perverligi ile goturen arkadaslara birsey diyemeden yemegi yemek icin mucadele etmek…

“Sugar cane” (seker kamisi) suyunu denemek ve hayatta ictigim en ferahlatici icecege asik olmak…

Ertesi gun sabahtan aksama kadar bitmek bilmeyen cilgin bir maraton, gun boyu insanlarla tanisip konusmak ve zorlu bir mulakat…

Gunun sonunda “ne zaman gelirsin peki” sorusuyla ise alindigimi belirten oldukca sevimli buyuk patron…

Havaalanina dogru yola cikis, sehre karanlik cokerken gulumseyerek yasayacagimiz yere son bir kez goz atmak…

Havaalaninda hayatimda yedigim en buyuk ve en lezzetli karidesler ve ne yapip ne edip kocakisisine de yedirmeliyim bunlardan dusuncesi…

Yorgun ama mutlu, umutlu bir geri donus yolculugu…

Ve iste boyle basladi bizim Singapur hikayemiz…
A.

Monday, January 24, 2011

Mutfak hikayeleri

- Uzunca zamandir istedigim ama bir turlu popomuzu kaldirip gidemedigimiz pasta malzemeleri dukkanina gittik sonunda. Colde vaha bulmus gibiydim, cocuklar gibi herseyi elledim dukkanda, oradan oraya zip zip zipladim :) Bir suru pastacilik malzemesi, seker hamurlari, sekillendirme ve susleme materyalleri… goz alabildigine uzandi onumde. Simdilik deneme amacli birkac sey aldim ama sanirim bol bol gidecegim bu dukkana :)

- Hemen yanda bir mutfak malzemeleri dukkani daha vardi, uzun suredir kendisi ile gizliden gizliye ask yasadigim su guzelligi gordum orada. Uzerindeki 750 dolarlik etiketi gormezden gelip sevip oksadim biraz ve kulagina fisildadim “birgun benim olacaksin” diye.


- Pazar gunu bir heves hemen yeni puantiyeli kek kaliplarimi denemeye giristim. Internetten tarif uygularken daha dikkatli olacagim bundan sonra. Kek denemem basarisizlikla sonuclandi garip bir tarif yuzunden :( Sonuc feci otesiydi cok moralim bozuldu…

- Sanirim dun bir beceriksizlik modumdaydim zira mantarli et sotenin icine kekik yerine naneyi boca ettim :( Hani tadi bozulmadi ama agzima gore de olmadi yani, naneli sote olurmu hic, mis gibi kekik kokacagi yerde…

- Dunun tek basarili calismasi uzak dogu mutfaginin guzide ornegi “Tom Yam” corbasi oldu :) Kocakisisinin uzun zamandir bekledigi ve istedigi corba denememi gerceklestirdim ve kazasiz belasiz basariya ulastim. Yakinda bu sayfalarda…

- Anlasilacagi gibi haftasonu bol mutfak macerali gecti, gezi yazilarindan vakit kaldikca yemege adiyorum kendimi, cok tehlikeli cook… zira her yeni deneme kucuk bir gobek eklentisi olarak kaliyor vucudumuzda :)

Gorunen o ki haftasonu kimse bos durmamis bloglara yazilar akmis, tasmis, okunacak cok sey var ama yapilacak cok isimde var :( Isleri bir kolaylayayim dalacagim yazilarinizin arasina ;)

Deginmeden gecmemek lazim;
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” demis rahmetli Ugur Mumcu. Soyle bir an dusundum de bu soz ustune, ne cok insan bilgiyi onemsemiyor bu hayatta ve ne kadar cok insan bilip bilmeden konusuyor, atip tutuyor… Okuyup ogrenmenin amelelelik sayildigi, cogunlugun “okuyup ne olacaksin basbakan mi olacaksin” (sanki basbakan cok egitimliymis gibi) mentalitesi ile yasadigi toplumumuza baktikca daha da bir huzun kapliyor icimi.
Umarim “bilme” nin onemini anlayan bir seviyeye ulasiriz gun gelirde…
Ugurlar olsun sevgili Ugur Mumcu…

Herkese guzel bir hafta dilekleri benden…
A.

Friday, January 21, 2011

Bali gezisi son - Gili adalari

Gezimizi anlatmaya kaldigim yerden devam ediyorum (onceki bolumleri merak edenler icin, bolum 1 ve bolum 2). Kalan 5 gunu birden yazacagim kalbi olan okumasin :D

Hatirlarsaniz Bali’de kaldigimiz otelde her turlu yaratikla burun buruna gelip soka girmistik. Tatilin ucuncu gunu sabah erkenden kendimizi odadan disari attik, zaten saat 6.30 gibi de daha onceden ayarladigimiz, bizi hizli bota binecegimiz limana goturecek araba gelmisti bile.

Yaklasik 1 saatlik – canimiz cebimizde- araba yolculugu sonrasi Padang Bai limanina ulastik. Bu ulkede olmek icin o kadar cok firsat var ki! Hani diyoruz ya bizim ulkemizde insan caninin kiymeti yok diye, siz birde Endonezyayi gorun o zaman ulkemin topraklarini avucla yiyormusunuz yemiyormusunuz sevgiden :))) Neyse sapitmayayim yine, konuya doneyim :)

Padang Bai de yaklasik yarim saat bekledik, o sirada da kahvaltimizi ettik bir café de. Iyiki etmisiz kahvaltimizi, zira yol boyunca tekne oylesine salladi ki ac olsaydik kesin kusardik. Hizli bot falan denilince tabii aklimiza hemen bizdeki hizli feribotlar geliyor (Marmara denizindekiler) tabii ki bizde oyle dusunduk yanilmisiz. Oldukca kucuk normal gezi teknelerinden devsirme bir bottu. Tek farki arkasina 5-6 tane surat motoru takmalariydi. Hizli botun “hiz” kismi ordan geliyormus yani. Iki saat boyunca o hizda ve sallanarak giderken aklimizdan surekli “bu tekne cok guvensiz, bu hizda bir takla atsa hayatta kurtulamayiz” gibisinden psikopat seyler gecti durdu, tabii bir yandan da kocakisisi ile birbirimize belli etmemeye calisiyoruz endisemizi :) Ve hatta bilmiyoruz ki beterin beteri varmis…

Iki saat sonunda sag saglim ulastik Lombok adasina. Kisa bir cografi ozet geceyim: Endonezya kucuk kucuk adaciklardan olusan bir ulke. Hatta yanlis hatirlamiyorsam tur sirasinda sofor 17.000 civari ada oldugunu soylemisti. Biz Bali adasindan Lombok adasina gectik, oradan da daha kucuk ve pek bilinmeyen Gili adalarina gitmek maksadimiz.

Iste bu gordugunuz buyuk ada Lombok adasi, kucuk kirmizi karenin icindekiler de Gili adalari.



Gili adalari...



Lombokta inecek yolculari biraktiktan sonra biz Gili adalarina devam ettik, zaten aradaki mesafe 5 dakika bot ile. Adalardan Gili Trawangan en buyugu (en soldaki) ve en kalabalik olani, ayrica en cok eglencenin ve gece hayatinin oldugu yer. Ortadaki Gili Meno en sessiz sakin ve dogal olani, hatta bu yuzden “balayi adasi” diye adlandiriliyor. Gili Air (en sagdaki) ise Lombok adasina en yakin olup genelde yerli halkin cogunlukta oldugu bir yer.


Giden botlarin hepsi Gili Trawangan’a gidiyor oradan da kucuk botlar adalar arasi tasimaciligi yapiyor gun boyu… diye yaziyordu cogu internet sitesinde, bizde inandik mal gibi! Oncelikle iner inmez cevremizi bir suru adali sardi “otel lazim mi? tasima lazim mi?” diyerekten, biz hayir dedikce yapistilar resmen ustumuze, ne laf anliyorlar ne soz! Inanilmaz sinir bozucu bir durum. Biz daha sessiz sakin ve dogal diye Gili Meno da kalmayi tercih etmistik, oraya nasil gideriz diye sordugumuzda bilet ofisine sorun dediler. Hizli botun bizi indirdigi yerin biraz ilerisinde bilet ofisi varmis, oraya yuruyelim dedik ama etraftaki insanlar oyle yapiskan ve israrcilar ki ne mumkun! Insanin inanilmaz derecede sinirleri geriliyor, nereye dustuk yahu biz boyle demeye basliyor insan ilk 5 dakikada :(

Bilet ofisine gittik, kocakisisi bavullarla ilgilenirken ben bilet sordum, umumi bot (yani public boat) saat 4’te demezmi! Daha saat ogle 12!! Yada ozel botlar var onlari kullanin dedi adam siritarak. Amaaaaa…. Devletin botu 20.000 rupiah iken ozeller 250.000 rupiah! Tabii benim beynim dondu onca seyin ustune bagirmaya basladim gisedeki adama; “dolandiricisiniz siz, 10 katindan bile fazla, bu nasil is boyle” diye bir suru sayidim doktum. Cehennemin dibindeki adaya gidip, birde adamlarin memleketinde onlarla kavga ediyorum bu nasil bir manyakliksa bendeki :D Tabii adamlara o kadar bagirdiktan sonra birde rest cekip “lanet olsun size de ozel botunuza da ben digerini beklerim” deyip ayrildim. Isin asli botlar hep ayni bot, sadece bu saat sinirini koyup turist kaziklamakmis maksat, hem Lombok’tan Gili Meno’ya daha cok bot varmis, bilsek orada inip giderdik. Veya bizle ayni hizli botta gelenlerde beklemis hep, bilsek toplasip bot kiralardik. Ayni sirada baska biri kocakisisini kistirip bot ayarlayayim demis, pahali oldugunu duyunca kocakisisi hayir demis, adamda bir hisim “saat 4’e kadar mi bekleyeceksin bekle o zaman” deyip soylenmis ona. Bu ne curet, bu ne terbiyesizlik!! Endonezya insani bes para etmezmis, hele hele turistleri yolmalik tavuk olarak goruyorlar otesi yok :(

Sonuc olarak tam 4 saat boyunca birkac yuz metre otedeki adaya bakip bakip yalandik, hani bavullar olmasa atla yuz, o kadar yakin.

Bu arada tam ben o sinirle kocakisisinin yanina gidiyorum bilet olayini anlatmaya, atli arabanin biri onumu kesmezmi, pis pis siritip “tasima lazim mi?” diye! O sinirle hayir diye bagirdim, zaten canim burnumda, birde sirf para kazanmak icin adamin yolunu kesiyorlar, hatta neredeyse zorla arabaya koyup gezdirecekler para yolmak icin! Bekliyorum ki cekilecek onumden, p.zevenk israrla tasima deyip duruyor! Ben sonunda bagirmaya basladim “cekil onumden sen benim yolumu nasil kesersin” diye, benim bagirislarima kocakisisi dondu, adamin beni zorladigini gorunce o cildirip bagirmaya basladi… Tam curcuna yani anlayacaginiz, g.t kadar adaya kendimizi tanittik varir varmaz :) Ben kendimi can havliyle yolun diger yanina kocakisisinin yanina attim ki pislik herifin arkamizdan kufrettigini duydum (ahmak niye ingilizce kufrediyorsun kendi dilinde etsen anlamam), o sinirle donup oyle bir kufretmisim ki adamin gozleri yuvalarindan oynadi :P Bir yapmadigim yabanci dilde ana avrat kufretmek vardi ya, onu da yaptim tebrikler!!

Bunca olaydan sonra bir yere oturup sakinlesmeye calistik, birseyler yedik ve saat 4 olunca botla Gili Meno’ya gectik. Cok sukur ki tam bekledigimiz gibi bu ada daha bir sakindi, kimse ustune atlamiyor insanin, sevindik :)



Tam yilbasi sezonu oldugu icin heryer daha onceden dolmustu, bizde internetten buldugumuz daha yeni yapilmis “Tunai Cottages” diye bir yerden ayarladik odamizi. Oda dedigim bildigin bungalov. Yeni yapilmis oldugu icin tertemiz tabii, birde ilk etapta cok sirin gorunuyor. Ama bu sahneden sonrasi su bildiginiz korku filmleri gibiydi, hani ev distan guzel gorunur ama lanetlidir, yeni kiracilar gelince baslarina binbir turlu is gelir…



Balideki feci otel maceralarindan sonra buranin temiz ve yeni olmasi cok hosumuza gitti tabii. Ama gel gor ki bu saadetimiz tam tamina 10 dakika surdu, odanin icinde cirit atan kertenleri gorene kadar… Megerse odanin duvarlarinin uzerine koyduklari catiyi oylesine koymuslar, hicbir izolasyon yok eh dogal olarak duvar ile catinin arasindaki bosluklardan kertenler giriyor, cikiyor, giriyor, cikiyor… Saka gibi tanrim! Kerteni birak o acikliklardan kedi olsa girer, dusunun kedi girebilirse neler girer daha!!

Tam dort gunluk korku filmine hosgeldiniz… Ve macera boyle basladi…

Birakip gitsen gidemezsin, zaten zor gelmisiz adaya, istesek gidemeyiz ulasim bile yok. Baska yer ayarlasak, o da yok her yer dolu, kaldi ki adanin geneli boyle. Dokunsalar aglayacagim o an, ama cesur olmak zorundayim cunku yapacak hicbir sey yok o anda, mecburuz orada kalmaya. Kocakisisi kerten oldurmekten yorgun bitkin, sinirleri bozulmus, bana mi uzulsun kendisine mi ne yapacagini sasirmis bana bakiyor o anda. Hani aglamaya baslasam cildiracak adam :) Kaldi ki hepsini oldurmesi mumkun degil, surekli bir trafik var odada biri girip digeri cikiyor elemanlarin, o kadar kotu yani. Birde yorgun bitkin uykusuzuz onceki gunlerden, ben hala deli gibi hastayim… Kocakisisi dedi uzulme hicbiri yaklasamaz sana gerekirse ben gece nobet tutarim sen uyursun (heyyyt be erkekim).

Baktik yapacak birsey yok elimizi yuzumuzu yikayip birseyler yiyelim dedik. Zira hava karariyor, daha adayi bilmiyoruz. Biz kendimize gelirken oyle bir yagmur basladi ki disarida, goz gozu gormuyor, ortalikta isik yok, bir allahin kulu yok, biz bungalovda kertenlerle basbasa, disarida firtina… bir hayaletimiz eksik yani. O korku ile yatagin ustunde sizip kalmisiz, birkac saat sonra gozlerimizi actik yagmur dinmemis ama yavaslamis, disaridan bir yerden de muzik sesi geliyor hafiften. Disari ciktik bir elimizde semsiye, digerinde fener. Yanimiza fener almak yaptigimiz en akillica davranismis, 4 gun boyunca hayatimizi kurtardi hep. Etraf karanlik, her yan su ve camur (al sana issiz ada). Muzigin geldigi yere yoneldik, derme catma café gibi biryer, megerse aksam yemegi servisi yokmus :) Kendimizi kiyiya attik, limanin oldugu yerde ilk buldugumuz restoran gorunumlu yere oturduk, sonraki gecelerde de hayatimizin en lezzetli baliklarini yiyecegimiz yer burasi; Mallilas Child.

O aksam orada yedigim sebze corbasi sayesinde iyilestim ancak :) Ilk gecemiz o sicakta kendimizi carsaflara sarip, sabaha kadar yari uykulu yari uyanik, her tikirtida feneri acarak ve kerten varmi yokmu ustumuzde diye kontrol ederek gecti. Odadan vazgectik bari bize yaklasamasinlar derdimiz o. Bu arada baska cok onemli bir sorun daha var adada; sivrisinek! Ada esittir sivrisinek kovani – sivrisinek kovani varmi yokmu bilmem ama aynen kovan gibi kalabalikti dusunun artik. Biz sabah aksam sivrisinek ilaci surdugumuz halde benim vucudumda toplamda 20-30 isirik vardi 4 gunun sonunda, bir o kadar da kocakisisinde. Onca ilaca maruz kalmak da cabasi.



Ertesi sabah erkenden kalktik, kahvalti benzeri birsey :) yaptiktan sonra kendimizi hemen kiyiya attik. Bu adalarda geceler ne kadar feciyse gunduzlerde o kadar guzel. 4 gun boyunca her gece cehennem her gun cennet gibiydi. Gun boyunca kendimizi kiyidaki sazdan cardaklara atip dinlendik, uyuduk, gunun tadini cikardik velhasil. Hele en harika kismi denizde snorkelle yuzme kismiydi, cunku bu adalar ozellikle el degmemis mercan kayaliklariyla unluler (her ne kadar ahmak yerliler kiymet bilmese ve mahvetsede). Gordugumuz mercanlari, bitkileri, rengarenk baliklari anlatmama imkan yok. Akvaryum gibi bir suda her yanimiz rengarenk baliklarla yuzduk hep :) Tam da gecen Pazar gunu izledigimiz bu belgeseli izlemek isterseniz, iste bunlarin cogunu gorduk diyebilirim :) Birde oraya gitmeden scuba dalisi yapma konusunda hevesliydik ancak kocakisisinin burnundaki deviasyon ve kulagindaki sorun, benimde burnumdaki deviasyon bu plani simdilik ertelememize sebep oldu. Belki baska bir zaman :)








Aksam ustu adanin guney ucuna dogru bir yuruyus yapip bol bol kirilmis mercanlari ve cesit cesit deniz kabuklarini topladik. Hepsi yeni yikanip temizlendi yakinda bir fanusun icine koyup resimlerim :) Adanin guney ucu daha bir sessiz ve sakin, ama yuzmeye hic elverisli degil cok dalgaliydi. Zaten adalar arasinda cok kuvvetli dip akintilari oldugu icin yuzerek gecmeye calismak tehlikeliymis. Bol bol fotograf cekip kabuk topladiktan sonra yorulduk ve geri donmeye karar verdik. Aslinda amacimiz adanin etrafini yuruyerek dolasmakti (yaklasik 1 saat) ama yoruldugumuz icin bu plani sonraya erteledik.







O sirada bu ilginc gorunumlu meyve gibi seyin ve mine ciceklerinin (Endonezyada’da mine cicegi varmis) resmini cekmeye calisirken yesilliklerin icinden cikip, bizi kovalayan ve her yanimizi isiran sivrisineklerde bu kararimizda etkili oldu tabii.



Aksam kendimizi odaya atip soguk! bir dus aldik. Soguk dus diyorum cunku sicak su bile yok burada. Tam havlumu elime almistim sarinmak icin yere pat diye birsey dustu havlumdan… Kirkayak!! Ne mi yaptim? Benim bile kendi kendime sasirdigim derece sogukkanlilikla havluma sarilip kurulandim, ne yapabilirim ki baska! Hem daha beteri var ya havludan dusmeseydi de beni isirsaydi! Kendimizi alel acele disari atip adanin tazecik izgara baliklariyla bir ziyafet cektik kendimize :) Sonrasi ayni, odaya git ve sabaha kadar izdirap icinde yari uykulu yari uyanik “allahim nolur bocek cucek gelip bizi isirmasin” dualari icinde uyumaya calis. Her sese uyan, fenerle bak, paranoyak ol… seklinde devam eden bir gece ve sabahi.

Sabah yine ayni rituel ile kahvaltiyi atistirip adanin diger sahillerine dogru vurduk kendimizi yola, baska bir sahil, baska mercanlar, bir suru rengarenk kucuk balik.



Ve aksam yine ayni rituel ta ki gece odaya donene kadar…

Kocakisisinin odaya girdigimizde perdeleri cekmesiyle agzindan “eyvah” sozcugunun cikmasi bir oldu. Perdenin uzerinde kocaman yumurta buyuklugunde bir bocek duruyor! Su simsiyah ve kalin kabuklu olanlarindan, hani su ucabilenlerinden! O anda kacsak kacamayiz cunku perde kapinin hemen onunde. Bocegi oldurmeye kalksak (ben degil tabii zavalli kocakisisi) oldurulecek gibi degil, gergedan gibi mubarek. Bir ucmaya baslasa odada kacip saklanacak yer yok. Bir 5 dakika boyunca korku icerisinde birbirimize bakip “ayyy napicaz simdi” diye titrestikten sonra kocakisisi havluyu kaptigi gibi bocegi yakaladi ve disari cikti. Binbir cabayla bocegi oldurup geri dondugunde zavallinin sinirden iyice eli kolu salinmisti :( Bende bu arada kapinin onunde elimde bos pet siseyle beklerken buldum kendimi, ne yapacaktim acaba bocek gelirse kafasina pet siseylemi vuracaktim!! Eh sonrasini siz tahmin edin, sinir bozukluguyla baslamis ve korkudan uyuyamadigimiz bir gece daha…

Ve ertesi gun yine ayni ada hayati, zira yapacak baska hicbirsey yok. Sadece ye, ic, yat ve yuz. Tam da bizim uzun suredir aradigimiz sakinlikti, birde gece kabuslari olmasaydi! Ve adadaki son gunumuzde yuzerken deniz kaplumbagasi gorduk :) Hem de tam iki tane! Nasil sirinlerdi anlatamam :) Ilkini baska bir bayan isaret etti bana, bakin asagida deniz kaplumbagasi var diye. Tam ben kocakisisine deniz kaplumbagasi varmis diyordum ki bayan “sizde Turk musunuz?” demezmi. Biz Turkler ne gezentiyiz kardesim, dunyanin bir ucundaki issiz adada bile Turk cikti ya karsimiza pes :)

Digerini de kocakisisi gordu yuzerken, hatta beni korkuttu “dikkat et altinda senin kadar buyuk bir deniz kaplumbagasi var” diye :D Eh tirstim tabii, her ne kadar etcil olmasada bu hayvanlar benim kadar ne demek! Ama benden kucukmus bisey yapmadi bize :)







O gece son gecemizdi, yine taze izgara balikla keyif yaparak tamamladik gunu. Odaya gittigimizde binbir itina ile bavullari kontrol edip, tum esyalari tek tek silkeleyip topladik, maksat araya bocek falan girmesin. Zira yanilmamisiz onca dikkat etmemize ragmen Singapur’a donuste camasirlarin arasindan kocaman bir bocek daha cikti :( Bir korku dolu, yari uykulu yari uyanik gece daha. Artik uykusuzluktan olmek uzereyiz ama, orada burada sizip kaliyoruz o derece. Bu arada geceleri cok garip ses cikaran bir yaratik var disarida. Sanki ustune basilmis plastik ordek gibi ses cikariyor, ust uste uc dort defa, sonra susuyor. Ne oldugunu halen daha bilmiyorum, bilmek de istemiyorum mumkunse :)

Neyse efendim, biz tam sabaha karsi sizmistik ki banyoya birsey girdi! Ne oldugunu bilmiyoruz, sadece sesini duyuyoruz, ucma sesi ve kendini o duvardan bu duvara vurma sesini! Cildirmak uzereyiz artik, acik havada uyumaktan farki yok bu odanin. Kaldi ki buradaki yaratiklarin hicbirini omrumuzde gormemisiz! Kocakisisi uyku sersemi, korku ve sinir bozuklugu karisimi bir sesle bana “A. banyoya birsey girdi” dedi (bu kismi hatirliyorum). Ben ne yapsam begenirsiniz!? “Haydi hayirlisi” deyip donup popomu uyumaya devam etmisim :) Ben ki en ufak bocek gorunce kafayi yiyen insan! Ondan sonrasi yari uyku yari uyaniklik anlayacaginiz, banyonun odaya bakan camdan kapisina vuran “sey” esliginde…

Sabah erkenden kalktik, gitme vakti, nasil mutluyuz bu yaratiklarla dolu ortamdan ayrildigimiza. Anladik ki oyle issiz ada falan bize gore degilmis. Ammavelakin odadan cikmadan banyoyu kullanmamiz lazim, ama o “sey” hala daha iceride ve bizim onun ne oldugu konusunda en ufak bir fikrimiz yok. Kocakisisi “ben hayatta girmem banyoya” deyince ben vizildamaya basladim “ama yuzumu yikamam lenslerimi takmam lazim, hem disimide fircalamaliyim” diyerekten. “Ben sana pet siseden su dokerim bahcede yika” demezmi! Iyi de be adam bahceye mi iseyeyim!!

Zavalli kocakisisi bir cesaret banyoya girip kontrol etti. “Ya gitmis yada bir kenarda saklaniyor hadi cabuk olalim” deyince alelacele elimizi yuzumuzu yikayip kendimizi disari atmaya bakiyorduk ki bir gece once giren yumurta buyuklugundeki bocege takildi gozumuz. Sirt ustu yere dusmus ve kalkmaya cabaliyor. Kendimizi nasil disari attik, nasil bavullari kapip odayi terkettik hatirlamiyorum :)



Bir an once limanin oldugu yere gidip donus icin botu beklemeye basladik. Yine istikamet ayni once Gili Trawangan oradan da hizli bot ile Bali. Gili Trawangan’a gidip bir saat kadar botu bekledik, bu sirada da birseyler ictik ve kalkarken paranin ustunu garson cocuga bahsis biraktik (alt tarafi 20.000 rupiah-3 lira falan ediyor), zavalli cocugun sevincini gormeliydiniz, o kadarcik para icin ikimizin de boynuna sarildi, dusunun fakirlik ve garibanlik ne boyutlarda :(

Bu da dayanamayip resmini cektigim Endonezya paralarindan biri, paranin ustunde elinde pala olan adam var ya!! Nasil bir ulkedir burasi!


Az sonra bizi buraya getiren hizli bot geldi ve bindik. Bu bot gunde iki sefer yapiyor hergun sabah Bali’den Gili’ye yolcu getiriyor, donustede doldurup Bali’ye geri goturuyor. Neyse efendim yola ciktik, once Lombok adasina ugrayip oradaki yolcularida aldiktan sonra tekrar acildik. Lomboktan ayrilmamizin uzerinden cok degil 5 dakika sonra deniz dalgalanmaya basladi. Ama ne dalga!! Ota b.ko herseye korkan biz, zaten bunca yasadigimiz sacmaligin ustune iyice gerildik korkudan. Botun ustunde kucuk bir kisim daha var guneslenmelik, kendini bir heves oraya atanlarin hepsi ilk 5-10 dakika icerisinde geri dondu, hemde sirilsiklam. Herkesin moralleri bozuldu, bir yanda surekli birileri kusuyor, ha simdi durdu ha simdi duracak diye bekliyoruz ama banamisin demiyor firtina, gittikce daha da kotulesiyor.

Dalgalarin boyu 8-10 metre (okyanustasin ne bekliyorsun ki!) ve bindigimiz tekne resmen findik kabugu kadar.Her gelen dalga geminin ustunden asiyor ve biz her seferinde hah iste bu dalgada batiyoruz gozuyle izliyoruz. Hepsinin ustune bottaki murettebatinda beti benzi atip, biz sordugumuzda adamin “sabah gelirken hicbirsey yoktu noldu boyle anlamadik, ben hic boyle birsey yasamadim hayatimda-ki adam cok rahat 60 yasinda vardi” demesi bizi iyice endiseye sardi. En kotu kabuslarimdan da kotuydu! Ben hayatimda boyle kotu bir tecrube yasamadim. Ucakla gelirken olmedik ama iste simdi burada olecegiz, hayatimiz bu okyanusta son bulacakmis iste dedim, gercekten inandim olecegimize. Tam tamina 1 saat 45 dakika suren kabustan sonra son 15 dakikada dalgalar duruldu. Zaten durmasaydi ben bagira bagira aglamaya baslayacaktim - aglamayisima kocakisisi cok sasmis sonradan ogrendigime gore :P

Bottan inip yere ayak bastigimizda hepimiz yeniden dogmus gibi olduk resmen. Sonrasi otele yolculuk, 5 yildizli otelde dahi odadaki kertenler :( stresten kaskati olmus bedenlerimizi ”Bali masaji” ile odullendirme, sakin bir yilbasi kutlamasi, tam gece yarisi biz bahcede havai fisek izlerken odanin kapisinin onune gelip tepe taklak asilan koskoca yarasa, korku icerisinde odaya kacisimiz...

Odanin boyle guzel gorundugune bakmayin icerisi kerten kayniyor yine :(





Velhasil bitti :)

Bunca seyden sonra nasil sapasaglamiz bilmiyoruz, Singapur’a dondukten sonra gunlerce uyuyamadik ve hep surungen ve bocek halusinasyonlariyla yasadik. Simdi iyiyiz cok sukur, ama bir daha Endonezya’ya gidermiyiz tovbe!!

A.

Tuesday, January 18, 2011

Hayatin anlami

Ayaklarimi suruyerek gittim MR cektirmeye. Insanin yasi ilerledikce daha bir korkak mi oluyor ne, yoksa benimkisi yersiz bir husnu kuruntu mu? Hastahaneye girince dunya degisiyor birden bire… Doktorlar nasil katlaniyorlar buna anlamakta zorluk cekiyorum, her taraf hasta ve yasli insan dolu, caresizler, avurtlari cokuk, elleri ayaklari tutmuyor yada belki gozleri gormuyor… Belkide tipki birgun bizim olacagimiz gibi…

“Hayatin anlami” diye cinliyor kulaklarimda kucuk kardesin sozleri. Daha 15 yasinda, anne babanin sicak kucagindan baska biryeri gormemis, hayati sorgulamasi garip ve anlamsiz geliyor bana…

MR cektirecegim kata ilerliyorum hizlica. Cevreye bakmamaya calisarak, sanki bakmayinca onlarin hasta benimse saglikli oldugum gercegi degisecekmis gibi. Utaniyorum bundan, kiziyorum kendime bu kadar kiymet bilmez oldugum icin ve yine sukurlere boguluyorum sahip olduklarim adina…

“Hayatin anlami” sozcukleri yankilaniyor kafamda. Ah diyorum icimden, nasilda derin bir sorgulama bu boyle, cozebilen varmi ki sen cozmeye calisiyorsun kucuk cocuk…

Sonunda variyorum gidecegim yere. “Randevum vardi” diyorum, suratima bakip ”Bu islemin ne kadar tutacaginin farkindamisiniz? Odeyebilecekmisiniz?” diye soruyorlar, afalliyorum birdenbire. Saskinligim cahilligimden aslinda, o anda farkedemiyorum durumu benden cok daha ciddi olan zavallilarin sirf parasini odeyemeyecekleri icin bu kapidan donduklerini! Utaniyorum bir kez daha. “Evet odeyebilirim param var” demenin agirligi koskoca bir yumru olup oturuyor bogazima…

“Hayatin anlami” diyor iceride bir ses bir kez daha… Agzimin kenarinda aci bir gulumseme “Daha cok kucuksun cocuk” diyorum icimden ona, hayatin anlami aslinda hic senin aradigin ya da bekledigin gibi birsey degil aslinda…

“Hem benim saglik sigortam var” diyorum hemsireye, “Yok diyor saglik sigortasi odemiyor bunu”. Hatirliyorum bu ulkede saglik sigortalarinin ici bos, parasi olanlarin hakki var yasamaya. Utaniyorum birkez daha, para karsiligi sahip oldugum yasam hakki yuzunden.

Sessizce gecip bekleme odasinda bekliyorum siramin gelmesini.

Az sonra beni aliyorlar iceri. Tam iceri alirlarken beni goruyorum benden onceki kisiyi; yasli bir adam, kendinde bile degil oylesine yatiyor orada, hani sorsalar canli mi degilmi bilemem… yatiyor oylesine tek basina… Giydigim hastahane kiyafeti usutuyor deliler gibi, titremem ondan mi yoksa gorup yasadiklarimdan mi bilemiyorum. Korktugumu belli etmeden uzaniyorum MR masasina, derin bir nefes aliyorum.

“Hayatin anlami” diye konusuyor o urkek ama isyankar sesiyle kafamda. Ona anlatacak oyle cok sey varki aslinda, ama biliyorum yasamadan anlayamayacak, hepimiz gibi…

MR calismaya basliyor, korkuyorum, nefesim daraliyor iceride. Uzerime orttukleri ortu yetmiyor usuyorum veya belki de sevdiklerim yok yanimda ondan usuyorum karar veremiyorum. Kendi kendimi telkin ediyorum; “sadece 15 dakika daha fazla degil sonrasinda sapasaglam cikip gideceksin buradan ve devam edeceksin yasamina sahip oldugun tum zenginliklerle” diye.

Birden aklima dusuyor, ilk MR cektirisim, ilk kez bu tabut gorunumlu cihaza girisim… Tabuta girmeyecek kadar sansli oldugumdandi… Kazanin uzerinde 24 saat bile gecmemisti henuz. Bana bahsedilen ikinci hayat, ikinci sans…

“Hayatin anlami” diye sorguluyor yeniden kafamin icinde ufaklik, ahh diyorum boyle tecrubelerle ogrenme sakin, kiymetini bil sana verilen sansin cunku ikinci bir sans verilmeyebilirde…

Bitmek bilmiyor bir turlu makinenin ugultusu… Icim daraliyor, kendimi kapana kisilmis hissediyorum. Bir sonraki gun yapacaklarimi dusunuyorum… Her zaman yaptigim gibi hayatin gundelik telaselerinde boguyorum derin dusuncelerimi ve korkularimi…

“Hayatin anlami” diye soran narin sesi cinliyor bir kez daha beynimde… Ahh kucuk kardes diyorum, hergun saglikla aldigin tek bir nefes bile iste o senin deliler gibi aradigin hayatin anlami…

“Sonuclari doktor gorup yorumlayacak, gidebilirsiniz” diyorlar, kacarcasina uzaklasiyorum. Eve donus yolunda metroya atiyorum kendimi, agzina kadar dolu herzamanki gibi, son bir saatte gorduklerimden sonra soylenmeye utaniyorum… Duragima geldigimde acele ile atiyorum kendimi disari.

Tam onumde hintli bir cift var; gariban ve pislik icinde… Inanilmaz agir kori kokusu geliyor burnuma onlardan, kacamiyorum. Inatla soylenmiyorum bu kez, soylenemiyorum! Kori kokusu genzimi yakiyor, midem bulaniyor gun boyu yasadigim herseyden oturu. Durup iki dakika soluklaniyorum.

“Hayatin anlami” diye fisildiyorum kendi kendime, gulumseyip naifligine yola devam ediyorum…
A.

Anneye dip not: endiseye gerek yok bel agrisi icin gittigim MR bu ;) hem doktor birseyin yok “macar salami” gibisin dedi :D

Monday, January 17, 2011

Google google soyle bana...

Ne zamandir yapmayi planladigim ama yapamadigim birsey; kelime analizi…
Google uzerinden kim beni ve blogumu bulmus, nasil bulmus veya ne harikalar yaratmis iste huzurlarinizda, eh tabii ki benim yorumlarimla :)



- büyüdük biz blogspot : ee ne yani? Bunu yazan kisi acaba googledan “aferin iyi b.k yediniz” gibisinden bir cevap mi beklemektedir?

- serpme kahvaltı nedir / serpme kahvaltı ne demek / serpme nedir / serpme sofra nedir / kahvalti : ne girtlagina duskun milletiz yahu, bloga gelenlerin yuzde 35-40 civari kahvalti ararken dusenler :) haydi kahvaltiyi anladim da su serpme sofra ne be kardesim!

- blogger ilk yorumu sen yaz : oldu anacim bir ara yazarim, sen bana adresi ver ama :)

- gezip gördüğünüz travestiler : ne yahu!! bunu arayan eleman travestinin bir cesit yerlesim birimi falan oldugunu mu zannediyor acaba?

- puket ye gitmeniz için 12 neden : tabii o zaten “puket ye” diye yazilir! Kaldi ki neden 12? Hani neden 5 veya 10 degilde 12 ?!?

- doksex : bu ne hicbir fikrim yok vallahi, bende simdi google dan arayayim bari neymis diye, tabii kendi bloguma denk gelirsem ne oldugunu nerden bulurum bilemem :) Benim bloguma nasil dusmus yolu bu aramanin, yok yok google da sapitiyor bazen.

- singapurlu is adami nerden bilsin : neyi anacim neyi? Secenekleri ben sunayim bari…
a) bu aramayi yapanin ne kadar salak oldugunu
b) senin ne cesit bir manyak oldugunu ve sacmalama seviyenin ne oldugunu
c) senin hangi tedaviye ihtiyacin oldugunu
Diye uzar gider bu liste…

- kafam bozuk : hayirdir neye?

- phuket balayı gezi yorumları : bu nasil bir aramadir boyle yahu?! Balayinin detaylarini anlatiyor biri digerleride yorum mu yapiyor acaba…

- hırsızın halı çalması rüyada : bir ruya tabirlerimiz eksikti :) simdi sevgili kardesim ruyada hirsiz hayra yorulmalidir, amma velakin gozunu actiginda hirsiz aynen karsinda duruyorsa iste o pek hayir degildir onu diyeyim… hahaha

- rüyamda 2.hirsiz : al bir tane daha, alt tarafi “ruya hirsizi” filmi cok guzel diye yazdik basimiza gelene bak, ruya tabiri sitesine dondum :)

- Balık küsmüş artık rakıya : kusmesin beya, artik o da kuserse nolur bizim halimiz…

- phuket de deniz ısısı nasıldır : ne yapican yogurt mu mayalayacan?

- durmadan birşeyler yiyorum : valla sorma bende oyle :( ne olacak bizim halimiz peki ;)

- bubble tea nasıl yapılır : henuz bende bilmiyorum, bir ara deneyip yazacagim sabirli ol ;)

- Adem ile Havva ne bok yiyordu : butun dunya biliyor onlarin ne bok yedigini bir seninmi haberin olmadi be canim, sende hakikaten pek safmissin :)))

- Ic sarabi op Arabi : hocam hocam… ayip oluyor ama, hem maksadi nedir boyle bir aramanin? Ne tur bir sarap ictin ki ne tur bir Arap bakiyorsun :))))

- phuket otelde travesti nasil bulunur : zaten sen bu azimle hic zorlanmazsin onlari bulma konusunda! Taa Turkiyeden google uzerinden basladiysan aramalarina!

- balayına gidiceeeem : biri harbiden sevindirik olmus balayina gidicek diye :D ne diyelim git de gor…

- lotus kökü : onun sapi bunun koku, bu ne bicim arama canim bitmiyor ki istekleriniz :P

- evde karides yapmak : oldukca uzun zaman alsa gerek… Allahin sivri zekalisi karides evde yapilan birseymi, oyle olsa yillar yili ne diye ugrasmis herkes denizden yakalamaya.

- ğezideki öpüşenler oyunu : Cocugum kac yasindasin sen? Ananiz babaniz sizi gezilere opusun diyemi gonderiyor? Hem zaten sen opusememissin icinde kalmis besbelli, yoksa diline vurmazdi, en azindan biraz derslere calisip su Turkceni duzeltsen belki birsey olur o zaman senden!

- micim makinesi : hakikaten varmi oyle bir makine yoksa yine zirvalama mi? bak bende merak ettim google da arasammi ne :)

- air asia da phuket için ek sefer olur mu : olur anam olur bekle sen… be Allahin sivri zekalisi google bunu nerden bilsin, ac airasia ya sor adam gibi!

- akapuntur igneleri nerelere takılır : senin o Turkce’den bi haber beyninin taaa ortasina…

- biradambirkadın blogspot, singapur : burdaaa…

- Пахлава : Google sen buyuksun! Nasil dustu bu elemanin yolu benim bloga bu aramayla yahu!! Anlami kotu birsey olmasa bari :)

- Bir kedim bile var ! anlıyormusun : ne yani benim yok diye nispetmi yapiyorsun :P

- benım bır kedım bıle yok : bosver anacim benimde yok uzulme, gel birlesip su ustteki manyagi dovelim biz seninle :)

- hintliler pis insanlar : evet evet evetttt :)

- kitty rüya hırsızı : sakin ruya hirsizi filminin “Hello Kitty” versiyonu cikti demeyin bana!

- phuketin nesi meşhur : travestisi tabii ki :D

- bir ask bu kadar guzel mi anlatilir : ben anlatirsam evet :) cok mu megalomanim bugun ne :)

- bollywood filmlerini seviyoruz : sizin icin yapilacak birsey kalmamis demek ki :(

- ya: bence de yaaaa :)

- lyai lay lom sana gore sevmeler : sen kimsin, nerden geldin, cik disari cikkkk (Gora’dan alintidir). Replik Gora’dan alinti, aramayi yapan salak degil :)

- singapurda doktora yapilirmi: delimisin kardesim, gul gibi memleketimin suyu mu cikti? Ha dersen ki maksat doktora degil g.t gezdirmek iste o olur…

- ben mi zekiyim sen mi : tabii ki ben, suphenmi var ;) google aramasina bu cumleyi yazan sensin farkindamisin?!?

Simdilik bu kadar, devam ederim zamanla :)
Guzel gecsin gununuz, herkese guzel bir hafta dilerim…
A.

Thursday, January 13, 2011

Kara yazı yazıldı sanma insanın da kaderi böyle

Ben her persembe sabahi kermite benzer gozlerle ise gelmek zorundamiyim? degilim ama oyle geliyorum.
Sebep ne cunku her carsamba aksami aglamaktan gozlerim sisiyor… sebep ne cunku her carsamba aksami “Öyle Bir Geçer Zaman ki” izliyorum…

Yerli dizi izlemeyi cok fazla sevmiyorum oyle, cogu dizinin koyun olan halkimizi daha da koyunlastirmak maksadiyla yapildigi fikrindeyim (lutfen kimse ustune alinmasin zira lafim genel), onun icin de vaktimi boyle bos seylerle oldurmek yerine baska seylere yoneliyorum, ancak birkac dizi var oylesine agiz tadiyla izledigim.

Belki eski kafali diyeceksiniz ama birkac yil oncesine kadar “Super Baba” dizisinin ustune dizi gelmedi diye dusunuyordum, nasil sicacik nasil icten bir diziydi o oyle… Ustune “Canim Ailem” gibi harika bir yapim geldi. Bizden icimizden birseyler vardi hep o dizide. Oyle omrumuz boyunca gormedigimiz ve goremeyecegimiz yalilar, hicbir zaman giyemiyecegimiz kiyafetler degil, kenar mahallelerde yasanan gercek hayatlar vardi. Sadece o gun karinlari doydugu icin sukreden ve mutlulugu sadece birbirlerinde bulabilen insanlar. Hayatin gercekleri vardi yani, onun icin sevdik biz o diziyi kocakisisiyle, hemde cok sevdik…
Ve iste onun icin anlam veremedik hicbir zaman, yer gok “Aşk-ı Memnu” diye inlerken nasil oluyordu da bu harika dizi bittigi icin uzulunmuyordu? Dedim ya eski kafaliyim sanirim ben, yasamak icin bir 50-60 yil gec kalmisim.

Cogu diziye baktim ucundan kiyisindan, hatta Aşk-ı Memnu’ya bile, ama sarmadi iste hicbiri, daha izlemeyi bitirdigim an bir sonraki hafta nasil gelir diye dusundurmedi cogu.

Tam biz uzuntulere gark olmusken Canim Ailem bitti diye, tam biz durup durup evde muzigini acip nostalji yaparken ve dusunurken nasil biter, biz ne izleyecegiz simdi diye…
Öyle Bir Geçer Zaman ki geldi.


Iste o gun bugundur bagimlisi olduk bu dizinin. Yine ayni Canim Ailem’de oldugu gibi, hic ses soluk yok insanlardan bu dizi hakkinda. Oysa ne cok ovguyu hakediyor benim gozumde. Bakiyorumda varsa yoksa Sulumanin bulugunun pesinde millet son gunlerde, yok padisah sevismezmis yok bilmemneymis…

Sadede geleyim, cok sevdik biz bu diziyi. Gerek muzikleri, gerek senaryoru, gerekse onca sacmalik icerisinde (diger dizilerden bahsediyorum burada) tek solcu egilim gordugumuz yapim olmasi sebebiyle – seviyorum gozunu budaktan sakinmayan insanlari napim – keyifle izliyoruz. Hele oyuncular ve oyunculuklari inanilmaz etkiliyor bizi, ozellikle “Mete” rolunu oynayan Aras Bulut İynemli inanilmaz basarili, kesinlikle benim favorim. Bu oyunculuk cizgisini bozmazsa cok guzel seyler izleyecegiz ilerleyen yillarda gibi geliyor bana. Sadece o degil ki; kucuk kedi yavrusu tadindaki Osman, sonra Ali Kaptan, Cemile….

Bence ekibin cogunlugu harika bir is cikariyor. Ve bize de her hafta gozyasimizi silmek dusuyor. Saka degil tutamiyorum kendimi, cocuklar gibi ziril ziril agliyorum her seferinde. Dun gece yine agla agla icim sisti, hele enson o annesiyle babasinin fotografi esliginde "Resimdeki Gozyaslari" ni girmemislermi... Bana aglama diyen kocakisisi bile kenardan kenardan silmeye basladi gozlerini...

Sonuc olarak da her persembe ise Kermit gozleriyle geliyorum :)

Monday, January 10, 2011

Ben yaptim oldu

Kendimizi eve kapayip inzivaya cekilince haftasonu, kocakisisi surekli mutfakta dolandi durdu :) Hatta durmadi surekli birseyler yedi :)

Bahanesiyle uzun suredir buzlukta benim pisirmemi bekleyen "rice ball" lar pisirildi, afiyetle yutuldu, sadece bu fotograf kaldi geriye :)


Rice ball yani pirinc topu uzakdoguya ait bir cesit tatli, pirinc unundan yapilan hamurun icine fistik ezmesi dolduruyorlar ve susama bulayip kizartiyorlar. Ben dondurulmusunu almistim denemek icin, yaptim oldu, cok da guzel oldu :)

Herkese boyle tatli bir hafta diliyorum...

dip not: Insaf ya her ayakkabimi vurur bir insanin ayagini, ve her giyistemi vurur. Yine topuklu ayakkabi giydim bugun, yine paramparca ayaklarim, dort yarabandiyla donermi normal bir insan evladi eve!! pes diyorum size ayakkabilar pes...

Saturday, January 8, 2011

Bali gezisi 1. ve 2. gun

A ile H'nin doga ile imtihani bölüm iki...

Hatirlarsaniz Bali’ye gidisimiz ve ilk gecemiz oldukca hareketli gecmisti, hatirlamayanlar icin istikamet bir onceki yazi.

En son cop kutusundan cikan kertende kalmistik sanirim, hani kocakisisinin torbalayip balkona attiginda :)

O geceyi oyle yari uykulu yari uyanik atlattik, zaten balkonda copun icine kisilip kalan kertende sabaha dek hisirdayarak ve copu devirerek uyutmadi bizi pek. Sabah yorgun argin attik kendimizi disari, biz kahvaltimizi yaparken tur icin anlastigimiz soforde gelmisti. Yaklasik saat 8.30 civarinda yola ciktik, once adam gibi bir doviz burosuna ugramamiz gerekiyordu. Zira her kose basi doviz burosu var ama hepsi turist kaziklamak icin acilmis sadece, hem kurlari inanilmaz dusuk hemde dunyanin komisyonunu aliyorlar. Neyse sofor sagolsun lisansli bir doviz burosuna goturdu bizi hem komisyon odemeden hemde en yuksek kurdan bozdurduk. Bu arada adam doviz burosunun onunde durunca kocakisisi atladi asagiya para bozdurmak icin ben adamla kaldimmi arabada basbasa! Yetmezmis gibi adam dondu bana “Evlimisiniz siz? Yeni mi evlisiniz? Cocugunuz yokmu?” gibisinden sorular sormaya, bir yandan da beni inceliyor pzvnk. Mal herif sana ne lan!! diyemedim tabii, yarim agizla cevap verip gecistirdim. Icimdeki paranoyak basladi tabii calismaya “Ulan ya adam simdi basip gaza gitse ben arabadayken, imkani yok parcami bulamazlar bir daha, ne diye kaldim ki ben arabanin icinde, biz niye bu kadar dikkatsiz davraniyoruz” diye saydiriyorum icimden, bir yandan da kocakisisinde gozum bir turlu gelemedi nerde kaldi diye. Adam anladi tedirgin oldugumu herhalde arabadan inip disarida dolasmaya basladi.

Az sonra gezinin ilk duragi olan “Barong Dansi” ni izlemek icin yola koyulduk. Gittigimizde gosteri baslamak uzereydi hemen oturduk bir koseye ve izlemeye koyulduk. Kostumler ve danslar oldukca etkileyiciydi ve acikcasi bekledigimden ilgincti. Gitmeden onceki arastirmalarima dayanarak Bali’deki cogunlugun Budist oldugunu dusunuyordum, Budist degil Hindu imis ada halkinin cogu - eh bu da neden bu kadar pis olduklarinin aciklamasi aslinda. Barong dansida dini agirlikli bir gosteri. Inanislarindaki iyi ve kotu ruh kavramlarini ve onlarin catismalarini anlatiyor kisacasi. Daha fazla detay veremeyecegim zira bilmiyorum cok, ben kendimi gosteriyi izlemeye ve bol bol fotograf cekmeye birakmistim, fotograflar acikliyor kendi kendini…









Bu resimdeki eleman Bulent Ersoy'a benzemiyormu :)))





Yaklasik bir saat suren gosteriyi izledikten sonra tekrar yola koyulduk, rotada sanatsal calismalarla unlu olan “Ubud” kasabasi var ilk olarak. Her turlu sanatsal faliyet var bu civarda ve koyler yaptiklari uretimlere gore ayrilmis birbirlerinden; mesela bir koyde agac yontma yada ahsap isciligi onemliyken bir digerinde tas isciligi one cikmis, bir baskasinda gumus uretimi ve digerinde batik ve yagli boya.

Yol uzerindeki buyuk bir batik uretim merkezinde durduk once. Halis muhlis bir Bursa cocugu olarak tabii ki hicbir kumas, sal, ipek (en dusuk kalitesinden) ve kadinlarin kiclari acikmis gibi hucum ettigi diger bilimum cul caput pek sarmadi beni. Tam bu mu yani buranin sanat olayi derken ust kata ciktik ve gozlerimiz yuvalarindan oynadi :) Her yer batik tablolarla doluydu, rengarek, cesit cesit, herbiri el yapimi. Kendimizi kaybettik sanirim gezerken, ve onlarca sey almamak icin kendimizi inanilmaz zor tuttuk. O figurler, o renkler inanilmaz guzeldi, ne yazik ki fotograflamak yasak oldugu icin hepsi icimde kaldi :( Tabii ki o anda kendimize Bali hatirasi olarak ne alacagimizi bulmustuk :) Her ne kadar secmekte cok zorlandiysak da sonunda Romeo ve Juliet hikayesinin Hinduizmde karsiligi olan “Ramayana” hikayesini resimleyen tabloyu almaya karar verdik. Alt kata inip bu tablolarin nasil yapildigini izledik biraz ve sonra tekrar yola koyulduk.




Bir sonraki kasabada agac isciligi ile unlu oldugu icin yine yol uzerindeki bir uretici yere girdik. Aslinda herkes uretici ve satici burada, yol boyu istemediginiz kadar cok varlar. Hala aklimiz batik tablolarda kalan bize pek birsey ifade etmedi acikcasi agac oyma eserleri. Hem oldukca buyuk ve agirlar hemde inanilmaz pahalilar. Altini cizmeden gecemeyecegim bir tek agactan oyma kahve koseleri ve sehpa takimlari aklimda kaldi, cok zariftiler ama hem onlari koyacak evimiz hemde alacak paramiz olmadigindan (bir set yaklasik 5000-7000 USD den basliyor) “aa ne guzelmis” deyip ciktik :) ve yola devam ettik.

Yol boyunca surekli kucuk kucuk koylerin icinden gectik hep, herhalde Bali hakkinda tek sevdigim seyde bu oldu tum adaya koy yasami hakim hala daha, oyle cok katli binalar, modern isyerleri ve gokdelenler gorebileceginiz seyler degil burada. Eh normal olarak da dogal hayat devam ediyor ve kafam kadar kertenler dolaniyor ortalikta!

Yolda cok buyuk bir tapinagin onunden gecerken “aa ne guzelmis” dedik ve durduk planda olmadigi halde. Iyi ki de durmusuz, o civarin en buyuk tapinaklarindan biriymis, oldukca guzel ve ilgincti. Tapinaga girmeden once bize yerlilerin giydigi (erkek kadin farketmiyor) eteklerden giydirdiler, hatta benim uzerimde uzun etek oldugu halde yinede giydirdiler, boyleymis burada :) Yapilarin eskiligi, tas isciligi, figurler inanilmaz etkileyiciydi. Bana hep Budizm ile Hinduizm ayniymis gibi gelirdi, degilmis birebir gozumuzle gormus olduk, tapinaklari bile oyle farkli ki. Mesela Hinduizm’de en cok dikkatimizi ceken sey; heryer sunaklarla dolu, gunluk adak veya bagis rituelleri varki ona sonra gelecegim. Ben ki tarih ve cografya’dan hic hazetmeyen insan, bu geziden sonra ozellikle dinler tarihi konusunda inanilmaz bir merak icerisindeyim. Okumak lazim bunu da, yapilacaklar listesi numara bin bilmemkac…








Neyse efendim orayi gezdikten sonra yine yola koyulduk esas hedefe dogru, esas hedefimiz volkan gormek :) Gitmeden onceki arstirmalarimda bol bol ismine denk geldigim, uydu gorunumune bakinca icimi titreten ve hatta urperten “Kintamani Mount Batur Volcano” hedefimiz. Yol bekledigimizdende uzun suruyor, dedim ya Bali bekledigimizden buyukmus. Birsure sonra dag yolu tirmanmaya basliyoruz, Uludag yolunu animsiyorum birden, sanki Uludag’a tirmaniyoruz ve farkediyorum memleketimi ne kadar ozledigimi (tamam tamam duygusallasmayacagim kisa kestim). En tepeye kadar cikiyoruz arabayla, oldukca kalabalik megerse tatil oldugu icin yerli turistte cok fazlaymis. Tepeden karsiya bakinca biraz hayal kirikligina ugruyoruz cunku tirmandigimiz dag bizim dusundugumuz gibi volkanin kendisi degil karsi yakasindaki dagmis. Halbuki ben gidip volkanin tepesinden icine bakmayi hayal etmistim icerde ne var diye :(

Aslinda oyle turlarda varmis ama sabah 2’de kalkip yola koyuluyormussun ve yaklasik 4 saat tirmaniyormussun aracsiz olarak. Neyse bu da fena degil diyerekten volkan manzarali bir restorana oturup yemegimizi yiyoruz ve bol bol fotograf cekiyoruz. Bu ortam ve restoranlar bize Bolu dagini animsatiyor nedense, ama Bolu dagindaki restoranda yedigimiz o muhtesem et ve yogurt yok tabii ki burada.



Donus yolu yine oldukca kalabalikti, bizde oldukca yorgun bitap ve uykusuzduk, benim nezle iyice kendini gostermeye basladigi icin ben sizip kaldim cogunlukla. Ayik oldugum zamanlardada cevreyi izleyip fotograf cektim mumkun oldugunca. Iste o anlara ait kisa kisa notlar;

-Din ile kafayi bozmuslar, kucucuk koylerde bile her evin kendine ait tapinak kismi var. Evler neredeyse bir goz oda ama bahcede kocaman bir alan sunak alani olarak ayirilmis. Iste cekebildigimce birkac ornek…




-Sansimiza biz varmadan birkac hafta once buyuk bir dini bayrammis onun icin herkesin evinin kapisi onune koydugu direge benzeyen bu buyuk sunaklar duruyordu. Seker kamisindan falan yapilmislar anladigimiz kadariyla. Karsidan bakinca oldukca guzel bir gorunumu var, ozellikle yolda sagli sollu oldugu zaman.


-Hindular hergune sabah evlerine, isyerlerine kucuk bagislar koyarak basliyorlar. Bir cesit gunluk rituel bu. Bagis dedigim sazlardan veya seker kamislarindan yapilma kucuk kucuk tabaklarin icinde cicek, meyva ve pirinc oluyor genellikle. Tanriya verdikleri icin tesekkurmus bir nebze. Bana sorarsaniz pislik oranini ikiye hatta dorde katlayan bir anlayis, cunku isyerleri bunu kapinin onune ve caddeye koyuyor. Eh surekli yagmur yagan bir ulkede varin sonucu siz dusunun, aksama dogru kaldirimlarin kenarlari hep bunlarla dolu oluyor, islanmis, ezilmis, dagilmis… Sabah koyduklari gibi aksam temizlemek gibi bir olay da yok, sokaga pislik olarak karisip gidiyor, sorarsan tanrilara gidiyor!



-Yolda bir adet kahve uretim merkezine ugradik, uretim merkezi dediysem gayet basit ve yerel bir mekandi, yerliler kahvelerini nasil yetistirip elde ediyor onu gormek icin. Daha once Vietnamda karsimiza cikan gelincik olayi ile buradada karsilastik ama Endonezyalilar gelincigi oldurup migdesinden kahve cekirdegini toplamak yerine diskidan topluyorlarmis. Hayvanlari oldurmeyisleri iyi de o diskiyi ne kadar temizleyebiliyorlardir orasi mechul... Hangisi daha kotu bilemedim.



-Yine yolda durup izledigimiz "rice terrace" yani pirinc tarlalari.


Son olarak yolda bir tapinaktaki torene denk geldik, yine tanrilara tesekkur icin bir suru bagis veya adak (tam karsilik bulamadim bu kelimeyede aslinda, ingilizcede offering diye geciyor) hazirlamislar ama bu seferki daha buyuk ve detayli bir toren. Ayni bizim bayramda hazirlanip suslendigimiz gibi suslenmisti butun kadin ve erkekler ve hatta cocuklar. Kadinlarin cogunlugu baslarinin uzerinde hazirladiklari bagislari baslarinin uzerinde tasiyordu, sonradan ogrendik ki bunlari tapinakta birakmayip sonradan alip evlerine goturuyorlarmis, yani bosa gitmiyor o canim meyvalar sevindik :) Yolda durup biraz onlari izleyip bol bol fotograf cektikten sonra otele geri donduk.

Eklemeden gecmeyeyim olurda yanlislikla yolu Bali’ye dusen olursa faydasi dokunur belki :) Tur bedeli 350,000 rupiah idi iki kisi icin, ama tum giris biletleri haric. Biletler ve ogle yemegide dahil olunca 800-850,000 rupiahi buldu harcamamiz.





Yemekten sonra her adim basi uzerimize atlayip birseyler satmaya calisan saticilari zar zor atlatip odaya donduk ve saat 10 gibi yataga attik kendimizi, hem bir onceki gecenin uykusuzlugu hemde o gunun yorgunlugu birlesince yamulduk zaten. Birde ustune ustluk ben gittikce salya sumuk moduna girip hasta oldugum icin dedik bu gece bari uyuyup dinlenelim yoksa ertesi gun gezemeyiz. Tam dalmak uzereydim ki uykuyla uyaniklik arasinda karsi duvarin bir ucundan diger ucuna hizlica kacan kerteni gordum!

Lanet olsun!!

Yataktan dogrulduk kocakisisi ile birbirimize bakiyoruz “bu ne simdi, neden biz tanrim” cigliklari atiyoruz icten ice. Iste o sirada duyduk iste o sesi… hemde odanin icinden geliyor! Kulak kesilip dinledik evet odanin icinden geliyor!! Odada, tam da bavulumuzun ustunde durdugu sehpanin altindan birsey bize guluyor!! Ne bu? Korku filmi gibi resmen, biz yine basladik “allahim sen bizi neyle siniyorsun boyle” demeye. Kafam kadar kerten yetmedi simdide odanin icinde birsey kikirdiyor resmen ve biz onun ne oldugunu bile bilmiyoruz. Korku dolu dakikalar, kocakisisinin elinde buzdolabinin uzerindeki metal tepsi, ben yatakta buzusmus elimde fener - gelen seyin gozune fener tutarim kacar belki, yada olmadi bademciklerini kontrol ederim fenerle!!

Bes-on dakika icerisinde ogrendik ne oldugunu; bir baska kerten! Saka gibi resmen, bir guleni denk gelmemisti o da denk geldi ya pes yani ben daha ne diyeyim!! Gecenin kalani soyle devam etti;

-Bana “yat dinlen senin iyilesmen lazim ben bunlari oldururum” diyen kocakisisi o g.t kadar odanin altini ustune getirdi, bir elinde metal tepsi diger elinde metal askidan yapilmis bir cubuk :)

-Ben daldigim her bes dakikada bir kosturmacalara can havliyle kalkip “noluyo, nerde, yakaladinmi” seklinde korku nidalari ile bir saga bir sola devrilip, defalarca sizip tekrar uyanip, hastaliga tavan yaptirdim.

Ve toplam dort saatten sonra gece ikide kovalamaca son buldu, iki kertende olduruldu ama tahmin edersiniz ki ikimizde olen kertenlerden beter durumdaydik! Ve bunlarin yaninda gecenin o saatinde odamizdan bam gum kosturmaca ve atlayip ziplama sesleri, uzerine birde tan tun metal tepsinin duvara vurma sesleri… Yan odadakiler bizim hakkimizda ne dusundu hayal bile edemiyorum, gercegi bir bilseler :)))

Ertesi sabah zombi gibi kalkip kahvalti ettik, bu da kahvalti esnasinda cekilmis bir goruntu, hani bakildiginda otel bayagi guzelmis gibi gorunuyor ama gercek hicde oyle degil, birde 3 yildizli otel burasi varin digerlerini siz dusunun...


Bizi goturecek taksiyi beklemeye koyulduk otelin resepsiyonunda. Bekle allah gelmez taksi… O sirada resepsiyonda da su bahsettigim kucuk tabak gibi bagislardan vardi, yere koymuslar yine. Tam onun oldugu yerde bir hareketlilik gorduk ve ayni anda kocakisisi ile birbirimize baktik.

H: Sende gordun mu?

A: Hizla kacan kocaman bir kuyruk gordum neydi o?

H: Bilmiyorum…

Az sonra ne oldugunu ogrendik; kocaman bir fare! Eh heryere ozelliklede tum surungenlerin ulasabilecegi yerlere yiyecek koyarsaniz adak madak diye olacagi budur. Otelin resepsiyonunda bile fare varsa siz dusunun gerisini, birde bu 3 yildizli otel.

Lanet taksi gelmedigi icin yoldan baska bir taksi bulup oradan uzaklastik hemen. Taksiciye ne kadar tutar dedigimizde once 500,000 Rupiah dedi bizde cus 200,000’den fazla vermeyiz (cunku onceki taksici 250bine olur demisti) deyince 250,000’e anlastik. Ve Bratan golune (Lake Bratan) dogru yola ciktik, maksat golun ortasindaki Ulun Danu tapinagini gormek.


Taksici cok uzun yol en az 2 saat surer dediginde bizi fazla para koparmak icin kandiriyor sanmistik ama dogruymus hakikaten, hatta trafikle birlikte 2,5-3 saati buldu gidisimiz. Gol daglarin arasinda volkanik bir gol, bize Konstanz golunu animsatti cogunlukla. Tapinaga gelince oldukca kucukmus, cevreye bakinip resim cekmek yarim saatten fazla vaktimizi almadi.

Neyse yine lafi uzatmisim da uzatmisim yine, fotograflari ekleyip bitiriyorum hizlica.






Aksamustu otele donunce tam odaya yonelmisken yorgun argin, yolda binalarin arasina saklanmis bir guvenlikci kesti onumuzu, israrla birseyler anlatmaya calisiyor ama full Endonezyaca... "Jimbaram jumbaram" birseyler diyor... Ne oldugunu anlamadik bakistik kocakisisi ile birbirimize, guvenlikcide anlamadigimizi anlayip donup bize "dinner" dedi, ve anladik su deniz kiyisindaki restorana gondermeye calistigini bizi aksam yemegi icin! Daha saat 3 ve adam aksam yemegi ayarlamaya calisiyor bize! hemde otelin guvenlikcisi!! hemde ingilizce bile konusamiyor!
Buradakilerin hepsi feciler turistlere karsi, tek amaclari var o da turist kaziklamak, otesi yok...

Aksamustu denizkiyisina inip gunesin batisini ve insanlari izleyerek gunu noktaladik...


Ve boylece iki gunluk Bali gezisini tamamlayip ucuncu gune geciyoruz her nasil olduysa kertensiz bir gece gecirerek.

3.gun istikamet Gili adalari… umuyorum yakinda :)

Buraya kadar azmedip okuyabilen varsa da alnindan opuyorum :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails