Saturday, January 8, 2011

Bali gezisi 1. ve 2. gun

A ile H'nin doga ile imtihani bölüm iki...

Hatirlarsaniz Bali’ye gidisimiz ve ilk gecemiz oldukca hareketli gecmisti, hatirlamayanlar icin istikamet bir onceki yazi.

En son cop kutusundan cikan kertende kalmistik sanirim, hani kocakisisinin torbalayip balkona attiginda :)

O geceyi oyle yari uykulu yari uyanik atlattik, zaten balkonda copun icine kisilip kalan kertende sabaha dek hisirdayarak ve copu devirerek uyutmadi bizi pek. Sabah yorgun argin attik kendimizi disari, biz kahvaltimizi yaparken tur icin anlastigimiz soforde gelmisti. Yaklasik saat 8.30 civarinda yola ciktik, once adam gibi bir doviz burosuna ugramamiz gerekiyordu. Zira her kose basi doviz burosu var ama hepsi turist kaziklamak icin acilmis sadece, hem kurlari inanilmaz dusuk hemde dunyanin komisyonunu aliyorlar. Neyse sofor sagolsun lisansli bir doviz burosuna goturdu bizi hem komisyon odemeden hemde en yuksek kurdan bozdurduk. Bu arada adam doviz burosunun onunde durunca kocakisisi atladi asagiya para bozdurmak icin ben adamla kaldimmi arabada basbasa! Yetmezmis gibi adam dondu bana “Evlimisiniz siz? Yeni mi evlisiniz? Cocugunuz yokmu?” gibisinden sorular sormaya, bir yandan da beni inceliyor pzvnk. Mal herif sana ne lan!! diyemedim tabii, yarim agizla cevap verip gecistirdim. Icimdeki paranoyak basladi tabii calismaya “Ulan ya adam simdi basip gaza gitse ben arabadayken, imkani yok parcami bulamazlar bir daha, ne diye kaldim ki ben arabanin icinde, biz niye bu kadar dikkatsiz davraniyoruz” diye saydiriyorum icimden, bir yandan da kocakisisinde gozum bir turlu gelemedi nerde kaldi diye. Adam anladi tedirgin oldugumu herhalde arabadan inip disarida dolasmaya basladi.

Az sonra gezinin ilk duragi olan “Barong Dansi” ni izlemek icin yola koyulduk. Gittigimizde gosteri baslamak uzereydi hemen oturduk bir koseye ve izlemeye koyulduk. Kostumler ve danslar oldukca etkileyiciydi ve acikcasi bekledigimden ilgincti. Gitmeden onceki arastirmalarima dayanarak Bali’deki cogunlugun Budist oldugunu dusunuyordum, Budist degil Hindu imis ada halkinin cogu - eh bu da neden bu kadar pis olduklarinin aciklamasi aslinda. Barong dansida dini agirlikli bir gosteri. Inanislarindaki iyi ve kotu ruh kavramlarini ve onlarin catismalarini anlatiyor kisacasi. Daha fazla detay veremeyecegim zira bilmiyorum cok, ben kendimi gosteriyi izlemeye ve bol bol fotograf cekmeye birakmistim, fotograflar acikliyor kendi kendini…









Bu resimdeki eleman Bulent Ersoy'a benzemiyormu :)))





Yaklasik bir saat suren gosteriyi izledikten sonra tekrar yola koyulduk, rotada sanatsal calismalarla unlu olan “Ubud” kasabasi var ilk olarak. Her turlu sanatsal faliyet var bu civarda ve koyler yaptiklari uretimlere gore ayrilmis birbirlerinden; mesela bir koyde agac yontma yada ahsap isciligi onemliyken bir digerinde tas isciligi one cikmis, bir baskasinda gumus uretimi ve digerinde batik ve yagli boya.

Yol uzerindeki buyuk bir batik uretim merkezinde durduk once. Halis muhlis bir Bursa cocugu olarak tabii ki hicbir kumas, sal, ipek (en dusuk kalitesinden) ve kadinlarin kiclari acikmis gibi hucum ettigi diger bilimum cul caput pek sarmadi beni. Tam bu mu yani buranin sanat olayi derken ust kata ciktik ve gozlerimiz yuvalarindan oynadi :) Her yer batik tablolarla doluydu, rengarek, cesit cesit, herbiri el yapimi. Kendimizi kaybettik sanirim gezerken, ve onlarca sey almamak icin kendimizi inanilmaz zor tuttuk. O figurler, o renkler inanilmaz guzeldi, ne yazik ki fotograflamak yasak oldugu icin hepsi icimde kaldi :( Tabii ki o anda kendimize Bali hatirasi olarak ne alacagimizi bulmustuk :) Her ne kadar secmekte cok zorlandiysak da sonunda Romeo ve Juliet hikayesinin Hinduizmde karsiligi olan “Ramayana” hikayesini resimleyen tabloyu almaya karar verdik. Alt kata inip bu tablolarin nasil yapildigini izledik biraz ve sonra tekrar yola koyulduk.




Bir sonraki kasabada agac isciligi ile unlu oldugu icin yine yol uzerindeki bir uretici yere girdik. Aslinda herkes uretici ve satici burada, yol boyu istemediginiz kadar cok varlar. Hala aklimiz batik tablolarda kalan bize pek birsey ifade etmedi acikcasi agac oyma eserleri. Hem oldukca buyuk ve agirlar hemde inanilmaz pahalilar. Altini cizmeden gecemeyecegim bir tek agactan oyma kahve koseleri ve sehpa takimlari aklimda kaldi, cok zariftiler ama hem onlari koyacak evimiz hemde alacak paramiz olmadigindan (bir set yaklasik 5000-7000 USD den basliyor) “aa ne guzelmis” deyip ciktik :) ve yola devam ettik.

Yol boyunca surekli kucuk kucuk koylerin icinden gectik hep, herhalde Bali hakkinda tek sevdigim seyde bu oldu tum adaya koy yasami hakim hala daha, oyle cok katli binalar, modern isyerleri ve gokdelenler gorebileceginiz seyler degil burada. Eh normal olarak da dogal hayat devam ediyor ve kafam kadar kertenler dolaniyor ortalikta!

Yolda cok buyuk bir tapinagin onunden gecerken “aa ne guzelmis” dedik ve durduk planda olmadigi halde. Iyi ki de durmusuz, o civarin en buyuk tapinaklarindan biriymis, oldukca guzel ve ilgincti. Tapinaga girmeden once bize yerlilerin giydigi (erkek kadin farketmiyor) eteklerden giydirdiler, hatta benim uzerimde uzun etek oldugu halde yinede giydirdiler, boyleymis burada :) Yapilarin eskiligi, tas isciligi, figurler inanilmaz etkileyiciydi. Bana hep Budizm ile Hinduizm ayniymis gibi gelirdi, degilmis birebir gozumuzle gormus olduk, tapinaklari bile oyle farkli ki. Mesela Hinduizm’de en cok dikkatimizi ceken sey; heryer sunaklarla dolu, gunluk adak veya bagis rituelleri varki ona sonra gelecegim. Ben ki tarih ve cografya’dan hic hazetmeyen insan, bu geziden sonra ozellikle dinler tarihi konusunda inanilmaz bir merak icerisindeyim. Okumak lazim bunu da, yapilacaklar listesi numara bin bilmemkac…








Neyse efendim orayi gezdikten sonra yine yola koyulduk esas hedefe dogru, esas hedefimiz volkan gormek :) Gitmeden onceki arstirmalarimda bol bol ismine denk geldigim, uydu gorunumune bakinca icimi titreten ve hatta urperten “Kintamani Mount Batur Volcano” hedefimiz. Yol bekledigimizdende uzun suruyor, dedim ya Bali bekledigimizden buyukmus. Birsure sonra dag yolu tirmanmaya basliyoruz, Uludag yolunu animsiyorum birden, sanki Uludag’a tirmaniyoruz ve farkediyorum memleketimi ne kadar ozledigimi (tamam tamam duygusallasmayacagim kisa kestim). En tepeye kadar cikiyoruz arabayla, oldukca kalabalik megerse tatil oldugu icin yerli turistte cok fazlaymis. Tepeden karsiya bakinca biraz hayal kirikligina ugruyoruz cunku tirmandigimiz dag bizim dusundugumuz gibi volkanin kendisi degil karsi yakasindaki dagmis. Halbuki ben gidip volkanin tepesinden icine bakmayi hayal etmistim icerde ne var diye :(

Aslinda oyle turlarda varmis ama sabah 2’de kalkip yola koyuluyormussun ve yaklasik 4 saat tirmaniyormussun aracsiz olarak. Neyse bu da fena degil diyerekten volkan manzarali bir restorana oturup yemegimizi yiyoruz ve bol bol fotograf cekiyoruz. Bu ortam ve restoranlar bize Bolu dagini animsatiyor nedense, ama Bolu dagindaki restoranda yedigimiz o muhtesem et ve yogurt yok tabii ki burada.



Donus yolu yine oldukca kalabalikti, bizde oldukca yorgun bitap ve uykusuzduk, benim nezle iyice kendini gostermeye basladigi icin ben sizip kaldim cogunlukla. Ayik oldugum zamanlardada cevreyi izleyip fotograf cektim mumkun oldugunca. Iste o anlara ait kisa kisa notlar;

-Din ile kafayi bozmuslar, kucucuk koylerde bile her evin kendine ait tapinak kismi var. Evler neredeyse bir goz oda ama bahcede kocaman bir alan sunak alani olarak ayirilmis. Iste cekebildigimce birkac ornek…




-Sansimiza biz varmadan birkac hafta once buyuk bir dini bayrammis onun icin herkesin evinin kapisi onune koydugu direge benzeyen bu buyuk sunaklar duruyordu. Seker kamisindan falan yapilmislar anladigimiz kadariyla. Karsidan bakinca oldukca guzel bir gorunumu var, ozellikle yolda sagli sollu oldugu zaman.


-Hindular hergune sabah evlerine, isyerlerine kucuk bagislar koyarak basliyorlar. Bir cesit gunluk rituel bu. Bagis dedigim sazlardan veya seker kamislarindan yapilma kucuk kucuk tabaklarin icinde cicek, meyva ve pirinc oluyor genellikle. Tanriya verdikleri icin tesekkurmus bir nebze. Bana sorarsaniz pislik oranini ikiye hatta dorde katlayan bir anlayis, cunku isyerleri bunu kapinin onune ve caddeye koyuyor. Eh surekli yagmur yagan bir ulkede varin sonucu siz dusunun, aksama dogru kaldirimlarin kenarlari hep bunlarla dolu oluyor, islanmis, ezilmis, dagilmis… Sabah koyduklari gibi aksam temizlemek gibi bir olay da yok, sokaga pislik olarak karisip gidiyor, sorarsan tanrilara gidiyor!



-Yolda bir adet kahve uretim merkezine ugradik, uretim merkezi dediysem gayet basit ve yerel bir mekandi, yerliler kahvelerini nasil yetistirip elde ediyor onu gormek icin. Daha once Vietnamda karsimiza cikan gelincik olayi ile buradada karsilastik ama Endonezyalilar gelincigi oldurup migdesinden kahve cekirdegini toplamak yerine diskidan topluyorlarmis. Hayvanlari oldurmeyisleri iyi de o diskiyi ne kadar temizleyebiliyorlardir orasi mechul... Hangisi daha kotu bilemedim.



-Yine yolda durup izledigimiz "rice terrace" yani pirinc tarlalari.


Son olarak yolda bir tapinaktaki torene denk geldik, yine tanrilara tesekkur icin bir suru bagis veya adak (tam karsilik bulamadim bu kelimeyede aslinda, ingilizcede offering diye geciyor) hazirlamislar ama bu seferki daha buyuk ve detayli bir toren. Ayni bizim bayramda hazirlanip suslendigimiz gibi suslenmisti butun kadin ve erkekler ve hatta cocuklar. Kadinlarin cogunlugu baslarinin uzerinde hazirladiklari bagislari baslarinin uzerinde tasiyordu, sonradan ogrendik ki bunlari tapinakta birakmayip sonradan alip evlerine goturuyorlarmis, yani bosa gitmiyor o canim meyvalar sevindik :) Yolda durup biraz onlari izleyip bol bol fotograf cektikten sonra otele geri donduk.

Eklemeden gecmeyeyim olurda yanlislikla yolu Bali’ye dusen olursa faydasi dokunur belki :) Tur bedeli 350,000 rupiah idi iki kisi icin, ama tum giris biletleri haric. Biletler ve ogle yemegide dahil olunca 800-850,000 rupiahi buldu harcamamiz.





Yemekten sonra her adim basi uzerimize atlayip birseyler satmaya calisan saticilari zar zor atlatip odaya donduk ve saat 10 gibi yataga attik kendimizi, hem bir onceki gecenin uykusuzlugu hemde o gunun yorgunlugu birlesince yamulduk zaten. Birde ustune ustluk ben gittikce salya sumuk moduna girip hasta oldugum icin dedik bu gece bari uyuyup dinlenelim yoksa ertesi gun gezemeyiz. Tam dalmak uzereydim ki uykuyla uyaniklik arasinda karsi duvarin bir ucundan diger ucuna hizlica kacan kerteni gordum!

Lanet olsun!!

Yataktan dogrulduk kocakisisi ile birbirimize bakiyoruz “bu ne simdi, neden biz tanrim” cigliklari atiyoruz icten ice. Iste o sirada duyduk iste o sesi… hemde odanin icinden geliyor! Kulak kesilip dinledik evet odanin icinden geliyor!! Odada, tam da bavulumuzun ustunde durdugu sehpanin altindan birsey bize guluyor!! Ne bu? Korku filmi gibi resmen, biz yine basladik “allahim sen bizi neyle siniyorsun boyle” demeye. Kafam kadar kerten yetmedi simdide odanin icinde birsey kikirdiyor resmen ve biz onun ne oldugunu bile bilmiyoruz. Korku dolu dakikalar, kocakisisinin elinde buzdolabinin uzerindeki metal tepsi, ben yatakta buzusmus elimde fener - gelen seyin gozune fener tutarim kacar belki, yada olmadi bademciklerini kontrol ederim fenerle!!

Bes-on dakika icerisinde ogrendik ne oldugunu; bir baska kerten! Saka gibi resmen, bir guleni denk gelmemisti o da denk geldi ya pes yani ben daha ne diyeyim!! Gecenin kalani soyle devam etti;

-Bana “yat dinlen senin iyilesmen lazim ben bunlari oldururum” diyen kocakisisi o g.t kadar odanin altini ustune getirdi, bir elinde metal tepsi diger elinde metal askidan yapilmis bir cubuk :)

-Ben daldigim her bes dakikada bir kosturmacalara can havliyle kalkip “noluyo, nerde, yakaladinmi” seklinde korku nidalari ile bir saga bir sola devrilip, defalarca sizip tekrar uyanip, hastaliga tavan yaptirdim.

Ve toplam dort saatten sonra gece ikide kovalamaca son buldu, iki kertende olduruldu ama tahmin edersiniz ki ikimizde olen kertenlerden beter durumdaydik! Ve bunlarin yaninda gecenin o saatinde odamizdan bam gum kosturmaca ve atlayip ziplama sesleri, uzerine birde tan tun metal tepsinin duvara vurma sesleri… Yan odadakiler bizim hakkimizda ne dusundu hayal bile edemiyorum, gercegi bir bilseler :)))

Ertesi sabah zombi gibi kalkip kahvalti ettik, bu da kahvalti esnasinda cekilmis bir goruntu, hani bakildiginda otel bayagi guzelmis gibi gorunuyor ama gercek hicde oyle degil, birde 3 yildizli otel burasi varin digerlerini siz dusunun...


Bizi goturecek taksiyi beklemeye koyulduk otelin resepsiyonunda. Bekle allah gelmez taksi… O sirada resepsiyonda da su bahsettigim kucuk tabak gibi bagislardan vardi, yere koymuslar yine. Tam onun oldugu yerde bir hareketlilik gorduk ve ayni anda kocakisisi ile birbirimize baktik.

H: Sende gordun mu?

A: Hizla kacan kocaman bir kuyruk gordum neydi o?

H: Bilmiyorum…

Az sonra ne oldugunu ogrendik; kocaman bir fare! Eh heryere ozelliklede tum surungenlerin ulasabilecegi yerlere yiyecek koyarsaniz adak madak diye olacagi budur. Otelin resepsiyonunda bile fare varsa siz dusunun gerisini, birde bu 3 yildizli otel.

Lanet taksi gelmedigi icin yoldan baska bir taksi bulup oradan uzaklastik hemen. Taksiciye ne kadar tutar dedigimizde once 500,000 Rupiah dedi bizde cus 200,000’den fazla vermeyiz (cunku onceki taksici 250bine olur demisti) deyince 250,000’e anlastik. Ve Bratan golune (Lake Bratan) dogru yola ciktik, maksat golun ortasindaki Ulun Danu tapinagini gormek.


Taksici cok uzun yol en az 2 saat surer dediginde bizi fazla para koparmak icin kandiriyor sanmistik ama dogruymus hakikaten, hatta trafikle birlikte 2,5-3 saati buldu gidisimiz. Gol daglarin arasinda volkanik bir gol, bize Konstanz golunu animsatti cogunlukla. Tapinaga gelince oldukca kucukmus, cevreye bakinip resim cekmek yarim saatten fazla vaktimizi almadi.

Neyse yine lafi uzatmisim da uzatmisim yine, fotograflari ekleyip bitiriyorum hizlica.






Aksamustu otele donunce tam odaya yonelmisken yorgun argin, yolda binalarin arasina saklanmis bir guvenlikci kesti onumuzu, israrla birseyler anlatmaya calisiyor ama full Endonezyaca... "Jimbaram jumbaram" birseyler diyor... Ne oldugunu anlamadik bakistik kocakisisi ile birbirimize, guvenlikcide anlamadigimizi anlayip donup bize "dinner" dedi, ve anladik su deniz kiyisindaki restorana gondermeye calistigini bizi aksam yemegi icin! Daha saat 3 ve adam aksam yemegi ayarlamaya calisiyor bize! hemde otelin guvenlikcisi!! hemde ingilizce bile konusamiyor!
Buradakilerin hepsi feciler turistlere karsi, tek amaclari var o da turist kaziklamak, otesi yok...

Aksamustu denizkiyisina inip gunesin batisini ve insanlari izleyerek gunu noktaladik...


Ve boylece iki gunluk Bali gezisini tamamlayip ucuncu gune geciyoruz her nasil olduysa kertensiz bir gece gecirerek.

3.gun istikamet Gili adalari… umuyorum yakinda :)

Buraya kadar azmedip okuyabilen varsa da alnindan opuyorum :)

Thursday, January 6, 2011

A ile H'nin doga ile imtihani

Zamanidir yeni maceralari anlatmanin…

Simdiden uyarayim uzun olacak bu yazi :)

Bildiginiz gibi yilbasi tatilinde Avustralya’ya gidemeyen biz hemen yeni yerler bakmaya basladik. Zaten uzun bir suredir aklimda Endonezya vardi surekli. Her yerini birkalamaktan bikmadigim gezi sitelerinde surekli gozume carpiyordu sessiz sakin kucucuk adalar, turkuaz rengi denizler ve upuzun bombos cennet gibi kumsallar…

Kulaga inanilmaz guzel geliyor degil mi, hele hele o hep alistigimiz karli ve soguk yilbasi tatili icin. Bir bedeli varmis ama…

Uzun zamandir goz koydugum, kocakisisinin basinin etini yedigim “Gili” adalarina gitmeye karar verdik. Baktik ulasim nedir nasildir, nereden gidilir diye. En yakinindaki iki buyuk kara parcasinin biri Lombok bir digeri Bali adasiydi. Bir tasla iki kus olsun hazir oralara kadar gitmisken gorelim diyerekten Bali uzerinden gitmeye karar verdik, ve bir Cuma gunu yola ciktik biz.

Her zamanki gibi yolculuga cikmanin heyecani ve sevinci bende hoplaya ziplaya koyulduk yola, basimiza geleceklerden habersiz. Bir yandan da o her zamanki ucak korkumu atlatmaya calisiyorum yolculuk heyecani ile. Tam da bir gun oncesinde Ayse Arman ucak korkusu ile ilgili bir yazisini okudum (bir ara onuda yorumlamak lazim burada), o kadar cok benzer nokta buldum ki kendimle ilgili kahkahalarla okudum yaziyi, demek ki korkan herkes sacmaliyormus en azindan ben bu kadar feci degilim dedim.

Neyse efendim biz ucaga bindik havalandik. Zaten Singapur o kadar findik kabugu gibi biryer ki hem kalkista hem iniste pilotlar yonlerini dogrultabilmek icin fildir fildir donuyorlar surekli icim kalkiyor. Hava biraz bulutluydu ama pek fena degildi, hatta bulutlarin fotograflarini cektim tepeden cok guzel gorunuyorlar diye. Karsidan iyiler ta ki iclerine girene kadar…



Kalkistan yaklasik 20-25 dakika sonra ucak birden bire oyle bir turbulansa girdi ki, pes pese iki kez hava bosluguna dustuk. Oyle bilindik sarsintilardan biri degildi resmen ucak hissedilir bir sekilde gum diye bosluga dustu. Bugune kadar onca yolculuk yapan biz, onca yere ucan biz, hayatimizda ilk defa bu kadar kuvvetli bir sarsinti hissedip bu kadar korktuk. Dedim kesin gidiyoruz biz, basladim sehadet getirmeye. Hatta o anda kocakisisiyle helallesmeye basladik hemen :) Bakmayin simdi popoyu kurtarinca gulerek anlattigima, omrumuzden omur gitti resmen. O sok ve korkuyla bulutlu ve bol turbulansli olarak, lanet bir havada ulastik Bali’ye sagsalim. Ama ne siz sorun ne ben soyleyeyim o 2.5 saat boyunca yasadiklarimizi.

Neyse efendim dedigim gibi o korku ve sokla indik, hemen havaalanindan vizelerimizi alip giris yaptik ulkeye. Aksam saatlerinde ulasiyoruz birde yollarda cok fazla vakit kaybetmeyelim diye havaalanina en yakin olan “Kuta” bolgesinden ayarlamistik otelimizi. Zira iyiki de oyle yapmisiz cunku Bali’nin ada olduguna bakmayin muazzam buyuk bir yermis, bir ucundan diger ucuna en az 3-4 saate variliyor, hatta trafigide hesaba katinca iki kati.

Otele saat 21 civarinda vardigimiz icin niyetimiz esyalari odaya birakip, bir elimizi yuzumuzu yikayip kendimize gelmek (gerci ucak sokundan nasil kendimize geleceksek) ve yakin cevreye soyle bir goz gezdirmekti. Daha resepsiyona adim atmamizin uzerinden bes dakika gecti gecmedi resepsiyondaki tuccar kilikli herif atladi “simdi siz yeni geldiniz acsinizdir, cok guzel bir balik lokantasi var boyle deniz hemen dibinizde ben orayi ayarlayayim, hatta gelip sizi arabayla aliyorlar” diye. Tovbe tovbe… Lan manyakmisin birincisi soyledigin gibi bir yerse biz tum tatil parasini bir gecede o lokantada birakiriz, ikincisi daha yeni inmisiz, elimiz yuzumuz toz icinde acelen ne! Kocakisisi ile birbirimize saskin saskin bakip yok bu gece olmaz deyip geri cevirdik.

Zor bela kendimizi odaya attik, otel deniz kiyisinda degil ama bekledigimizden sirin cikti (yanilmisiz fecahatmis!). Yesilliklerin icinde biraz eski olsa da kucuk kucuk villa tarzi odalar falan. Ucak faciasindan sag cikmanin sevinci ile donusu dusunmemeye calisarak attik kendimizi odaya, elimizi yuzumuzu yikadik oturduk yatagin ustunde yolculugun kritigini yapiyoruz. Bu arada oda inanilmaz los, hani ampullerin cogu gece lambasi gibi. Demeyin iste ne romantik falan diye, hersey soyle boyle seciliyor. O los isikta bir yandan konusup bir yandan da odayi inceliyorken kapinin uzerindeki oyma ahsap figurlerin kenarinda birsey takildi gozume. Benden hic beklenmeyecek bir sakinlikle (nedense tum yolculukta hep boyleydim kocakisisi benim sakinligime sasti en cok) cunku o anda cigliklara bogulmam beklenirdi, koca kisisine gosterdim “bir baksana surdakini ben mi yanlis goruyorum” diye.

Kapinin ustundeki oymalarda bugune kadar gordugumuz en buyuk kerten duruyordu hatta belki kerten degil iguana falandi!!! Hani o benim cok korkup kactigim, kocakisisinin cesitli atraksiyonlarla oldurdukleri ne ki! Elemanin sadece kafasinin buyuklugu elimin ayasi kadardi dusunun siz gerisini. Dogal olarak onu ilk goruste bir adim geri sicradi kocakisisi, sonra bana hayretlerle bakti nasil cigligi basmadim diye, sonrada resepsiyonu aradi odamizda kerten var gelip bakin lutfen diye. Aradigi anda gulmusler “kertenmi tamam hemen gelip aliriz biz” diye. Birkac dakika icerisinde gelen eleman gozleri kocaman olaraktan kapinin uzerindeki yaratiga soyle uzun uzun bakip “bu biraz!! fazla buyukmus ben bi resepsiyonu arayayim” dedi. Bes dakika icerisinde bizi baska bir odaya yerlestirdiler.

Ucak dustu dusecek sokunu herhalde ancak boyle birsey unutturabilirdi o anda bize. Kendimizi biran once disari attik birseyler yemek icin. Yakin cevredeki yerel lokantalardan birinde artik iyice alisik oldugumuz “fried rice” ve karideslerle biraz normale donmeye calistik ve cevredeki insanlari inceledik bir muddet. Sokaklar oldukca kirliydi ve yerli insanlar turistlere sadece iki ayakli banknot muamelesi yapiyorlardi her tatil yerinde oldugu gibi, ilerleyen gunlerde bunun ne kadar fazla oldugunu gorecegiz neredeyse zorla yakandan tutup birseyler satmaya ugrasacak durumdalar.

Geceyi oyle tamamlayip yorgun argin odaya donduk, dinlenip kendimize gelmemiz lazim zira daha Singapur’da usutup idrar yollari iltihaplanan ben antibiyotik aliyorum bir yandan, diger yandan da burnum akmaya basladi yetmezmis gibi. Ertesi gun tura cikiyoruz birde ustune ustluk, sabah 8’de araba ve rehber gelip alacak bizi otelden, tam curcunayiz yani yok yok. Tam kendimizi harap bitap yataga attik dalmak uzereyiz, odanin icindeki cop kutusunun poseti hasirdamaya basladi!! Allahim saka gibi, nasil bir sey bu neyle siniyorsun bizi! Kalktik tabii ayaga, kocakisisi uyku sersemi iki yana yalpaliyor ben yatagin ortasinda buzusmusum kacmaya hazir (nereye kacacaksin ki mal insan). Tahmin edin cop kutusunun icinde ne var? Tabii ki kerten!! Neyse bu seferki bir oncekinden kucuk (kendimizi avutmaya bak). Koca kisisi artik bu iste uzmanlastigi icin baska bir poseti cop kutusunun uzerine gecirip kerteni iceri kistirdi ve kutuyu oldugu gibi balkona atti.

Bunca seyin ustune butun gece bir gozumuz acik digeri kapali uyuduk. Bilmiyorduk ki bu daha baslangicmis…
Devami yakinda :)

Hosgeldin Bebek

Teyze oldum :)

Durun canim hemen sasirmayin oyle kucuk kardes hala daha liseye gidiyor ve cok sukur evermedik daha :) Kuzenim ve esinin dunya tatlisi minik bir ogullari daha oldu; Ahmet Bugra.

Eh bende dogal olarak teyze oldum ya da teyze yarisi :)

Tombik yanakli (bizim aileden aksi beklenmez zaten) sirin mi sirin bir bebek katildi ailemize, anne babasinin izni olmadan resmini koymak istemem buralara hem nazar deger falan. Kuzen ve enisteye ve de minik abiye buradan kucak dolusu sevgiler, hayirli ugurlu olsun gule gule buyutun minik melegi, Allah saglik sihhatle ogullarinizin en guzel gunlerini gostersin - ve daha bir suru guzel hayirli dilekler sizin icin, hepsini siralamayayim telefon gorusmemizede kalsin biraz, operim sizi cok.

Ayrica benden ve buyuk kuzenden umudunu kesen aile efradini da oyaladiginiz icin ayriyetten tesekkuru bir borc bilirim :D

Bir de unutmadan kocaman alkisliyoruz sizi kocakisisi ile :)))
A.

Monday, January 3, 2011

Hadi hayirlisi

Deliyim ne yapsam yeridir…

Sonunda dayanamayip benim patronum havalarindaki ama patronlugu benden once buraya gelmekten ibaret olan ve hicbir ise yaramayan sahsi buyuk patrona sikayet ettim!!

Buyuk patron cok anlayisli yaklasip tek tek dinledi ve hak verdi, ya da hak verirmis gibi gorundu, belli olur zamanla :D Yakinda sadece evde pisirdigim kurabiye ve yemeklerin tariflerini yayinlamaya baslarsam anlayin ki kapi onune konmusumdur :)

Saka saka, olurmu oyle sey (olmamali Tanrim).
Hani hep kotu adamlar dovulup kapinin onune atiliyordu? Sakin demeyin o anca filmlerde oluyor diye, ben hala inaniyorum adaletin varligina…
Var degil mi?? var var…

Sunday, January 2, 2011

Yorgun savascilar

Tatil bitti, gezi bitti, yeni yil telasesi bitti...
Cok sukur kazasiz belasiz donduk evimize. Cok sukur diyorum cunku bu sefer yasananlari anlatacak kelime yok; ne pismis tavugun basina gelenler, ne de colde kutup ayisi hikayesi bizimkisi bu sefer.


Birinin cok kotu gozu kaldi diyoruz, hatta demekle kalmayip kim oldugunuda neredeyse biliyoruz (bir daha hicbirsey soylemem o hatuna da, pis kemgozlu) ya neyse... Verilmis sadakamiz varmis bunca nazara karsi hayattayiz :)
Kocakisisinin dedigi ise;
"Bu tatilde hep uc kisi yolculuk ettik, sen ve ben, birde Azrail" :)

Simdi bizim bu tatil ustune gercek bir dinlenmeye ihtiyacimiz var gibi. Haftasonu eve kapadik kendimizi evimizle hasret giderip tadini cikariyoruz.

Okunacak ve yorumlanacak oyle cok sey birikmis ki bloglarda, uzun uzadiya gezme ve okumak lazim.


Kendime gelince de bir ara yazarim artik gezip gorduklerimizi ve basimiza gelenleri :)


Ayni resimdeki yorgun bebek gibiyim; yorgun, bitkin ve bezgin... Bavul gormek istemiyorum bir sure mumkunse :)
A.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails