Showing posts with label Film. Show all posts
Showing posts with label Film. Show all posts

Tuesday, July 24, 2012

Sinema kosesi

Izlenmis, listelenecek ve tavsiye edilecek bir suru film birikti yine.
Yaz aylari ve sicaklar cogu blogcuya bir rehavet getire dursun burasi 12 ay yaz oldugundan bendeki bu rehavet sebebi nedir cozemedim henuz :) Gezme tozma yok su aralar ondandir belki :)))
Popomuzun ustune oturdugumuz ve gezmedigimiz su bir iki ayda da ise guce vurduk kendimizi, haliyle yazacak pek renkli birseylerde yok hayatta hani, ise git eve gel hep ayni...Firsat bu firsattir birikenleri yazayim bende ;)

En son yolculugumuz sirasinda 24 saat ucunca bol bol doldurduk film arsivini tabii :) Hatta gozlerimin sismesinin sebebi ve sorumlusu da birazcik bu filmler oldu :)

Yolculugun ilk ve en unutulmaz filmi "V for Vendetta" oldu benim icin...
Aslinda uzun zamandir cok istedigim ama bir turlu firsat bulup izleyemedigim bir filmdi bu.

Tek kelimeyle muhtesem bir filmdi!

Alan Moore'un cizgi romanindan uyarlanmis filmde en begendiklerimden biri, Natalie Portman basrol oynuyor. Hatta belki hatirlarsiniz, Natalie Portman bu film icin saclarini kazitmisti ve oldukca ses getirmisti medyada.

Film ozgurluk savascisi V'nin duzene ve haksizliklara kendince! baskaldirisini anlatiyor. V'nin baskaldiri yontemleri filmin bazi sahnelerinde oldukca sert gelse de hayatin gercekleri yaninda bunlarin lafi bile olmaz sanirim...

En guzel yeri kesinlikle final sahnesi tabii ki!
Ucagin karanliginda herkes bilmem kacinci uykusundayken, kendimi bogazim dugum dugum "iste bu! iste bu! halk dedigin boyle olmali, insanlar boyle uyanmali, vay canina!!" diye cigirirken buldum :))
Artik nasil bir kaptirdiysam kendimi :) Asi, anarsik, komunist (ve daha niceleri eklenebilir buna...), bilhassa ozgurlukcu ruhuma cok iyi geldi bu film...

Ozgurluk, demokrasi ve haklar uzerine cok basarili ve oldukca yuksek kalitede bir film.
Ozellikle de gunumuzde, dunyanin ve ulkemizin icinde oldugu su demokrasi yoksunu gunlerde tekrar tekrar izlenip satir aralari cizilesi bir film bence.



*****

Siradaki bir diger film ise "Bir Hayvanat Bahcesi Aldik" oldu... Lakin bizim ceviri yoksunu Turk sinemacilar bu filmi "Dusler Bahcesi" diye cevirmis, yaratici zihinlere sapka cikariyorum! 


Neyse bunlarla kafalari bulandirmadan filme geciyorum :)

Bu filmde harikaydi, V for Vendetta kadar olmasa da...

Sanirim bu filmi ozellikle tatil sezonunda gosterime sokmuslar ve hedef kitle cocuklarmis. Bence yetiskinlerinde bir o kadar zevkle izleyecegi bir film. Coluk cocuk veya tek basina zevkle izlenecek bir film :) 

Film ilk basta komedi veya cocuk filmi gibi gorunse de oldukca duygusal bir aile dramini anlatiyor. Hayvanat bahcesi ve hayvanlarla olan kisimlarda ayri bir guzellik. Insanin ici gidiyor ortama, hele hele betondan binalara kisilip kaldigimiz su gunlerde...

Hikaye guzel, oyuncular da guzel. Ozellikle surekli aksiyon filmlerinde gormeye alistigimiz Matt Damon aile babasi olarak sasirilacak bir performans gostermis. Filmin diger oyunculari da oldukca iyiydi tabii ki :) Hele hele kucuk kiza bayildim, o nasil bir sirinliktir oyle, dogal halimi bu yoksa cok mu iyi rol yapiyor bilemedim :))



*****


Ust uste film izleme rekoruna dogru yelken acip ucuncu filmi de siraya koydum :))
Siradaki film "The Vow" yani Turkce cevirisiyle "Ask Yemini" idi, yeminin ask yemini olduguna kanaat getirmisler bu seferde :)

Filmi izlemeye baslayinca kocakisisinin "romantik film mi? hmmm sen izle bakalim izlemeye degerse bende izlerim" seklinde burun kivirmasina maruz kalsam da film klasik bir ask filmi veya buram buram romantizm kokan bir film degildi, baymadi yani.

Yeni evli bir ciftin gecirdigi bir trafik kazasi ile baslayan ve gercekten yasanmis bir hayat hikayesinden yola cikilmis bir film. Kaza sonrasi uzunca bir sure komada kalan Paige, komadan cikar cikmasina ama kismi hafiza kaybi soz konusudur. Ve hafizasindan silinen tek sey ise hayatinin son yillarini birlikte gecirdigi kocasi ve tum yasadiklari olur, kocasini tanimaz dahi!

Bu filmi izlerken ask filminden cok ufak capli bir dram izliyorsunuz aslinda. Sevdigi kadini geri kazanmak icin Leo'nun verdigi mucadele, yillardir kizin hayatinda olmayan ama hafiza kaybini firsat bilip hicbirsey olmamis gibi davranan ve ustune ustluk damadi dislayan bir aile, iki arada kalip ne yapacagini sasiran bir kadin...

Ve ister istemez insan filmi izlerken kendini oyuncularin yerine koyup, "ya benim basima gelseydi nolurdu?" demeden edemiyor :)
Digerleri gibi harika diyemesem de yorucu bir gunun ardindan, koltuga sevdiceginizle kivrilip, cayi, kahveyi yada herneyse alip zevkle izleyeceginiz bir film ;)



*****
 

Bu arada filmleri yazarken yoruldum izlerken nasil yorulmamisim ki :))
Ayrica filmlerin arasinda bir suru de TV programi izledim kisa kisa :) Bol miktarda yemek programi, birde Koalalarla ilgili bir program ki muhtesem birseydi! 
Ama onlari yazmayacagim tabii ki burda, yoksa bu yazi simdiden basini aldi gitti bile :))

Neyse devam ediyorum film anlatmaya, az kaldi dayanin :)

Bir sonraki film fantastik, harika bir filmdi: Hugo
Yok yok o cocuklugumuzda izledigimiz Tolga abili Hugo'dan bahsetmiyorum burada :D

Hugo isminde, kimsesiz, Pariste tren istasyonundaki saat kulesini kendisine yer edinmis ufak bir cocugun hikayesi bu. Eger benim gibi fantastik film severlerdenseniz kacirmayin derim, gayet ilginc ve surukleyici bir hikayesi var.

Filmin ilerleyen sahnelerinde ortaya cikan hikaye Paul Auster'in "Yanilsamalar Kitabi" ni inanilmaz derecede animsatiyor ki bu yonuye Paul Auster fanatiklerinden de arti bir puan aliyor bence.

Kacirilmamasi gereken bir film derim ;)



*****



Ve son filmden de bahsedip bu yaziyi burada noktalayayim, fazla bile uzadi :)
Uyku ile uyaniklik arasinda, birsuru filmi ve TV programini izlemekten hatlarin iyice karistigi bir anda baktim ki Kore filmleri de var listede. Eh bir Kore dizisi duskunu olarak gayet guzel geldi bu fikir kulagima tabii :)

Listedeki diger Kore filmlerinde korku ve gerilim unsurlari bol miktarda oldugu icin bende tek romantik icerikli olanini sectim, zira izlerken uyuyakalirsam sacma sapan ruyalar gormeyeyim diye :)))

Filmin orjinal adi (Korece degil Ingilizce) "Couples" yani "Ciftler".
Tesaduflerin bol miktarda bir araya geldigi bir filmdi. Bol bol entrika, tesaduf ve romantizm unsuru mevcut filmde, ama hepsi o kadar. Bir kore klasigi olarak filmin sonunu bitirmeyi becerememisler. Ben hep diyorum bu Koreliler ne dizilerin sonunu iyi bitirebiliyor ne de kitaplarin. Adamlarin son konusunda bir yeteneksizligi oluyor.

Ancak bu sefer filmin kendisi de pek sarmadi beni, sadece Kore dramasi yapsinlar diyorum ben :)) Hani bol bol vaktiniz varsa ve hic kafa yormayan birsey ariyorsaniz iste buldunuz :) Ama otesi yok, beklentilerinizi dusuk tutun...



Wednesday, February 29, 2012

Miyazaki filmleri

Miyazaki filmlerine sarmis durumdayiz su aralar.



Totoro’nun ustune sevgili zero’nun tavsiyesi ile “Kiki’s Delivery Service” (Kiki’nin kurye servisi veya kucuk cadi kiki diye cevirmisler Turkce’ye) ile devam ettik. Kiki de kesinlikle tavsiye edeceklerimden biri, kara kediye bayildimmm :)


Ve gecen gece “Howl’s Moving Castle” yani Howl’un yuruyen satosunu izledik. Tek kelimeyle harikaydi! Zaten Miyazaki’nin yaptigi herseyi zevkle izledim bugune kadar “Spirited Away” haric, onu da neden sevmedim, sevemedim bilmiyorum.

Sanirim su ana kadar izledigim en iyi Miyazaki filmi Howl’un yuruyen satosuydu diyebilirim. Miyazaki’nin o alisilmis stili devam ediyor ve buyulerle, bilinmeyenlerle basliyor animasyon oyle de devam ediyor. Adamin yaraticiligina, hayal gucune ve cizim gucune hayran kalmamak mumkun degil. Inanilmaz detaylar var filmde, ayrinti vermeyecegim ki seyretmek isteyen olursa hevesi kursaginda kalmasin :) Izledikce bana Dali’yi animsatti cogu yerde, sekiller veya cizimler degil dus gucunden bahsediyorum! Hele Howl’un odasini ilk gosterdigi bir sahne vardi ki, agzimiz acik kaldi resmen kocakisisi ile, saygiyla egildik adamin hayalgucunun onunde :)

Izlemeye deger bir film (daha dogrusu animasyon) kesinlikle kacirmayin derim, emin olun pisman olmayacaksiniz!


Aslinda sadece Miyazaki yazisi olacakti bu yazi ama daha gecenlerde izledigimiz “The Imaginarium of Dr Parnassus” filmini de ayni tadi alarak izledigimiz icin onu da ekleyeyim dedim. Fantastik filmlerden hoslaniyorsaniz kacirmayin derim! Zira bu filmi izlerken de Dali tadi aldik biz nedense, tum deliler bir noktada birlesiyor mu ne :)))

Film insanlarin dus gucunu etkileyebilen, kendi zihninde insanlarin dusledigi herseyi onlara farkli sekilde sunan Dr Parnassus’un ve cevresindeki insanlarin hikayesini anlatiyor. Dedigim gibi dus gucu konusunda oldukca iyi bir is ortaya cikarmislar, gorseller harika! Hele hele ayakkabilarla ilgili bir sahne vardi ki tam benlik, iste orada ben bittim :)) Oyuncular da oldukca iyi, ilerleyen sahnelerde filme giren oyunculari gorunce insan bir an gozlerini ovusturuyor, sonra birbirine soruyor bizim yaptigimiz gibi “bu o mu?” diye. Oyuncular konusunda inanilmaz suprizlerle dolu bir film, konusuda ilginc, yani izlemeye kesinlikle deger.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails