Showing posts with label Iste oyle birsey. Show all posts
Showing posts with label Iste oyle birsey. Show all posts

Tuesday, December 18, 2012

Maya takvimi gercegi

21 Aralik yaklastikca dunyanin sonu geldi laflari gittikce artiyor. Her kafadan ayri bir ses ama gercegi soyleyenine denk gelmek zor! 
Herkes konusuyor benim neyim eksik dedim :)) Oyle cok hikaye uyduruldu ki isin dogrusunu yazmadan edemedim. Hele hele baharda yaptigimiz Meksika gezisinde gercegi ve tum detaylari "Maya" soyundan gelen rehberimizden ogrendikten sonra...

Aslinda daha once Meksika gezimizi yazarkende deginmistim buna, Mayalar da yanlis anlasilmaktan muzdaripler. "Kiyamet falan kopmayacak dunyanin sonu degil, sadece takvimin sonu" diye cirpiniyorlar ama dinleyen yok ne yazik ki.



Isin asli su ki Mayalar matematik ve astronomi de oldukca gelismis bir toplum oldugu icin gezegen hareketlerini yorumlayarak takvim olusturmuslar kendilerine. Dolayisi ile bir baslangic noktalari var, bu dongunun basladigi zaman tam olarak tum gezegenlerin pes pese dizildigi bir doneme denk geliyor. Yani referans noktalari onlarin.
21 Aralik 2012'de ise yaptiklari hesap sonlanacak ve dongu tamamlanacak yine gezegenler ayni noktaya gelip bir hiza da dizilecek. Ama bu demek degil ki dunyanin sonu gelecek falan filan... Sadece Mayalar'in hesaplayabildigi takvim sona erecek hepsi bu! Gezegenlerin siralanmasindan ve hareketlerinden tabii ki bazi etkilenmeler, manyetik dalgalanmalar olacaktir ancak bu tur etkilesimler gunes ve ay tutulmasinda da oluyor, kalkip bunlari kiyametle bagdastirmak anlamsiz hakikaten.

Velhasil ola ki icinizde "evyah dunyanin sonu mu, kiyamet kopacakmi?" diyerekten dusunen varsa, iciniz rahat olsun bunlarin hepsi Mayalar'in ve Maya takviminin yanlis yorumlanmasindan ibaret hikayeler ;)

Gonul rahatligiyla gecirin 21 Araligi, 22 Aralik gunu gorusuruz ;)

Friday, December 7, 2012

Nereden cikti bu isim

Blogun ismiyle ilgili hikayeyi hic anlatmamisim sanirim bugune kadar...

Singapur'a ilk tasindigimiz zamanlardaydi, bir yandan ev ararken bir yandan da gecici olarak kocakisisinin patronunun evinde kaliyorduk o zaman. Evi ilk gordugumuzde "oo super iki katli bahceli ev mis gibi" dedik ama ilerleyen gunlerde anladik ki cehennemin dibindeymis ev! Adanin bir ucunda mahrumiyet bolgesindeymis resmen. Sonuc olarak aksam yorgun argin eve kendimizi atiyorduk ancak, gezme tozma hak getire.

Aksamlari yorgunluktan sizip kaldigimiz yerde de internetten dizi izliyorduk. Iste o siralar sardik "1 Erkek 1 Kadin" izlemeye. Hatta Star'da degil baska bir kanalda yayinlaniyordu pek populer degildi o zamanlar. Neyse sonuc olarak o siralarda bol bol izleyip bayilmistik 1 erkek 1 kadin dizisine, bolca kendimizi bulduk sanirim onlarda :)) Hatta o kadar hosumuza gitmisti ki blogun ismini koyarken o diziden esinlendik. Daha dogrusu ben kivranirken blogun ismi ne olsun diye, kocakisisi "bir adam bir kadin" olsun iste hem sonucta bizi anlatmayacakmisin deyiverdi.

Nerden cikti bu eski hikaye derseniz, bayram degil seyran degil hani :)
Birkac haftadir evdeyiz her turlu filmi diziyi izledik bitti demistim ya. Iste izleyecek birsey bulmakta kitlik cekince aklimiza yine bu dizi dustu ve yeni bolumlerini izleyelim bari dedik.
Ne iyi etmisiz birkac gundur uzun zamandir hic gulmedigim kadar guldum. Isin ilginci de dizideki diyaloglara mi guleyim yoksa bizdekilere mi bilemedim.

Dun aksam izledigimiz bolumde  Ozan ile Zeynep aile terapistine gidiyorlar, orada turlu cesitli tartismalar atismalar falan... Bunun uzerine benim cenem duramadi tabii;

Ben: Cok iyiymis ya :) Acaba biz gitsek aile terapisine neler neler cikar?
Kocakisisi: Ne cikacak kan cikar!
B: ......
K: hahahahaha

Bayagi bir egleniyoruz yani ;)

Guzel gecsin Cuma gununuz ve haftasonunuz...


dipnot: hakikaten acayip bir insanim oylesine alakasiz birsey yazmaya niyet edip oturdum, yaza yaza bunu yazdim, harbiden sirazem kaydi :)

Thursday, September 20, 2012

Farkli ulkeler, farkli erkekler



Insanlar cesit cesit ama baska ulkeler baska kulturler de isin icine girince bu ortam daha da bir cesitlenip renkleniyor. Ben en cok insanlarin farkli farkli davranislarina ve olaylar karsisindaki algilarina sasiriyorum sanirim. Dedigim gibi kultur farkli, anlayis da farkli. Bazen sasip kaliyorum, bazen onlarin haline uzuluyorum bazen de bizimkine…

Gectigimiz gunlerde kocakisisi ile sohbet ederken is yerindeki bir arkadasindan bahsetti. Oglen yemege ciktiklarinda dert yanmis biraz. Esi hamile oldugu icin evde yemek hazirlama isini bu ustlenmis yardim olsun diye. Kadin hep kendi memleketinin yiyeceklerini aseriyormus. Bu arada bu bahsettigim cift Hintli. Kadinin aserdigi ve istedigi yemekler hep hamur isiymis ve adam her gun iki saat hamur acip yemek yapmakla ugrasiyormus! Oyle toptan hazirlayinca da begenmiyormus esi, hergun taze hazirlanmaliymis! Iste bu sebepten dert yanmis biraz kocakisisine canim cikiyor yemekle ugrasmaktan ama napalim karima yardim etmem lazim diyerekten…

Hani baksan elin hintlisi dersin, yolda gorsen adam yerine koymazsin ama gel gor ki adam karisini nasil el ustunde tutuyor!

Benzer bir hikayeye de Kambocya gezisinde sasirmistik. Tuk tuk surucumuzden bahsetmistim hani daha once detayli olarak. O gunlerde bizi gezdirirken bol bol sabahin korunde kalkmistik gun dogusunu izlemek icin. Iste o sirada bize “benim icin sorun degil ben zaten saat 4-4,5 gibi kalkiyorum” demisti. Sebebini sordugumuzda esinin hamile oldugunu, ona yardim etmek icin o saatte kalkip tarlaya gittigini ve sonrasinda sabah kahvaltisini hazirladigini anlatmisti.

Vay be demistik! Bizdeki erkekler kadin hamileyse yardim etmeyi, yemek yapmayi birak dayak atar birde ustune. Kadin bebeginden de canindan da olur cektigi eziyetten.

Iste bunlari gorup duydukca sasirip kaliyorum ben boyle, birde dusunuyorum hep insanligi nerede kaybediyoruz, nerede yanlis yapiyoruz diye…

Thursday, August 16, 2012

Ey izleyici dile benden ne dilersen...

Izleyici ibresi 400'u bulmus hatta gecmis bile...
Nerden geliyorsunuz, nasil artiyorsunuz, bolunerek mi cogaliyorsunuz bilemiyorum :D
Ama iyi ediyorsunuz ;)
Ne yalan soyleyeyim her blogcu gibi birilerinin yazdiklarimi ciddiye alip okumasi, yorum yapmasi ve hatta begenilerini iletmesi gururumu oksuyor hani :) Hatta sadece ben degil kocakisisi bile iyice baglandi bu bloga, gezerken ve fotograf cekerken daha sabirli artik "sunu da cek bloga koyarsin", "aa bak bu fotograf cok iyi oldu tam blogluk" diye cumleler sarfeder oldu :) Yeni yazi yayinladigimda "dur bakim okuyayim neler yazmissin" veya "yorum varmi yorum, insanlar ne demisler" diye heyecanlanir oldu :)

Ben her ne kadar yasadiklarimiz kayit altinda olsun, yurtdisinda ailemizin ve dostlarimizin bizden haberi olsun diye bu blog isine baslamis olsam da, zamanla blog kendi yolunu buldu ve hatta ilk basta planlamadigimiz kadar bir suru guzel insanla tanismama vesile oldu :) Benim deli zirvalamalarimi kim okur diye dusunurken birde baktim ki birilerinin hosuna gidiyor, bir digeri ofiste gune baslarken kahvesini bizim talihsiz seruvenler esliginde iciyor falan...
Yani anlayacaginiz insan kendini izleyicilerle daha iyi hissediyor, iyi ki varsiniz :)

Gecenlerde gorunce izleyici sayisi 400 olmus, kocakisisi basimin etini yedi "aa ne ayip hediye ver bari 400. izleyiciye" diyerekten. Ne yalan soyleyeyim hic aklima gelmemisti cunku ben hep burayi kendi oyun bahcem gibi hissediyorum, hani ne blogumun dogumgunu diyerekten kutlama ihtiyaci duyuyorum (laf aramizda cok sacma geliyor bana, nedir efendim blogun dogumgunu?!) ne de hediye verme ihtiyaci...

Ammavelakin bakiniz istek kocakisisinden geldi, eh bende bos durmayayim 400'un hatirina bir hediye olayina gireyim dedim, hem maksat muhabbet olsun. Dusundum dusundum ne hediye gondersem bulamadim :D

Once dedim ki buralara ozgu birsey olsun, hani turlu cesitli yiyeceklerden derleme yapayim, ilginc bir hediye ilginc bir deneyim olur diye ama sonrasinda da izleyicilere aciip birseyler yedirip kusturmayayim dedim :)))
Ardindan uzak doguya ozgu cay guzel bir fikir gibi geldi ama herkesin damak tadina uyarmi bilemedim...
Baska blogcular gibi incik boncuk isine girmek istemedim, erkek izleyicilere ne olacak degil mi? ama elimin tersiyle de kalan bayanlari itemedim...

Anlayacaginiz kafam karisti ben bir karar veremedim :D
Karari size birakiyorum, dusundum ki benim paylastiklarimdan veya sizin uzakdogu usulu daha once akliniza, gozunuze takilan herhangi birsey olabilir. Tabii imkansizi istemeyin karikaturdeki gibi olmasin :)) Cekilise katilmak isteyenler bu yaziya lutfen yorum biraksin birde hediye olarak akillarina gelen seyleri yazsinlar tabii ;)
Bu arada oyle yok efendim bloga izleyici olun, yok sulalenize de izlettirin, beni her yerde carsaf carsaf paylasin sansiniz artsin diye bir kural yok! Dileyen katilsin, maksat eglenelim ;)

Birde uc bes kisiden ses soluk cikiyor digerlerinden ses seda cikmayinca burada kendi kendime calip oynuyormusum gibi geliyor bana :)) Yorum yazin yahu cekinmeyin, bakalim neler cikacak ortaya ;)

Son olarak bizden kisa kisa haberler verip kacayim...
-An itibari ile tatilden yeni donmus bulunmaktayiz - cus demeyin ayip ayip :) Yani yeni bir gezi yazisi yakinda...
-Neredeyse haftasonu gelmis ama izin donusu ise baslamak kotu geldi valla. Persembeyi Pazartesi gibi hissediyorum :(
-Bayram gelmis catmis bile haberimiz yok, memlekette olmayinca da hic tadi olmuyor boyle seylerin!

Tuesday, July 17, 2012

Ekmek arasi dondurma

Singapur'da yasamaya basladigimizdan beri gun gecmedi ki ilginc, garip, sacma sapan birseylerle karsiya gelmeyelim...

Ilk zamanlar oyle cok seye agzim acik kaliyor hayretlerle bakiyordum ki kaydini tutamaz haldeydim :) Simdilerde ise hala daha gariplikler devam ediyor, ben sasiriyorum ama eskisi kadar cok degil. Icinde yasadikca insana normal gelmeye basliyor sanirim :)) 
Iste bu da onlardan biri, tarihin tozlu sayfalarina not duselim de unutmayalim bu ilgincligi :)

Bir Singapur klasigi; ekmek arasi dondurma!


Ilk gordugumde ne olduguna hicbir anlam verememistim. Hatta sadece su sokak saticilarinin sattigini gorunce de denemeye bile tenezzul etmedim ne yalan soyleyeyim. Hani buralarda her buldugumuzu yutar hale geldik, aman sunu da deneyelim bunu da tadalim diye dusunuyoruz ama yine de bizim de limitlerimiz var yani :)))



Dedigim gibi sonralari buna da alistik, tabii yemeye degil gormeye! :)
Zamanla Cinlilerin ve cogu uzak dogulunun tatli ve ekmek kulturunun neredeyse sifir oldugunu gorduk. Tatli dedikleri seyler neredeyse hic sekersiz ve sutsuz tatlilar (cunku tropik ulkelerde sut uretimi sifir), joleler, buzlar soslar falan... Ekmek deseniz hayatta cok nadir yedikleri birsey, onun yerine bol bol pirinc lapasi var :) Hani yemekte ekmek yemek zorunda kalinca moralleri bozuluyor o derece :))
Eh bu iki yiyecekten pek birsey anlamayan bir topluluktan da boyle bir ilginclik (!) ortaya cikmasi sasilacak birsey degil :))

Sadece ekmek arasi dondurmayla kalsa iyi. Dondurma adi altinda satilan bir diger urun daha var ki, hala daha markette gordukce uzuluyorum dondurmanin dustugu hallere :)

Iste bu diger dondurma mucizesinin adi da "Potong" :) Malezya usulu dondurma...

Fotografta detaylari goruyorsunuz, kosebent birsey :)
Lakin ilgincligi sekli degil dondurmanin aromalari! 
Kirmizi fasulyeli, durian'li, misirli, jack fruit'li (durian gibi kokulu ve lastik tadinda bir meyva bu da), yam'li (patates gibi kok bitkisi bu da, sebze yani), siyah pirincli...
Anlayacaginiz adam gibi meyva aromali, tatli biseyler yok, varsa yoksa zerzavat aromali :)))

Fasulyeli dondurma olurmu yahu!!! oluyormus :)


*Fotograflar bana ait degil hepsini internetten buldum.

Thursday, May 3, 2012

Degisen birsey yok gibi

Aradan 20 kusur yil gecmis ama bizim ulkede hicbirsey degismemis gibi gorunuyor...
Ilkokul 2 de yada 3 deydik o zamanlar. Gariban bir mahalle mektebiydi bizimkisi, gerci o zamanlar boyle cok kolejler, ozel okullarda yoktu ya ortalikta, neyse. Hatta annem yillar gecip gittikce yari iclenerek yari alayla "seni Ataturk gibi mahalle mektebine verdim, buyuk adam olman lazim" der hep.

Bir mahalle mektebi ki siniflari sobayla isinirdi, hani dersin ortasinda kalkip sobaya odun atardik ates gecmesin diye...

Bir mahalle mektebi ki sinifin yarisindan cogu bitliydi. Bitler garibanlik madalyasi gibi dizilirdi en garibanlarin kafasinda dizi dizi...

Bir mahalle mektebi ki simit ayrandan baska birsey girmezdi kapisindan, yoktu o zamanlar, fazlasi da ayipti zaten olan bile yaninda getirmezdi...

Anlayacaginiz bastan asagi gariban ailelerin gariban cocuklariyla doluydu...

Zaten ne oluyorsa hep garibanlara olmuyormu bu dunyada!

Lutfeder gibi paket paket findiklar dagitildi siniflara.  Cocuktuk en varliklimiz bile tok evin ac kedisiydi, findik gormemis gibi yedik. Cocuktuk egrisini dogrusunu dusunmedik bile. Cocuktuk fiskobirligin ambarlarinda kuflenmis, tarihi gecmis findiklari hediye sandik yedik...

Ve ertesi gun zehirlendim... Dedim ya cocuktuk sevindim okula gitmeyecegim diye!

Sabah haberleri okurken icim acidi sutten zehirlenmis zavalli kucukleri gorunce.
Bir memlekette hic mi birsey degismez? Aradan gecen 20 kusur yila ragmen. Ve hep mi garibanlar oder bedelini, hep mi cocuklar oder? En dogal hakkidir sut icmek bir cocugun. Ve once ona muhtac hale getirip insanlari, sonrasinda da is! yapiyormus gibi nasil zehirlerler zavalli yavrulari?
Olanlara uzulmek yok, utanma yok anladik da zeytinyagi gibi uste cikmalari da cabasi!!

Saturday, January 7, 2012

Yikiyoz abi!

Az sonra anlatacagim hikaye Almanya'da yasadigimiz ilk aylara denk geliyor. Daha dogrusu kocakisisinin tek basina oldugu ve beni beklerken orada gecirdigi ilk aylara.

Dedigim gibi kocakisisinin Almanya'da ki ilk aylari. Yavastan cevreyi ve insanlari tanimaya calisiyor. O sirada cevredeki arkadaslari vasitasiyla Almanya'da buyumus yetismis "Alamanci" bir Turk genciyle tanisiyor. Ismi Mirsat olsun, nerden cikti bu isim bilmiyorum tamamen uydurma, gercek ismini kocakisisine sormak zor geldi simdi :)))
Neyse efendim Mirsat boyle saf, temiz bir Anadolu genci, ama tabii Alamanci aksani ile konusan bir Anadolu genci :D Tanistiklarinda kocakisisi bu elemanin ailesinin yeni bir ev aldigini ve icine babasi ile birlikte tadilat yaptiklarini ogreniyor.
Bu eleman ve babasi evin ic kisimlarini yikip dokmeye basliyorlar tadilat icin. O siralarda da kocakisisi ne zaman bu elemani yolda gorup nasilsin diye sorsa aralarinda su diyalog geciyor;

kocakisisi: Mirsat nasilsin? nasil ev isleri?
Mirsat: Yikiyoz abi!
kocakisisi: bitmedimi hala tadilat?
Mirsat: Yikiyoz abi!

ertesi gun yine;

kocakisisi: Mirsat ne var ne yok?
Mirsat: Yikiyoz abi!

Takip eden gunlerde ve haftalarda hep boyle imis :))) Baska diyalog yok, Mirsata ne sorsalar "Yikiyoz abi". Tabii sonucu bilmiyoruz yikim ne kadar surdu, geriye ellerinde kac duvar kaldi gibi :D Hatta isin ilginci Mirsat'in arabadan balyoz, insaat malzemeleri falan cikiyormus, tam yikim ekibi :))

Iste bu sebepten bizde arada aklimiza geldikce birbirimize ayni repligi tekrarlayip dururuz... "Yikiyoz abi"!

Lakin bu yazinin esas konusu bu degildi, sadece kelime benzerliginden aklima geldi :) Cunku bugun kocakisisi bana napiyorsun diye sordugunda verdigim ilk cevap buydu "yikiyoz abi"!

Daha once de yazmistim bu konu hakkinda, yani ilk kez degil basimiza gelisi ama sanirim sonu yok bunun. Kuf mantarindan bahsediyorum :(
Yaklasik Eylul'den beri suren yagislarin, oh hava serinledi diye sevindigimiz muson sezonunun mucizeleri bunlar. Son zamanlarda artik iyice fenalik gelmeye baslamisti bana astigim camasirlarin bir haftaya kurumamasindan ve dolaptaki esyalara bile elimi atinca islak islak hissetmekten, ama pek uzerinde durmamistim, daha dogrusu duramamistim yogunluktan. Lakin yeni yil tatili icin bavul hazirlarken farkettim ki durum dusundugumden cok daha vahimdi, bavula koyacak dogru duzgun elbise bile bulamadim, dolaptaki hersey kuflenmisti nerdeyse!!

Bu arada sonradan arastirinca ogreniyorum ki kuf mantari 70% nem oraninin uzerinde olusurmus. Kesin burasi 100% vardir, mubarek hava solumuyoruz su soluyoruz neredeyse!!

Tam yolculuga cikmak uzereyken hicbirsey yapamayacagim icin kuflenen tum elbiseleri torbalara tikip oylece birakmistim. Eh tabii donunce ellerimden optuler hepsi :D Sonuc itibariyle bu haftasonu kucuk banyoyu camasirhaneye cevirdim, once sirkeli suyla, sonra deterjanla, sonra bir daha deterjanla yikiyorum tum kiyafetlerimi :( Bir yandan da Allahim nolur yagmur yagmasin, nolur ruzgar durmasin da su yikanan camasirlar kurusun diye dua edip duruyorum.
Yani tam anlamiyla yikiyoz abi!!

Tum bunlari yaparken, hastaliktan kurtulamamam, akan burnum, birde ustune ustluk hastaligi benden devralip kafasini kaldiramadan atesler icinde yatan kocam da cabasi :(
Sanirim tum dolaplari kuf mantarindan temizlemek, butun kiyafetleri dezenfekte edip, yikayip kurutmak ve iyilesmek bir haftami belki de daha fazla zamanimi alacak. Eh gunduzleri ise gidip aksamlari da temizlik yapacagimi varsayacak olursak simdi kafama takilan bir tek sey var;

Evdeki buyuk huniyi mi taksam daha cok yakisir yoksa kucugunu mu??

Wednesday, December 14, 2011

Biz kadinlar hic buyumeyen kiz cocuklariyiz aslinda

Bir kiz cocugunun buyumesi ne zaman biter acaba?
Ilk adet gordugunde mi, 18 yasini doldurunca mi, evlenince mi, sacina ilk ak dusunce mi?

Bence hicbiri degil. Bir kiz cocugu buyumez, kac yasina gelirse gelsin asla buyumus gibi hissetmez kendini. Son nefesini ici arzularla, heyecanlarla dolu bir kiz olarak verir...


Diyor sevgili Zulfu Livaneli son kitabi Serenad da. Belki de kitabi okumadan beni boylesine sarmasinin en buyuk nedenlerinden biri yukarida ki satirlar. Kadinlari bu iyi kadar cozebilmis, bu kadar iyi anlayabilmis bir erkegin satirlariydi beni etkileyen. Benim her zaman dusundugum ama dillendirmedigim satirlari bir erkegin boylesine net soyleyisi idi beni etkileyen...


Yok yok bu bir kitap inceleme yazisi degil kesinlikle, onu da yazacagim ama bu yazi o yazi degil :) Bu yazi "kadinlar ne ister?" yazisi, ya da "kadinlar nasil mutlu edilir" yazisi.


Nereden cikti simdi bu derseniz...

Is, guc kosusturma ile kendimi kaybetmisken tam da bugun, kapidan giriste is yerindeki guvenlik gorevlilerinin bana seslenmesi ile irkildim birden. Ne oldugunu anlamak icin geri donup baktigimda adima birakilmis kocaman bir kutunun resepsiyonda beni bekledigini gordum. Ancak iki kolumla sarip tasiyabilecegim, gosteristen uzak, sade, hos bir kutu. Nedir bu? diye sordugumda bir kuryenin benim icin biraktigini soylediler ve hediyeymis diye eklediler. Peki kim birakmis diye sordugum da ise bilmediklerini soylediler.


Gondericisinin belli olmadigi, uzerinde adim, adresim ve telefonumun oldugu kutumu kucaklayip ofisime dogru yollandim saskinlik icinde. Aralik ayi hediye ayi olmustur benim icin cocuklugumdan beri, hep heyecanla hevesle beklerdim ay sonunun yaklasmasini eskiden. Eh bu heyecani bilen, anlayabilen ve yakinimda olan yegane insan kocakisisi olduguna gore, kesin o gondermis olmali kutuyu, baska kim olabilir ki. Aslinda henuz biraz erken ama... kesin beni sasirtmak icin boyle birsey yapti. Kutuya baktim soyle bir, beyaz arkaplan uzerine sirin ciceklerin oldugu karton bir bir kutu. Hmmm... cicek olmasin sakin icinde? Boyle bir kutuda cicek gondermek ilginc olurdu, ben olsam saplarini koparip bir suru cicek doldururdum bu kutunun icine :))) Yok yok kesin pasta kurabiye falan olmali, hem ne kadar da benziyor kartondan cupcake kutularina! Offf meraktan catlayacagim, bak birde supriz yapamiyorum diyor bana, nerden de aklina gelmis boyle bir kutuyu kuryeyle gondermek, ben bile akil edemezdim bak bu kadarini.


Bu dusunceler beynimde dans ederken ofisime ulastim sonunda...
Heyecanla sirin kutumu masamin uzerine koyup kenarindaki bantlari kestim. Kapagi yavasca actim, birde ne goreyim... Kutunun ici cesit cesit cips, biskuvi, cikolata falan dolu :))) Anlasilan yil boyu harcadigim binlerce dolarin yuzu suyu hormetine (binlerce dolar benim degil tabii isyerinin bu arada) satis yapan bayilerden biri hediye olarak birakmis bu kutuyu benim adima :) Asansorde gecirdigim sure biraz fazla uzamis ki bende kafa da yazmisim da yazmisim senaryoyu :) Tam da dun aksam kocakisisi benim hakkimda "husnuzan" et "suizan" etme diyordu, al iste husnuzan ettim ne cikti ben daha ne yapayim :)

Uzun lafin kisasi deyip bagliyorum :) Beyler kadinlari anlayamamaktan yakinirlar ya hep (caktirmayin biz bile anlayamiyoruz kendi kendimizi bazen) , en basta dedigim gibi hic buyumeyen kiz cocuklariyiz biz aslinda. Kadinlari mutlu etmek zannettiginizden de kolay ve basit. Sevgiye ve ilgiye ihtiyacimiz var her daim, o yuzden arada sacimizi oksamayi, omzumuza kolunuzu dolamayi unutmayin ;) Oyle tek taslarda, pahali mekanlarda, marka hediyelerde gozumuz yok cogumuzun. Hic beklenmedik bir anda en sevdigimiz cikolata veya seker paketi ile belirin bak kapinin onunde, gorursunuz bir cikolata ile bile ne kadar mutlu olabildigimizi. Veya kaciniz durup dururken, sadece sevdiginiz kadini sevindirmek, mutlu etmek adina en sevdigi meyvadan kocaman bir torba alip gittiniz bu gune kadar durup dururken. Sebepsiz yere bir buket cicek alip sevdiginizi sasirtmak neden bu kadar zor gelir hic anlayamamisimdir ben...

Diyecegim o ki, biz kadinlar kucuk kiz cocuklariyiz sadece sevgi ve ilgi bekleyen, hani o kadar da zor degil bizi mutlu etmek yeterki biraz kafa yorun ;)

dip not: tam da 200 uncu yazi olmus bu :) dile kolay tam 200 yazidir kafanizi utuluyorum burada :)))

Friday, October 28, 2011

Oglen yemegim bir saka!

Yemegin sokunu hala daha uzerimden atamadan yazayim dedim, oglen yemegi niyetine "saka" yedim! Evet evet bildiginiz saka, yani oyle olmali... yoksa yemege benzemez o seyi aciklamanin baska hicbir yolu yok.


Daha once de bircok kez bahsetmistim buranin feci yemeklerinden, oglen yemeklerinde cektgim eziyetlerden, ama bu seferki hakikaten dumura ugratti beni. Hem gec kaldim hemde canim pek birsey istemiyor diye hafif birseyler yiyeyim dedim. Kafeteryaya gittigimde Vietnam restoraninda salatalar oldugunu gordum, tamam dedim iste bu aradigim sey. Ama yanilmisim ki ne yanilmak, zira aldigim tabaktaki sey salatadan baska herbirseycige benziyordu!


"Mango'lu ve karidesli salata" alma hatasinda bulundum ki mango dedikleri sey herhalde mangonun en olmamis ham haliydi. Tabagimdaki mango adi altindaki parcalar resmen agac kabugundan halliceydi! Uzerine konmus iki!! yanlis duymadiniz birde sayi ile yazayim 2 adet bit kadar ahi gitmis vahi kalmis karides acaba hakikaten kamera sakasi falan mi diye ciddi ciddi dusunmeme neden oldu. Lakin ustune tuy dikilmis hali satici kadinin salatanin uzerine sorrr! diye bol acili ve chili icerikli yagli suyu dokmesi ile oldu :D

Ilk kez bugun elimde tam donanimli, fotograf cekmeme musait bir telefonum olmadigi icin uzuldum, salata adi altindaki ucubeyi fotograflamali ve ibreti alem icin buraya koymaliydim.


Once yagmurun altinda taaa kafeteryaya kadar yurudugume mi yanayim, verdigim paraya mi yanayim, ac kaldigima mi yanayim yoksa belki "yenilebilir" birseydir diyerekten agzima attigim ilk bir iki catal sonrasinda agzimda kalan ve iki fincan cay ictigim halde gitmemis olan garip tada mi yanayim... bilemedim :)


Bu arada gunlerdir elim varmiyor bir turlu birseyler yazmaya, hayatin kosturmacasi, memlekette olanlar... pek yazasim yok yani. Yazacak cok birsey de yok aslinda. Gectigimiz haftasonu yine ufak bir haftasonu kacamagi yaptik, belki onu yazarim en kisa zamanda. O zamana kadar iyi davranin kendinize.

Guzel bir haftasonu dilerim herkese :)

Tuesday, May 31, 2011

Son zaman haberleri

Son zamanlarda atil bir durumdayim…


- Yapilacak dunya kadar isim var bense aylaklanip duruyorum
- Yapilacaklar listeleri yapip yapip hicbirini tamamlamiyorum, birkac gun sonra eskisinden uzun yeni listeler hazirliyorum
- Planlar yapip sonra iptal ediyorum
- Usenip gidecegim yerlere gitmiyorum
- Havaleli gibi surekli uyuyorum :)))
- Blogumla da ilgilenemiyorum
- Yazilacak onlarca konu var, yazayim diyorum ama yazmiyorum
- Eklenecek resimleri ekleyip yazilarini yazmiyorum, yarim kalanlari tamamlamiyorum (Bkz: Bangkok gezisi)




Durum vahim velsahil, bir bosvermisliktir gidiyor su gunlerde hemde en deliler gibi kosturuyor olmam gereken zamanlarda! Herseyin planli programli oldugu, hicbirseyi unutmadigim ve hatta ihmal etmedigim o duzenli hayatimi kim aldiysa geri verebilirmi lutfen?! Zira bu yeni durumla pek basa cikamiyorum :)


Hayatin kosturmacasi azalmiyor artiyor ama benim aklimdaki tek sey bembeyaz kumlarla kapli bir kumsalda sessiz sakin uzanip kitabimi okuma fikri…


En iyisi ben gidip yuzume bir su carpayim da kendime geleyim :)))


Dip not: Haydi ben bu durumdayim da diger blogculara ne oldu, pek bir sessiz ve tatsiz mi ortalik yoksa bana mi oyle geliyor? sanki cogunlugun eli yazmaya gitmiyormus gibi...


Daha bir dip not: geri sayim basladi son 23 gun…

Saturday, May 7, 2011

Gunbatimi, secim ve demokrasi


Gun siir gibi batti bugun, paylasmadan edemedim. Coktan gece yarisina yaklastik bile. Ne garip dunyanin bir ucunda gun batarken digerinde daha yeni dogmasi...


Haftasonu sesiz sakin yine :)

Turkiye'de ki secim telasesi ve tantanasindan kurtulduk derken, buranin secimlerine yakalandik. Haftalardir suren secim telasesi sonunda bugun son buldu sukur. Dunyanin hicbir yerinde duzen degismiyor lakin. Suyun basina oturanlar ellerindeki guc ve zenginlikten vazgecmemek icin elinden geleni yapiyor. Ve isin garibi dunya uzerinde cogu yerde bu isin adi demokrasi! Bizim ulkemizde ve diger cogu ulkede oldugu gibi tepedekiler demokrasi masallari ile zavalli halki uyutup oylarini aliyor, sonrada kendi islerine devam ediyorlar...
Ulkenin en zenginleri, en onemli sirketlerine sahip kisiler ve aileler, mal varligi milyon dolarlari bulanlar yine ulkeyi yonetenler! Ve ne yazik ki zavalli halk hakki olan ve sorgusuz sualsiz verilmesi gerekenler verildigi zaman bu adamlara mutesekkir oluyorlar!

Dunyanin duzeni degismiyor velhasil, bizde yanlislarin dogrulari goturdugu gibi arada kaynayip gidiyoruz boyle...

Guzel ve gunesli bir haftasonu dilerim hepinize ;)
A.

Thursday, December 9, 2010

Bulent ile Rahsan gibiydik

Gecen gece uzun zamandir geciktirilmis kartlarimizi yilbasi bahanesiyle yazmaya oturduk kocakisisi ile. Son yillarda bizde bir eksiye ozlem var bol miktarda. Maillerden, sanal ortamlardan bayginlik geldi. Samimi, icten ve sicak gelmiyor bize bunlar. Onun icin eski usullere duskunlugumuz artti.

Ozellikle kucuk kardese her gidilen ulkeden yeni bir kartpostal gonderme gibi bir aliskanligimiz var mesela. Bu vesileyle yeniden isindik kartpostallara, bahaneyle her gittigimiz yerin postahanesini de gormus oluyoruz.

Dedigim gibi gecen gece oturduk yazdik kartlarimizin bazilarini. Guzel oldu basbasa verip muhabbet sohbet ile en icten samimi duygularimizi bir araya getirmeye calismak. Kocakisisi yazim guzel diye yazma gorevini bana verirken ikimize de bol bol cay servisi yapti. Bu arada benim hic bilmedigim ufak bir hikayeyi aktardi bana, zira ayni onlar gibiydik...

Zamaninda rahmetli Bulent Ecevit CHP genel baskani iken paralari yokmus hic (simdikilerin hepsine kapak olsun hani anlayan olursa - tamam tamam sustum siyaset yok). Parasizliktan sekreter tutamadiklari icin oturup bayram, yeni yil tebriklerini kendisi yazarmis. Bulent Ecevit'in yazisi cok guzel oldugu icin kartlari o yazarmis, Rahsan Ecevitte ona cay servisi yaparmis surekli :)

Daha yazilacak kartlar var, henuz bitmedi zira sevgili Leylak dali'nin duzenledigi kart etkinligine katildim, gec olsada bildireyim size buradan :) Hem cok cici bir logo da hazirlamislar hatta bu etkinlik icin. Bu haftasonu cikip cici cici kartlar secilecek ve yazilip gonderilecekler biran once yerlerine.
Sevdim ben bu kart yazma isini.

Birtek eskiyi ozleyen ben miyim? Neden kimse bu kadar abartilmis ve sisirilmis teknoloji duskunlugunden rahatsiz olmuyor hic...

Tuesday, November 23, 2010

Ama ben daha mimar olcaydim

Yine atil bir gunumdeyim, hani olur ya birsuru isiniz vardir ama hicbirini yapamazsiniz hep bir seyleri ya da birilerini beklemek zorundasinizdir :( Iste aynen oyle birgun bugun, butun gun elle tutulur adam gibi birsey yapmadim, yapamadim… Gicik oluyorum oturdugum yerde.

Birde ustune kendimi vurdum dizayn sayfalarina ve bloglarina basladim yine hayatimi ve isimi sorgulamaya :( Biri bana su sayfalari yasaklasin lutfen ne zaman tasarim ve dekorasyon sitelerini gezsem kotu oluyorum resmen… Isi gucu kariyeri oldugu gibi birakip gidesim geliyor, neyime guveniyorsam?!

Su anda herseyi birakip mimar olasim var mesela… Bir suru ev dekore edesim var, hepsi de ayri renk ayri stil… Ya da cilgin bir dizaynir (Turkcesi boyle mi yaziliyor bunun?) olasim var, kesip bicip yapistirsam herseyi birbirine, hani “ol” desem ve olsa… Ya da bir fotografci olsam mesela, saatlerimi kendi bayildigim detaylari cekmek icin harcasam ve hatta bundan para kazansam :)

Para anahtar kelime burada :( Hani belki babamizin hanlari hamamlari olsa olurdu bunlar, sirf kendi zevkime istedigim isi yapardim iste o zaman, ama… lakin ama…
Yine bir depresif modumdayim anlayacaginiz, bugun benden hayir gelmez yarina allah kerim :)

Butun gun bakip bakip bayildigim o detaylardan birkacini ekleyeyim de gozunuz gonlunuz acilsin benim bu depresif halimden sonra :)






Thursday, September 30, 2010

İşsiz

Cok severek okumusumdur hep Bekir Coskun'u. Siyasi dusunceleri bir yana kendime yakin hissetmemin, birseyler bulmamin en buyuk sebebi gozunu budaktan sakinmamasi, sonu nereye varirsa varsin dogru bildigini soylemekten cekinmemesidir. Zaten onun icin Hurriyet gazetesindeki kosesinin adi "Dokuzuncu koy" idi. Kovuldu, dokuzuncu koyden bile... Yine vazgecmedi dogru bildigini soylemekten.

Iste bu sebeptendir belki kendimi yakin hissetmem, cunku bende hicbirseyden cekmemisimdir su hayatta dilimden cektigim kadar. Rol yapamam, yalan soyleyemem, dogru bildigimi direk soylerim ve sonuc olarak bir sonraki koyu aramaya baslarim :)

Neyse efendim konumuz ne siyaset, ne Bekir Coskun'un kovulusu, ne de ben. Az once Bekir Coskun'un 28 Agustos 2010 tarihli HaberTurk yazisina denk geldim (bu arada bu da son yazilarindan biriydi, cunku oradan da kovuldu kisa sure once) ve okurken bogazim dugumlendi. Halime ve sabahlari ayaklarimi suruyerek geldigim isime sukrettim :) Paylasayim istedim...


BİRKAÇ gün önce işsizden mesaj gelmişti. Kısacık notunda diyordu ki:"Rüyamda işe girmişim..."

İşsizin sabah uyanışı farklıdır, hiç unutmadım...
Uyanışın bir-iki saniyelik o ilk intikal anında, kötü bir şey olduğunu, içindeki sızıyı hisseder de işsiz, sebebini birazdan hatırlar:İşsizdir...
Sabahları bir işe yetişecekmiş gibi hazırlanır işsiz...
Oysa ulaşmak istediği şey sadece umuttur...
Onun da nerede olduğunu bilemez, bilse yetişemez...

Şu KPSS...
Bir büyük rezaleti anlatsa da bize...
Aslında dağıtılacak umudun az, umut bekleyenlerin çok oluşundan kaynaklanır...
Egemen güç; o umudu kendi çocuklarına veriyordur sadece...
Kimsesi-arkası-gücü olmayan işsiz gençlerden çalıp da...
Ve daha iş hayatının ilk muhtemel adımında, bir ulusun tüm gençlerine cingözlüğün-avantacılığın-ahlaksızlığın-biat etmenin her zaman işe yaradığını öğretir egemen güç...

Ben anılarımda en çok işsizin akşamlarını hatırlarım...
Eve giden son köşedeki duraksamayı...
Köşenin bu yanında o gün için tükenen umut...
Öbür yanında ezik bir yürekle içine adım atılması zor bir ev...
Akşam sofrasında boğazdan geçmeyen düğüm düğüm lokmalar...
Bakışların sessizliğindeki sorular...
Herkes geceleri yaşarken, ışığı söndürülmüş bir odada, kimsenin asla duymadığı o uzun çığlık...
Ve kimseye duyurmadan ağlar işsiz...Ben bilmez miyim...

Birkaç gün önce mesaj atmış, notunda diyordu ki:"Rüyamda işe girmişim..."

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails