Monday, July 19, 2010

Dunyanin en kotu kokulu meyvasi... Durian

Biz ilk Singapura yerlesme karari verdigimizde cevredeki cogu kisi sasirdi tabii ki. Tabii saskinlik bir sure sonra yerini meraka birakti, sorular gelmeye basladi; nasilmis? havasi nasil? insanlar nasil? ne yenir ne icilir? kac saat uzak?... falan filan.
Sagolsun bir TV kanali imdadimiza yetisti ve tam da ayni esnada bir Singapur programi yayinladi. Sunucu gelmis, gezmis, herseyi anlatiyor detayiyla ve ozellikle de ilginc seyleri, eh bir nebze de olsa kurtardik yani soru cevaplamaktan.

En ilgi cekeni ve akilda kalani Durian olmus. Durian dunyanin en kotu kokulu meyvasi. Ilk geldigimizde dediler durun yemeyin, Temmuz ayi Durianin en iyi mevsimi o zaman yemeniz lazim yoksa sevmeyebilirsiniz. Tamam dedik bekledik... Bu arada da bizimkilerle ne gorussek "yedinizmi o kotu kokulu meyvadan?" "tadi nasil?" seklinde sorular geliyor surekli.

Sonuc olarak vakit geldi catti, arkadaslara dedik haydi, biz bilmiyoruz en iyisi nedir nasil secilir siz bize gosterin. Pazar gunu arkadaslar babasini da almis gelmis, gittik pazarda bulustuk. Pazarda bulustuk cunku bu meyvayi toplu tasima araclarina sokmak yasak. Ya pazarda yemen lazim heme alip yada kendi arabanla tasiman lazim evine. Cogu taksici bile kabul etmiyor. Oldukca kotu kokuyor. Bu gune kadar duydugumuz koku bizi cok ogurtmese de bazi insanlar hic katlanamiyor bu kokuya. Ilk seferinde arkadasimin esine sordugumda "Durian nasil birsey?" diye, bize verdigi cevap "dusun bir parca boku elinde tutuyorsun ve onu yemeye calisiyorsun" olmustu :)
Neyse efendim biz pazarda bulustuk. HL'nin babasi Durian secti iyisinden, bizde tadina baktik. Gorunus olarak kestane gibi dikenli bir yapiya sahip kavun buyuklugunde sert kabuklu bir meyva. Icinden cikan kisim ise cok yumusak hatta vicik vicik bir yapiya sahip, bizim elimiz yuzumuz batti yerken :)


Kokusu bize cok kotu gelmedi, siz su anda yediginiz icin dediler ama hakikaten oyle bok gibi kokmuyor :) Agir, kotu bir kokusu var sadece hepsi o, nasil diyeyim bana sorarsaniz mazot gibi kokuyor, birde bana kesilmemisleri o kadar cok kokmuyor gibi geldi.
Tadina gelince... Oldukca yogun, yagli yada krememsi bir yapisi var, oldukca da doyurucu. Ama oyle tatli degil, hatta bazilari aci bazilari eksi diye satiliyor. Pek bana gore degil cok begenmedim yani, ama H. bayildi dort bes parca yedi kendini tutamayip :) Benim meyvadan anladigim soyle tatli, sulu bisey olmali... ama tam aksi bu oldukca agir ve krememsi geldi bana. Birde ac karna yedigimiz icin benim zaten hassas olan migdemi fazlaca rahatsiz etti. Kokusu bir yana tadini begenmedim hic.
Bu arada pazardaki diger meyvalardanda tattik bahaneyle. Mesela "Rambutan" vardi, biz daha once alip begenmemistik rambutani, pek tadi tuzu olmayan sulu birsey. Ama dis kabugunun gorunusu oldukca ilginc geliyor insana. Daha once aldiklarimizin resmini cekmemistim bu sefere kismetmis :) Lychee adli meyvayi daha once Almanyada gorup cok begenmistim, ama icini acinca tadini pek sevmemistim, iste onun familyasindan bir meyva bu da, biraz daha fazla killisi :)

Bir diger meyva da "Mango steen", surekli baktigimiz ama almaya firsatimizin olmadigi bir meyvaydi, aldik... yedik... Iste bunu cok begendim, cunku tatli, sulu, lezzetli... Zaten isin usulu durian yedikten sonra mangosteen yemekmis, ki agizdaki o yagli ve agir tad ancak temizleniyor. Ben bir suru yedim :)

Pazar gezimizi boylece tamamlayip eve yollandik. Eve donerken yagmurda basladi, yururken yagmurda islanmanin tadini cikardik bizde :) Eve donuyorsan ve acelen yoksa yagmurda islanmak ne guzel...

Guzel hafta sonunun bilancosu mikrop kapmis bir goz :(
Sabah doktora gittim ilac verdi, gozum sis, lensler yok, surekli burnumdan kayan bir gozlukle idare ediyorum :(
Bugun rapor verdi doktor :)
Eh bende boslukta kaldim bir suru yazi yazdim boylece :)
Haydi bana musade, yeni bir kurabiye tarifi buldum onu deneyecegim :)
A.

Dikkat bu bir oyun yazisidir

Cuma sabaha karsi yarilan gokyuzu ve evin en ucra koselerini dahi aydinlatan simsekler bizim Sentosa planlarimizi mahvetme habercisiydi. Bizde cumartesiyi evde yatip yuvarlanarak ve "hic" yaparak gecirdik. Hani fena da gelmedi dinlenmek.
Sessiz sakin bir gunun aksami sessiz sakin olsun diyerekten aldik yeni aldigimiz oyunumuzu gectik masanin basina. Bir turlu firsat olmamisti bu oyunu anlatmaya.

Yazinin bu kismi biz ve bizim gibi cocuk kalmis ve hic buyumemislere hitab eder, birde platform oyunu severlere ;)

Beni sarmaz diyenler bir sonraki yaziya ,meyve, sebze, Singapur konularina atlasin :)
"Space Hulk" oyununu buradaki platform oyunu delisi arkadaslarimizin tavsiyesiyle aldik, ve goruyoruz ki cok da iyi etmisiz. Ne zamandir bu kadar eglenmemistik, tabu, monopoly gibi oyunlardan bikmis ve degisiklik arayan bize cok iyi geldi.

Oncelikle oyunu ve figurleri hazirlama asamasinda cok eglendik. Figurleri kestik, bictik, birlestirdik... Tabii bir tanesinin kollarinin birlesme noktalarini H. fazlalik diyerekten kesip attigi icin adamimiz colak kaldi :( onuda japon yapistiriciyla hallettik artik :)


Ustteki lacivert renkliler "Genestealer" lar, yani yaratiklar ordusu. Kirmizi olanlar ise "Space Marine" ler yani iyi adamlar. Yapim asamasini tamamlayinca iki gruptan da kucuk birer ordumuz oldu. Aslinda bu figurlerin boyanmis halleri bir bambaska guzeller ama onuda bir baska zamana yapacagiz artik, bize baska bir hafta sonu etkinligi olsun. Gerci H. boyamak icin sabirsizlaniyor ama kopan kollardan sonra boyama konusunda neler olabilir dusunemiyorum bile :)

Cumartesi gecesi iste bu yeni oyunumuzla oynadik. Oyunun en guzel yani iki kisilik bir platform oyunu olmasi, oyle gruba falan gerek yok. Yani sessiz sakin bir gece de oturup sevgiliyle oynanacak cok guzel bir oyun. Gorev kitabindan sectigiiz herhangi bir goreve gore haritanizi kurup oynamaya basliyorsunuz.
Oyunda ben "genestealer" lar ile oynadim, H. de "Space marine" leri aldi. Yani ben kotu adam oldum anlayacaginiz, cok eglenceliydi :)


Iste Space marineler kapinin ardinda oyunun baslamasini bekliyorlar. Oyun baslar baslamaz karanlik koridorlara dalip cok onemli bir odayi yok etmeleri gerekli, tabi benim yaratiklarimi gecebilirlerse :)


Iste kapi aciliyor ve koridorda ilerlemeye basliyorlar...


Ama onlar ilerlerken yaratiklarda bos durmuyor tabii ki, koskoca bir genestealer ordusu bekliyor onlari ileride...


Ve iste karsilasma ani... Her zaman iyi adamlar kazanmiyor aslinda, bu oyunda iyi adamlar benim yaratiklarima yem oluyorlar sadece :)
Bir daha ki sefere ben iyi adam olacagim bakalim nereye kadar ilerleyebilirim :) Guzel bir oyundu, cok eglendik. Eger ki sizde boyle oyunlara duskunseniz kesinlikle tavsiye ederim.
A.

Monday, July 12, 2010

Singapur Kesif Turlari 1

Singapurda ki yeme, icme ve tarihi mekanlari kesfetme turlarimiza baslamis bulunuyoruz. Demeyin efendim dort ay oldu hala kesfedemediniz mi g.t kadar ulke diye :) bu baska, detaya iniyoruz burada...

Kesif turlarimizdan ilkini bu hafta sonu gerceklestirdik. "Balestier" adli semti gezdik, gorduk, yedik ictik. Isin en eglenceli kismi grup olarak gezmek ve yaninda bilen birileri oldugu icin gordugun herseyi sorabilmek.

Cumartesi gunu toplastik birkac Singapurlu, biz iki Turk, bir Alman, bir Amerikali, bir de Koreli - temel fikrasindan beteriz yani :) Ogle saatlerinde basladik gezimize. Burasi Singapurun eski bir semti, maksat yerel lokantalari, yiyecek icecegi tatmak, carsi, pazar, varsa tarihi mekan gezmek. Ama gunun skoruna bakinca goruyorum ki bizimkisi sadece yeme icme olmus :)

Eh ogle saati bulustugumuz icin hemen kendimizi oranin restoranlarindan birinde bulduk, o bolgenin unlu restoraniymis, guzel tavuk pilav yapiyormus - zaten her yer tavuk pilav kardesim ben anlamadim ki... Tavuk pilavin resmini cektim ama cok matah bisey degil sonucta akliniz kalmasin. Icecek olarak ilk kez denedigim birsey vardi "Bali" yada oyle bisey... "Barley" de olabilir simdi baktim googledan cok emin degilim :) Bugdaydan yapilmis bir icecekti, bulanik sulandirilmis sut gorunumunde bisey, pek matah bir tadi da yok ama ictik iste hani denememis olmayalim.
Bu arada unutmadan ekleyeyim. Singapura ilk geldigimde beni en cok sasirtan seylerden biride kesinlikle tavuk, ordek gibi hayvanlarin pisirilme sekliydi. Dedim ya tavuk pilav burada milli yemek gibi bisey. Tavuklari veya ordekleri butun olarak once haslayip sonra kizartiyorlar. Birde onlari oldugu gibi busbutun restoranlarin vitrinine asiyorlar, yani kafasi, ayaklari, hepsi yerli yerinde. Hatta bu adamlar tavukgillerin ayaklarini da ayrica yiyorlar. Marketlerde tavuk kanadi, tavuk gogsu yani sira ayrica tavuk ayaklari bulmak mumkun. Hatta benim gibi yanlislikla paketi minciklayip sonra can havliyle firlatabiliyorsunuz :( Hele birde siyah tavuklar var ki aman diyeyim, bildigin komur gibi ciplak bir tavuk, tek kelimeyle korkunc. Neyse yine lafi dolandirdim bak.

Pek ic acici bir goruntu degil yani restoran vitrinlerindeki bu durum, hatta insanin pek yiyesi gelmiyor ama sonradan alisiyor insan (nelere alistim Singapura geldim geleli ben bile hayretler icindeyim). Bu resimdekiler kizarmis ordekler, gordugunuz gibi tastamam, vitrinin cami yuzunden yansima var ne yazik ki umarim gorunuyor yeterince.

Neyse oncelikle karnimizi doyurduk, sonra basladik etrafta gezinmeye. Pek fazla tarihi mekan yoktu cevrede, yolda bir ekmek firinina ugradik. Pek ilginc gelmiyor kulaga ama Singapurda ekmek yapan bir yer yada firin bulmak oldukca zor, nede olsa bu adamlar ekmek yemiyor sadece pirinc yiyorlar, hatta ekmek sevmiyorlar bile o derece. Ekmeklerin kokusu guzeldi ama nede olsa biz kendimiz yapiyoruz ekmegi ne gerek var, kokladik gectik :)


Sonra o civardaki kucuk carsi pazar gibi bir yere ugradik, resimde gordugunuz kucuk cadde bir tarafi Hoka center (yani yemek yenilen yer) -ki bunu bir ara detayli anlaticam, basli basina bir konu bu- bir tarafi ivir zivir satan bir suru dukkan. Bizde artik koy kasaba carsilari bile boyle degil bu resmi de Singapurun piriltili turistik yuzunun yani sira gercek yuzunu, arka mahalleleri de gostermek icin cektim.


Neyse oradan birkac ivir zivir alindi, mutfaga firca lazimdi bende onu aldim :) ama artik onun da resmini cekmedim yani hahahaha :) Ustune bir suru ivir zivir yiyecek alindi, onlarda pek gereksiz seylerdi ama dedigim gibi sirf yiyip ictik.
Icmek demisken hemen oradan kendimizi serinletmeye "seker kamisi" suyu aldik. Buraya ilk geldigimde tattigim, H.'nin hic be
genmedigi (o ne ya bildigin sekerli su diyor), benim bayildigim, cok ferahlatici bir sey. En cok da daha once hic gormedigim icin nasil oldugu ilgimi cekti ve yakalamisken hemen resimledim suyunu sikan amcayi.


Eh sonrasinda iyice yorgunluk coktu, biraz bosbos dolanip her onumuze gelen dukkana girdigimiz icin herhalde. Turu orada tamamlayip "Cin Mahallesi" ne gectik. Cin mahallesini ayrica anlatacagim birgun, zaten dolanmadan hemen oradaki bir cay evine gittik. Yine ilk geldigimde gitmistim ben bu cay evine, her yani ahsap, tipki filmlerdeki gibi yerlere minderlere oturdugunuz, sakin uzak dogu muzikleri calan guzel bir yer. En guzeli de gittiginizde eger isterseniz bir kisi gelip size cayin tarihcesi, cin usulu cay nasil hazirlanir, nasil icilir anlatiyor tek tek. Orada yeni caylar tadarak gunumuzu tamamladik.


Bir diger ilginc nokta, cay evinde milletin karni yine acikti -ilginc olan burasi degil, herkes de yeme kapasitesi maksimum :) ve yumurta siparis edildi. Ama bildiginiz yumurtalardan degil, cayli yumurta. Yumurtayibir suru baharatin ve cayin icinde kaynatip hasliyorlar. Resimdeki gibi kabugu kahverengi oluyor, tabii ici de kahverengi oluyor.

Ben ucundan tadina baktim pek sevmedim, zaten sevmem haslanmis yumurtayi, birtek bol miktarda burnuma gelen tarcin kokusu guzeldi. Ama pek yiyecegim arayacagim bisey degil.

Iste bir Singapur kesif turu boyle tamamlandi. Guzelde oldu ne zamadir aklimda olan ama paylasmadigim bir suru detayi resimleme ve paylasma firsatim oldu.
A.

Friday, July 9, 2010

5 Gozlu Garabet

Geldik yine bir Cuma gunune ve Cuma yazisina…

Seviyorum ben bu Cuma yazilarini, oturup dusunuyorum ne yazsam nasil yazsam diye. Eglenceli seyler olsun istiyorum, hem yazarken ben hatirlayip hatirlayip guluyorum kikir kikir hemde okuyanlarinda yuzu gulsun istiyorum.

Yaklasik bir yil kadar onceydi, Almanyadan ayrilmamiza birkac ay kalmis, nereye gidecegiz ve ne zaman gidecegiz belli degil henuz… Ilk goz agrimiz, memleketten sonra ikinci yuvamiz Mainz’dan ayriliyoruz ve gecici bir sureligine Erlangen adinda, koyden beter kucucuk bir sehre tasiniyoruz. H.’nin patronu oraya tasindi dolayisiyla ona is hazir, son birkac ay icin is aramak zorunda kalmamak maksat, bende isimi evden yurutecegim o sirada.

Tasinmayi zaten oldum olasi pek sevmem ama naparsin tanrim bana da boylesini yazmis, kaplumbagadan beterim serefsizim, bir sirtimda kabugum eksik. 18 yasimdan beri elimde bavul dag tas geziyorum. Yok yetmedi evlendigim adam da benden beter cikti, ikimiz gucleri birlestirip voltran olduk daha daha uzaklara gitmeye basladik :)

Neyse lafi uzatmayayim, velhasil topladik piliyi pirtiyi tasindik yeni evimize. Almanya’da soyle bir garip durum var; eve tasiniyorsun ama evin mutfagi olmuyor genelde. Saka degil gercek, ilk duydugumda en hayrete dustugum seylerden biri de buydu zaten. Bildigin mutfak bombos… artik dolap mi alirsin, beyaz esya mi alirsin, lavaboyu nerden bulursun… hicbiri olmadi at bir dosek kivrilip yatarsin o derece yani… Onceki evimizde sansliydik ev sahibi yaptirmis mutfagi –ki cok cok nadir bir olay- ama bu evde mutfak dimdizlakti. Eh biz de gecici olarak oraya tasindigimiz icin, birde nereye gidecegiz, halimiz ne olacak belli degil, gecici bir cozum bulalim dedik. Ufak mutfagimsi bisey aldik kendimize, hani bazi sirketlerde ve yurtlarda olur ya bazen bir kucuk lavabo, yaninda ufacik bir ocak, alti da dolap… iste oyle birsey aldik kendimize. Ama gel gor ki onca tabak canak tencere ortada kaldi, dolap lazim onlara. Gittik su ev alet edavati satan buyuk magzalara, aldik oradan ahsap uc bes rafli bir dolap, hani depolarda garajlarda olur ya bildigin ahsap raf sira sira.
Buraya kadar bisey yok, ne varsa bundan sonra basladi…
Gunduzleri evin erkegi ise gidiyor, bende isi gucu birakip hamarat ev kadini rolunde ev temizleyip yerlestiriyorum ilk gunlerde, aksam gelince o da yardim ediyor sonra.

Ic ses: onceki yasamimda temizlikci falanmiydim acaba? Tarih tekerrurden ibaretmis, bu kacinci tasinma, ev temizleme, yerlestirme yahu!!!

Iyi kotu herseyi yerlestirdik, ama canimizda cikti yine bu arada. Bir taraftan o daginiklik, yorgunluk falan bizim sinirler iyice gerildi ama. Ben fitili icine kacmis dinamit gibi geziniyorum ortalikta, her an patlamaya hazir :)
Birgun tam aksam uzeri o mutfak icin aldigimiz raflar carpti gozume kenardan, dedim ben bu adami beklemeyeyim en azindan raflari yapayim da aksama tencere tabagi yerlestiririm icine isim biter. Esimin gelmesine bir iki saat var, basladim tahta raflari acip silmeye… allahim sil sil bitmiyor, sil sil bitmiyor… bin parca mubarek. Ben tam silmeyi bitirdim ki geldi bizim ki eve, ama durum nasil vahim, g.t kadar mutfakta bin parca tahta ortasina ben kisilip kalmisim. Hadi o da sivadi kollari, vidalarini civilerini takalim da yapip bitirelim bir an once diye, velhasil karnimizda ac daha yemek yapilacak. Ki cook sonradan anlayabildik bunun ne buyuk bir yanlis oldugunu… Bin parca dedim degilmi? Eh vidalarini ne kadar bekliyoruz ki… Allahim vidaliyoruz vidaliyoruz bitmiyor, orasini cak, burasini ekle, digerini yerlestir, olmadi bastan… bir kat bitti sira digerinde… elimizde g.t kadarcik alet, vidalari cevir cevir bitiremiyoruz… kan ter icinde kaldik… yorgunluktan ve acliktan yamulduk… birde gavur olusu gibiymis lanet sey, kucucuk mutfagin ortasina cikti dev gibi, biz kenarda kiprasamiyoruz bile.

Ama bu arada ikimizdede tam bir sakinlik hukum suruyor, korkutucu bir sessizlik ve sakinlik. Hani biri “tik” dese patlayacagiz. Bizimkinin canina tak dedi ki cenesine vurdu bu durum, basladi eski zaman radyolari gibi reklam yapmaya;

“Kusluk vakti caniniz mi SIKIldi? Aksam aksam caniniza kastiniz mi var? aman kacirmayin, bes gozlu garabet… bir numara”

“Rahat poponuza mi batti? Kerahat vakti kocanizla dovusesiniz mi var? kacirmayin bes gozlu garabet…”

“Bes gozlu, bin vidali garabet… kacirmayin hemen alin… yetmezse yanina yuz vida da bizden hediye”

“Caniniz bin vida mi cevirmek istedi? Aksam karanliginda birbirinizin girtlagina yapisasiniz mi geldi? Simdi alin bes gozlu garabet…”

Eh tabi bu reklamlardan sonra kimde can kalir, gozumuzden yas gelerek gulduk dakikalarca :) Bes gozlu Garabetin (yani rafli dolap oluyor bu durumda, hani anlamayan varsa) kendisi birkac ay is gordu, sonrada tasinirken verdik gitti ama muhabbeti hic bitmedi, hala aklimiza geldikce bizimki reklamlari tekrarliyor guluyoruz bol bol :)
A.

Thursday, July 8, 2010

Serpme Kahvalti olsa da yesek

Nerden dustu simdi sabah sabah bu serpme kahvalti aklima? Hep kocacigimin marifeti, o dedi bir serpme kahvalti olsa da yesek diye :) Efendim “Serpme Kahvalti” nedir? Bizde gecen yaz tatile giderken ogrendik (Ah Didim ahhh… ne guzel tatildi, yine gidelim olurmu). Yolda Sirince koyune ugrayalim dedik, malum gittikce adi duyulmaya baslayan bir yer Sirince, eh biz gitmesek olmaz hazir yolumuzunda uzeri. Gerci pek yol uzeri degilmis, git git bitmedi git git bitmedi… yahu birde yollar oyle dolambacli ki “Yandim Cavus” ta yenilen tum cop sisler midemizde siraya dizildi disari cikabilmek icin :) Bu ayri konu bunu da anlatirim bir ara :)

Velhasil sicak bir yandan, dolambacli yollar bir yandan kocacigimin cenesine vurdu yine laflar, yol boyu kirdi gecirdi bizi. Sirinceye vardik baktik her yanda bir serpme kahvaltidir gidiyor. O ne ki, nasil birseydir, oturuyorsun basindan asagi mi serpiyorlar… ya da yere serpistiriyorlar tavuk gibi mi yemleniyorsun… geyikleri arasinda ogrendik. Bildigin normal kahvalti, olay kahvaltiliklarin hepsinin bir tabakta servis edilmesi yada acik bufe olmasi degil de ayri ayri kucuk tabaklarda sofraya gelmesiymis, bildigin evde hazirladigimiz kahvalti yani. Maksat yeni isim olsun, millet boyle kandirilsin para kazanilsin :) Ama canim yine de istedi, can bu naparsin :)

Neyse goruldugu gibi ben geldim :) Isleri yoluna koydum simdilik, gerci is guc bitmez ama o cok yogun donemi atlattim bir nebzede olsa. Neler oldu bu arada…

- Bizimkiler tatile gittiler, simdi mis gibi Akdeniz sularina atiyorlar kendilerini (yok simdi uyuyorlardir, sabahin besi orada), bizim icinde eglenin yuzun canlarim… Kaplan yuzusu yapmayi unutmayin hahaha :)

- Onca isin gucun arasinda hafta sonu misafirim vardi, hani diyordum ya “hala” ve ekibi gelecek mangal yapacagiz diye, "hala" gelemedi ne yazikki hastaydi, onun icinde yeni seruven yaratamadik :( ama digerleri geldi cok eglenceli guzel gecti. Ve Turk yemeklerini cok begendiler, hatta HL’nin annesi bir ara “Turk yemekleri cin yemeklerinden daha guzelmis cok daha hafif ve az yagli” dedi… bu iyiye isaret olsa gerek :)

- Evimize tasinmamiz uzerinde uc ay gecti ve ilk defa bu evimize kerten girdi :( endiseye mahal yok, cunku kerten avcim her zaman ki gibi onu da katletti :) Allah taksiratini affetsin :) mendebur hayvan ne isin var benim mutfagimda, git gez dolan disarda hersey var mis gibi, hem senin yuzunden tum bulasiklari yeniden yikamak zorunda kaldim bak.

Simdi hemen islerin basina gecmem lazim, yine cok calismam lazim cooook…
A.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails