Showing posts with label Kitap. Show all posts
Showing posts with label Kitap. Show all posts

Friday, March 22, 2013

Memleket Halleri 2

Memleketten fersah fersah uzaktayken bakip bakip en cok ozendigim seylerden biri kitapcilari rahat rahat gezen, yeni cikan kitaplari hemen alan ve kitap fuarlarinda vakit geciren blogculardi. Eh kolay degil biz eldekilerle idare etmek, onlar da bittiginde simdi ne okusak diye hayiflanmak durumundaydik :)

Bu sebepten dolayi Bursa kitap fuarinin bizim burada olusumuzla ayni zamana denk gelmesi altin degerindeydi benim icin. Ayagimizin tozuyla attik kendimizi fuar alanina :)

Attik kendimizi atmasina da fuar alanlari neden boylesine cehennemin dibine yapilir, neden memleketimin degerli (!) belediyeleri belediyecilik gorevlerini hakkiyla yerine getirmeyip adam gibi ulasim ve servis ayarlamaz sorgulamadan edemedik. 
Gorunen o ki aradan ne kadar zaman gecerse gecsin pek birsey degismiyor ulkemde, kitap okuyorsan verilen cezayi kabullenecek surum surum suruneceksin!

Herseye ragmen fuar alanina vardik, azimliydik kitaplardan bizi kimse koparamazdi :)

Fuar alani ana baba gunuydu desem yanlis olmaz acikcasi. Iyi birsey mi yoksa kotu birsey mi tam emin degilim aslinda. Durum su ki; kitap fuari suresince okullar ogrencilerini otobuslere doldurup doldurup kitap fuarina goturduler. Bunun ardinda yatan dusunce cocuklara kitaplari ve kitap okumayi sevdirmek ise ne mutlu bize, genclikten umutlu olalim belki birseyler degisir...
Lakin gercek amac bunun disinda birseyse - aklimdan gecenler pek bir cirkin kaldi yazdigim halde sildim, ben oyle dusunmeyi yakistiramadim ki umarim kimse de oyle bir dusunceyle davranmamistir - yazik olur, sirf kuru kalabalik yaratmaktan oteye gecmez.


Kalabaliga, soguga, mesafeye ragmen kitap fuarina gitmek, kitaplara dokunup sayfalarini karistira bilmek, uzun sureli ozlemimizi biraz olsun dindirebilmek adina guzeldi bizim icin.

Kendimi tutmasam, birde karun kadar zengin olsam tabii :)) tum fuari cantaya dolduracaktim ya tuttum kendimi. Fuarin ganimetleri 5 kitapla sinirli kaldi benim icin. Uzun zamandir hasretle bekledigim Yedinci Gun-Ihsan Oktay Anar cantada yerini alan ilk kitap oldu, sonrasinda Limonlu Pastanin Siradisi Huznu aldi cantadaki yerini. Hep istedigim ama bir turlu firsat bulamadigim Iskender Pala ile tanismam bu sefere kismetmis, bakalim memnun kalacakmiyiz birbirimizden. Ardindan birde baktim ki Schrödinger'in Kedisi atlayivermis benim cantaya, hic sesimi cikarmadim devam ettim yoluma :)) Son olarak Can Dundar'in Uzaklar kitabini elime aldim ki birakamadim bir daha yerine, uzaklarin, gitmelerin kitabi olur da ben okumazmiyim.
Tum bunlarin ustune en cok Uykusuz'un onunde vakit gecirdik sanirsam, ihtiyacim olmadigi halde oo cok lazim diyerekten kendimi kandirip cantaya attigim kedili urunler de cabasi :)

Sonuc olarak bu guzel tesadufle yapilacaklar listemizdeki bir secenegi daha planlanmamis dahi olsa tamamlamis bulunduk. Soguk hava ve insanin iliklerini dondururcasina esen ruzgarda fuar alanina yurumek zorunda kalmak ertesi haftayi komple bitirip hastalik sebebi ile beni gunlerdir yatak yorgan yatmaya mecbur etse de durumdan memnunum mutluyum, yine olsa yine giderim yine gezerim :)

Sunday, February 10, 2013

Kitap kosesi: Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak

Harvard'li felsefe profesoru Thomas Cathcart ve Daniel Klein'in kaleme aldigi, daha dogrusu felsefeyi espri yoluyla anlattiklari, guldururken dusunduren stand-up sonucu ortaya cikan kitap serisi; "Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer" , "Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington’a Gider" ve "Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu".
 

Bastan soyleyeyim ben Felsefe sevmem ve hatta anlamam :) Anlamadigim icin mi sevmem yoksa sevmedigim icin mi anlamaya calismam bilemeyecegim.
Bu kitaplarla ilgili "Felsefeyi espri yoluyla anlatiyor", "Felsefeyi sevmeyenler icin en guzel anlatim yolu" seklindeki yorumlari okumamis olsaydim da bu kitaplardan herhangi birini elime alirmiydim bilmiyorum.

Herseyin bir ilki vardir diyerek serinin ilk kitabi "Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer" ile Felsefe dunyasina adim attayim dedim. Kitapta felsefi kavramlar ve gorusler espri yoluyla anlatilmis ve hatta bolca fikra ile orneklenmis. Kitapla ilgili yazilar ve yorumlarda daha once karsilastigim gibi "bol bol guldum, gozumden yaslar geldi, felsefe bu kadar eglencelimiymis" diyemeyecegim ne yazik ki. Cogunu onceden de bildigim fikralari okumaktan, can SIKINTISIndan ve zorla kitap bitirmekten oteye gecemedi benim icin bu kitap.

Felsefe tarihiyle ilgili detaylarin ve sozlugun oldugu bolumlerin kitaba dahil edildigi yerin en sonda oldugunu kitabi bitirirken farketmem de bu memnuniyetsizligime tuz biber oldu sanirsam! Bari zahmet edip en basta ufak bir uyari koysaydilar okuyucunun gozden kacirma ihtimalini goz onunde tutarak.

Sonuc olarak kitabi okudum da Felsefeyi anladim mi? hayir! Sevdim mi? ona da kocaman bir hayir!
Serinin kalan iki kitabini okurmuyum, okuyabilirmiyim orasi ise mechul :)


Kitap neye benziyor diyenler icin kitaptan alintilar;

Voohoona yerlilerinden birisi, batili bir antropologa, 2+2=5 der. Antropolog merakla bu sonuca nasil ulastigini sorar. "Sayarak elbette" der yerli. "Once ipe iki dugum attim. Sonra baska bir ipe iki dugum daha attim. Iki ipi birbirine bagladim bes dugum etti."

*****

Iyimser "Bardagin yarisi dolu" der.
Kotumser "Bardagin yarisi bos" der.
Rasyonalist ise "Bardak gereginden iki kat buyuk" der.

*****

Tanri, cennet bahcesinde Adem ile Havva'ya gorunur ve ikisi icin birer hediye getirdigini ve hediyeleri secmeyi onlara birakacagini soyler. "Birinci hediyem" der, "ayakta iseyebilme yetenegi..."
Adem hic dusunmeden "Ayakta isemek ha!" diye atlar, "sahane ben onu istiyorum!"
"Tamam" der tanri. "O senin olsun. Havva digeri de senin o zaman."
"Neymis o peki?"
"Coklu orgazm"

*****

Musa, Isa ve sakalli bir ihtiyar golf oynuyormus. Musa uzun mesafeli bir atis yapmis, top cim alana inmis ama dosdogru gidip yapay golcuge yuvarlanmis. Ayni anda Musa sopasini kaldirmis, golcugun sulari ikiye ayrilmis ve top yoluna devam edip cimlere ulasmis.
Isa da uzun bir atis yapmis. Onun vurdugu top da dogrudan golcuge gitmis ama tam icine dusecekken havada asili kalmis. Isa gitmis suyun ustunde yuruyup topu almis ve yesillige birakmis.
Sira ihtiyara gelmis. Ihtiyarin vurdugu top dogrudan citlere carpip yola firlamis, o sirada yoldan gecen bir kamyondan sekip gerisin geri golf sahasina yonelmis. Top ciceklerin arasina dusmus, ciceklerin arasindaki bir kurbaga topu gorur gormez atilip agzina alivermis. Tam o sirada bir kartal suzulerek gelmis ve kurbagayi kapip yukselmis. Kartal pencesinde kurbaga ile golf sahasinin ucuna dogru ilerlerken kurbaga topu agzindan birakmis ve top suzulerek dogrudan delige girmis.
Bunun uzerine Musa, Isa'ya bakmis ve "Babanla golf oynamayi hic sevmiyorum."


Guzel pazarlar olsun hepimize...

Friday, January 4, 2013

Kitap Kosesi: 2012'nin son kitaplari

Uzun suredir kitaplarla ilgili tek kelime yazmamisim. Halbuki ne cok birikti.
Oyle tek tek yazmayi pek sevmiyorum ben, yetistiremiyorum da zaten :) Boyle hepsi bir arada pek guzel oluyor, hem tek seferde aradan cikiyor hemde derli toplu oluyor aradigimi kolayca buluyorum.

2012'nin 20 kitaplik hedefini tamamlayamasam da oldukca yaklasmisim.
Vikitap sagolsun kayit altinda tutma konusunda oldukca yararli, daha once bahsetmistim bu siteden surada.
Tabii bazilari icin bu hedef ve okunanlar oldukca az olsa da "gurbette" ve yalnizca ise git-gel sirasinda okunan kitaplar oldugu icin fena bir rakam degil yinede ;)

Yilin ikinci yarisindan itibaren okunanlarin bir kismi da burada, kimini sevdim kimini sevmedim, iste detaylar...

Ilk sirayi Furuzan aliyor; Sevda Dolu Bir Yaz ile...
Füruzan ile tanismam Leylak Dali ve Zero sayesinde oldu, ikisini de gordugum ilk seferde birde bunun icin opecegim sanirim :)
Neden derseniz ben hic oyku kitabi sevmem, sevmem demeyeyim de okuyamam nedense. Benim tercihim hep romanlardir, oykulerin o kisacik ve bir solukta bitiveren hallerindense romanlarin bitmek bilmez sayfalari arasinda kaybolmayi tercih ederim.

Ancak bayila bayila okuyabileceklerimde varmis, Füruzan'in kitaplari ile tanisinca anladim. Yilin baslarinda "Gecenin Oteki Yuzu" ile Furuzan dunyasina giris yapmistim ve tadi damagimda kalmisti.

Sevda Dolu Bir Yaz'in ise kapagina vuruldum once :) Sonrasinda da oykulerin arasinda kayboldum. Bastan sona tipik, okumaya doyamadigim bir Füruzan kitabiydi yine. Oykulerin her biri sanki birilerinin hayatindan kesilip alinmis gibi, ne basi var ne sonu, herbirinde icimdeki roman canavarini kiskirtti, hikayenin tamami olsa nasil olurdu diye sormadan duramadim tabii :) Oylesine guzel anlatiyor, duygular oylesine canli ki insan kitabi okudugunu unutup yanibasinda olanlari izliyormus hissine kapiliyor. Hele hele benim gibi metroda SIKIS tepis ise gidip gelenler icin birebir, tek gereken nerede oldugumu unutturacak bir kitap :))
Siddetle tavsiye olunur yani ;)


******

Siradaki ikinci kitap Yekta Kopan'dan "Ask Mutfagindan Yalnizlik Tarifleri" ve yine sasirtici bir sekilde yine oyku! kitabi :) Tamam itiraf ediyorum kitabi almamdaki en buyuk etkenlerden biri baslikta "mutfak" ve "tarif" sozcuklerinin gecmesiydi :) Seviyorum mutfak hikayelerini ne yapayim ;)

Lakin umdugum gibi mutfak hikayeleri cikmadi.
Bir de sanirim isin icinde "ask" olmasi da etkiliydi. Erkeklerin ask'i anlatmasi ilgimi cekmistir daima, onlarin gozunden gormek onlarin bakis acisiyla bakmak oldukca faydali olabiliyor bazen.

Her biri birbirinden guzel oykulerle dolu bir kitap. Dedigim gibi oyku sevmem pek ama bu kitabi bir cirpida okudum hatta sonu geldiginde uzuldum bile. Yekta Kopan ile ilk tanisma kitabim oldu bu ama eminim son olmayacak ;)

Altini cizdiklerimden;

...Benim hic dogru durust sevgilim olmadi biliyor musun baba? Bir kadinda ne arayacagimi bilemedim. Ama daha da kotusu bir kadina ne verebilecegimden haberim olmadi. Bir kadinla bir erkegin arasindaki mutlulugun buyusu neydi?...

...Otuz ikilik mum boya takimim yanimda olsa, her seyin resmini bastan yapabilirim belki. Bu hayata nasil yazilmak istiyorsam, oyle cizerim kendimi...

...Elimi hic birakmiyordu, saclarimi oksuyordu, aski benim gibi sadece sozlerden olusan bir binanin icinde buyutmemeye ozen gosteriyordu. Sonra bitti. Sozlerimin binasini yiktim ve onu enkazin altindan cikaramadim...


******


Sonraki kitap J.D. Salinger'in "Cavdar Tarlasinda Cocuklar" i oldu.
Uzun zamandir okumayi planladigim bir kitapti Cavdar Tarlasinda Cocuklar, bir turlu ya firsat bulamamistim ya da kitabi :) Kocakisisiyle ustune defalarca tartistigimiz "ergenlik" konusu her konusuldugunda "mutlaka okumalisin bakalim sen ne dusuneceksin" diyordu.

Tek kelimeyle hayal kirikligi oldu benim icin bu kitap. Belki bu yorumumu goren cogunluk simdi "aman sen ne anlarsin" veya "bu kitaba boyle yorum yapilirmi" diye cemkirecek ama ne yazik ki sevmedim. Okudugum kitaplarin en incelerinden biri oldugu halde bitmek bilmedi, uzadikca uzadi resmen. Murakami'nin tugla kalinligindaki kitaplari ile ayni surede bitirmis olmam da ispati zaten :)))

Cocugun ergenligi, agzi bozuklugu, zirvalamasi beni yordu resmen. Hani yanimda olsa agzina bir tokat eklestirecektim o derece :) Sonuc olarak su karara vardim ki bu kitabi okumak icin 20 yil kadar gec kalmisim!! Hem zaten kocakisisi de yeniden benimle beraber okuyunca ilk genclik yillarindaki kadar etkileyici bulmadi kitabi, yalniz degilim yani :)

******


Cavdar Tarlasindan icim bayilinca hemen kendimi Murakami'nin fantastik dunyasina attim, beni kendime getirse getirse o getirir diye :))
Yanilmamisim! 

Dedigim gibi tugla kalinliginda oldugu halde bir cirpida bitirdigim ikinci Murakami kitabi oldu "Zemberekkusu'nun Guncesi". Sahilde Kafka kadar cok etkilemese de oldukca surukleyiciydi. 

Kitap bittiginde zihnimde hos bir tad birakti kesinlikle. Tabii kitap bittiginden beri sirt agrilarim dinmek bilmiyor o koskoca kitabi hergun cantama tikip omzumda tasidigim icin :))

Bu kitap Murakami severler icin kacirilmamalilar listesinde bence. 
Kitaptan alinti veya alti cizili cumle yok cunku alti cizili cumle cok :)



****** 


Ve yilin son kitabi "Bes Parasizdim ve Kadin Cok Guzeldi" oldu...
Ne yalan soyleyeyim kitabin adina vurulduk ilk once. Kocakisisi de bende kitabi gorur gormez atladik hemen "bu kitabi almaliyiz" diye. 
Ve icerigine fazla bakmadan almis bulunduk bu romani :)
Yanlis 1: kitap ismine aldanarak alinmaz yahu!
Yanlis 2: Ben polisiye roman sevmem ki!!

Sonuc olarak 2012'nin kapanis kitabi da elimde surunmus bulundu. Yinede aman sakin okumayin denecek bir kitap degil, ben 10 uzerinden 6-7 falan verdim...

Polisiye severmisim aslinda ama heyecanli olanlari. Ancak kitabin yarisindan fazlasinda hikayeye dahi giremiyor, polisiyeden cok bas kahramanin gecmisini dinliyoruz. Ve yazar kendi meslegininde oldukca fazla etkisinde kalmis ne yazik ki. Bol bol derin devlete ve siyasetcilere giydirmis (fena olmamis hani) ama hersey suyun ustunden ustunden.

Kitabin sonuna gelince...
Korkmayin kitabin sonunu yazmayacagim yahu :)) hem zaten yazar kitabin sonunu en basta yazmaktan cekinmemis.
Benim diyecegim su ki; kocakisisi kitabi benden once okudu ve aramizda su diyalog gecti;

Ben: Kitap gitmiyor ya, yani gidiyor da zor gidiyor biraz, heyecan eksik.
Kocakisisi: Evet cok hareketli bir kitap degil malesef.
Ben: Zaten bir kac yerde kurgu hatasi yakaladim bakalim sonunu bekliyorum onlari bir yere baglasin diye, umarim baglar.
Kocakisisi: Kitabin sonu var ya boyle bitiyor...

El parmaklariyla hareket cekmekte o an bana!!

Ben: hahahahaha...

Ve kitabin sonu hakikaten oyle bitti!

Wednesday, August 22, 2012

Kitap kulesi ve kitap kosesi

Sevgili Leylak dali'nin araciligiyla haberdar oldum Euphoric'in kitap kulesi etkinliginden, dururmuyum hic bende yaptim kocaman bir kule ve fotografini cektim hemen :)
Tabii bayramdi seyrandi derken yayinlamam gecikti... 
Ama tembelligin bu kadari! birde son zamanlarda okudugum kitaplari da ekleyeyim ayni yaziya dedim, iki ayri yazi yazmaktansa :)

Buyrunuz efendim asagidaki benim evdeki kitap kulem :) Okunmuslar, okunmamislar hepsi bir arada. Biraz fazlaca buyuk oldu, ne varsa koydum valla, eh gurbette kitaplara hasret olunca boyle gormedik oluyor insan :))
Kocakisisinin Turkiye seyahatinden sonra bavuldan ciktigina en cok sevindigim ganimetler bunlar oldu herhalde bu yil :) Zaten uzunca bir sure boyle kule halinde kaldilar, bol bol gozum doydu da sonradan tasinirken toplayip kaldirdim onlari :))



Ve birde kitaplara dair bir dipnot (pardon ara not oldu bu): Ihsan Oktay Anar'in yeni kitabi "Yedinci Gun" Eylulde cikiyormus, haberi gorunce sevinten deliye dondum :) Gerci cikar cikmaz alip okuyamayacak olmanin buruklugu var ama :( Elbet birkac ay rotarla okurum, heyecani daha simdiden sardi bile beni...
Sizlerle paylasayim bu sevinci dedim :))


Eh simdi gecelim son zamanlarda okunanlara...

Aslinda benim kocakisisine verdigim alinacak kitaplar listesinde yoktu ama o nobel odullu yazar Hermann Hesse'nin "Siddhartha" sini da alip gelmis, iyi de yapmis :)
Oldukca ilginc ve guzel bir kitapti. Hintlilere gicik oldugum su donemde bile zevkle okudum kitabi. Ve hatta daha bir iyimser gozlerle bakabildim onlara bu kitap sayesinde :)

Siddhartha adli gencin Buddha ve Nirvana arayisini, arayis surecinde yasadiklarini anlatiyor...
Kitabin beni tek hayal kirikligina ugratan kismi sonu oldu sanirim. Boyle maneviyata veya bilinmeyene dayali hikayelerin sonu hep bir yerlere varmiyor, varamiyor - veya vardigi son beni tatmin etmiyor :) Ne bekliyordum ki Buddha'yi gercekten bulup Nirvana'ya ulasmanin kisa yolunu soyleyecegini mi :))

Ne yalan soyleyeyim bana Budizm veya Hinduizm sacma geliyor. Ammavelakin onlarin o dingin huzurlu haline de ozenmiyor degilim :) Sanirim bu baslibasina baska bir yaziya konu olur onun icin kisa keseyim :)

Ve kitaptan sevdigim cumleler;


"Simdiye kadar onun gibi bakan, gulumseyen, oturan ve yuruyen kimse gormedim, diye gecirdi icinden Siddhartha, dogrusu bende onun gibi bakip gulumseyebileyim, oturup yuruyebileyim isterdim, oylesine ozgur, oylesine saygideger, oylesine gizli, oylesine acikyurekli, oylesine cocuksu ve gizemli. Dogrusu ancak kendi Ben'inin ozune girebilmis biri boyle bakar ve yurur."

"Bir kimse ariyorsa, gozu aradigi seyden baskasini gormez, bir turlu bulmayi beceremez, disaridan hicbir seyi alip kendi icine aktaramaz, cunku akli fikri aradigi seydedir hep, cunku bir amaci vardir, cunku amacin buyusune kapilmistir. Aramak bir amaci olmak demektir. Bulmaksa ozgur olmak."

"Bilgi bir baskasina aktarilabilir, bilgelikse hayir. Bilgelik kesfedilebilir, bilgelik yasanabilir, bilgelik el ustunde tasiyabilir insani, bilgelik mucizeler yaratabilir ama bilgelik anlatilamaz ve ogretilemez..."


 ******

Asli Perker'in "Sufle"si son zamanlarda en severek okuduklarimdan biri oldu...
Cikolatali Krep ve Demleme Cay gibi kotu bir deneyimden sonra mutfak cagrisimli bir diger kitap oldugu icin biraz cekinerek elime aldim kitabi acikcasi :) Lakin sufle bambaskaydi, oldukca insanin icine isleyen bir kitap.

Benim gibi mutfak, ozellikle tatli duskunu (!) okuyucular icin birebir bu kitap. Zaten kapagin guzelligine bakarmisiniz, kitabi elime aldikca kendimi mutfakta hissediyordum :)
Mutfak duskunu dediysem yanlis anlasilmasin, kitap bir yemek kitabi degil kesinlikle. Hatta aksine oldukca huzunlu bir sekilde uc farkli insanin hayatini anlatiyor parca parca. Okurken bogaziniz dugumleniyor bazen, bazen de oturup dusunuyorsunuz ne insanlar ne hayatlar yasiyor, su duvarlarin ardinda neler neler oluyor acaba diye... Ve sansliysaniz cogunlukla sukrediyorsunuz halinize :)

Bu kitaptan alinti yok hic, cunku ben kitabin tamamina bayildim ve oyle kaptirmisim ki kendimi cumlelerin altini cizmeden okudum :)
Kesinlikle tavsiye edeceklerimden biri bu kitap.


******


Okunup bitirilenlerden bir digeri de AZ...


Bu kitap hakkinda yazmalimiyim, yazmamalimiyim kararsiz kaldim aslinda. Cunku ben okuyup bitirene kadar yeterince bu kitap hakkinda yazilip cizildi, yeterince gundemde kaldi yani... ve hatta ben okuyan en son kisi bile olabilirim :)

Soyleyecegim uc bes sey var, zaten dedigim gibi cogunlugun okudugu bir kitap hakkinda yorum yapmak pek bir gereksiz geldi. 
Tek kelimeyle etkileyici bir kitap! 
Okumaya baslayinca elinden birakamiyor insan, tum igrencliklere ragmen. Ancak kitabin ikinci yarisi ilk yarisi kadar sarip sarmalamiyor insani, ve hatta abartili rastlantilar orgusu bir sure sonra insani yormaya basliyor - hani oyle ki bir ara dusunmeden edemedim "ulan kitabin sonunda hepimiz Ferda ile tanisip akraba cikacagiz galiba" diye :)))
Ayrica ikinci kisimdaki abartili Oguz Atay ve "Tutunamayanlar" duskunlugunu -reklam mi desem ama reklama ihtiyaci mi var Oguz Atay'in- hic cozemedim. Biraz fazla kacmis bence, ama yine de cogu insan gibi benim de Tutunamayanlar"i okunacaklar listeme eklememin en buyuk sebebidir bu kitap :)

Velhasil okumaya deger ilginc bir kitap ama ikinci yarida ilk yaridaki performansi beklemeden okuyun derim ;) Gecenlerde bir yerde okumustum cok da hosuma gitti su yorum; "Yeni bir Elif Safak yaratmaya gerek yok, abartmayalim" demis insanlar yazar ve kitap icin. Diger kitaplarini okumadigimdan yorum yapamayacagim ama kitap konusunda bu yoruma sonuna kadar katiliyorum.

Ve yine altini cizdiklerimden;


"Ve butun insanlar hayat tarafindan dovulur, nadiren de odullendirilirdi. Bu kadar basit."

"O andan sonra da, evde, baskin elementi aci olan kimyasal tepkime gerceklesmis ve Stanley'in buyumesi durmustu. Buyuyemeyen butun insanlar gibi kurdugu hayallerin icinde yuruyen Stanley'in ayagi bir cukura girip de tabani gercege degince cani yanmaya baslamisti. Yasi ilerledikce ve buyuyemedikce o can yanmasini daha cok hissediyordu."

"On dort yas... Tek ayaklari daima kirik oldugu icin sallanmaktan kurtulamayan kursulere sahip psikiyatri anabilim dalinin, adini ergenlik koydugu bir insanlik donemi."


******

Sahilde Kafka ise daha yeni bitti, hani etkisi hala daha uzerimde :)
Murakami ie ilk tanisma kitabim bu oldu, Murakami'nin fantastik dunyasina giris icin iyi de oldu sanirim - lale ablacim sagol tavsiye icin ;)

Japonlarin yaraticiligi, hayal dunyasi hep cok etkilemistir beni, bknz: anime duskunlugumuz :) Dunyanin bir kismindan farkli bir bakis acilari var, ada insanlari olduklarinda olsa gerek...

Murakami 15 yasindaki Kafka Tamura'nin evden kacisiyla basliyor anlatmaya. Kitabi okumaya baslayinca normal bir roman okudugunuzu zannediyorsunuz once. Ilerledikce Murakami'nin fantastik dunyasina adim atip sasirmaya, duslemeye ve gozunuzde canlandirmaya basliyorsunuz. Sayfalar birbiri ardina birer birer akip giderken ne zaman 100. ne zaman 500. sayfaya gelmissiniz anlamiyorsunuz bile :) Oldukca akici ve surukleyici bir kitap.

Lakin (lakini de var uzgunum) ben fazla gozumde abartip, beklentilerime tavan yaptirip okumaya baslamis olmaliyim ki bitirdigimde "vay be ne kitapmis, dunyanin en super kitaplarindan biri" demedim acikcasi :)) Birde kitabin bazi yerlerinde hikaye orgusunde ufak bosluklar vardi, oturmadi pek ama yine de kitabi zevkle okumaya engel degildi.
Severek, soluksuz okudum :) Hele hele sahilde yayilarak "Sahilde Kafka" okumanin tadi baskaydi :)
Fantastik kitap duskunleri icin kesinlikle okunmalilar arasinda bence ;)

Sanirim benden simdilik bu kadar, ben gidip yeni kitaplara gomuleyim bir ara yine topluca yazarim :))

Gitmeden birde dipnot duseyim: kitap severler henuz haberiniz olmadiysa Vikitap'a mutlaka katilin derim, cok guzel bir paylasim sitesi ;)
Buyrunuz Vikitap hakkindaki onceki yazim burada...

Saturday, July 7, 2012

Bana ve kitaplara dair birseyler

Bana dair pek birsey yok aslinda, yogun gunler is guc kosusturmaca ile geciyor. Yazilacak cok sey var ama vakit yok. Butun gun isin getirdigi yorgunluga yenilerini ekran basinda eklemektense kitaplara gomulup dinlenmeyi tercih ediyorum biraz da su siralar...

AZ'i okumaya basladim, elimden birakamiyorum tum igrencliklere ve sinir bozukluguna ragmen! Bitsin onun hakkinda uzun uzun yazarim yine.

Bir de gecenlerde Sergul'un tavsiyesi uzerine Vikitap sitesine bir goz gezdireyim dedim, ayrilamadim siteden hemen uye oldum :)
Konu kitaplar olunca da paylasamadan duramadim, hani tum kitap kurtlarinin haberi olsun bundan diye :)

Sirf kitaplara dair sanal bir paylasim ortami. Tam anlamiyla kitap severlere gore bir site. Okudugunuz, okumak istediginiz tum kitaplarinizi listeleyebileceginiz, diger insanlarla kitap alisverisi yapabileceginiz, kitaplar hakkinda yorumlari ve degerlendirmeleri gorebileceginiz bir site. Teknolojiden ve sanal ortamdan biraz yoruldugum su gunlerde sanal bile olsa kitaplarla ilgili olunca iyi geldi aslinda :))


Kitaplara daldim gittim...

Son zamanlarda okudugum kitaplari ekledim biraz, digerlerinin okuduklarina goz gezdirdim bol bol...



Su anda oldukca yeni bir site ama eger amacina ulasirsa ilerleyen zamanlarda guzel bir ortam ve paylasim araci olacagi dusuncesindeyim. Onun icin kitap severler bos durmayin sizde uye olun derim, eminim memnun kalacaksiniz ;)

Sanirim bu haftasonunu da evde isleri tamamlamaya ve vakit bulursam mutfak maceralarima devam etmeye adayacagim :)

Herkese en guzelinden bir haftasonu diliyorum...

Monday, June 25, 2012

Kirpinin Zarafeti

... Kapici dediginiz Alman ideolojisi'ni okumaz, dolayisiyla Feuerbach uzerine on birinci tezi soyleyemez. Ustelik, Marx okuyan bir kapicinin gozu ister istemez yikiciliktadir. Bu kapicinin kendi ruhunu yuceltmek icin okuyabilecegi hicbir burjuvanin kafasindan gecirmedigi bir munasebetsizliktir...

Baslangic paragraflarindan biri...
54 yasinda, yasamak icin ust tabaka zenginlerin bulundugu bir apartmanda kapicilik yapan Renee'nin hikayesini anlatiyor. Gercekte kapicilik kisvesinin ardina saklanmis, hayatta okumaktan, sanattan, felsefeden baska bir amaci olmayan bir kadin Renee. Kitap ise onun yolunun apartmana yeni tasinan "Bay Ozu" ve hayatin anlamini bulma cabasindaki "Paloma" ile nasil kesistiginin hikayesi.

Oncelikle sunu belirteyim ki felsefe agirlikli kitaplar hic benim tarzim degildir (Ihsan Oktay Anar kitaplari haric) okumam, okuyamam.
Zaten okulda da felsefe dersim icler acisiydi :) Oldum olasi soyut gerceklik degil somut gercekliktir beni tatmin eden. Ama nedense bu kitap ile ilgili oylesine harika yorumlar okudum ki almadan, okumadan edemedim...
Ki bu birinci yanlis!

Kitaba baslamak icin tatil zamanini, sahile serilip dalgalari izlerken ruhumun ve bedenimin en uzaklarda oldugu bir zaman dilimini sectim ki...
Bu da ikinci yanlis!
Tatilde en kafa yormayan, en kolay okunan kitaplar tercih edilmelidir. Yani en azindan bu kural gecerlidir benim icin her zaman :)

Sonuc olarak kitap elimde surundu :( Ki birkac hafta oncesinde kocakisisi diyordu sen ne hizli okuyorsun kitaplari diye. Kitap yarim birakmayi sevmedigim icin zorladim okumaya. Ancak ilk 70-80'inci sayfadan sonra biraz daha okunabilir bir hal aldi. Ilk bolumlerdeki agir felsefik ve edebi aciklamalar oldukca yordu beni. Her gun ha biraktim ha birakacagim seklinde okudum.

Sonlara dogru okunabilir hal aldi, hikaye ilerlemeye basladi.
Kitap oyle carpici bir sonla bitti ki, "iyi ki okumusum cektigim eziyete degdi" dedirtti!

Kitabi okurken Paloma ile ilgili bolumleri her okuyusumda ister istemez kucuk kizkardes geldi aklima, ne kadar benzesiyorlar "hayati sorgulayan" aceleci ve naif tutumlari yuzunden.
Sonuc olarak okumaya deger bir kitapmiydi, degerdi.
Kimseye tavsiye edermiyim, kufur yememek icin etmem :) Her koyun kendi bacagindan asilir, zoru seven, felsefe, edebiyat ve sanat duskunleri okusun ;)

Ve kitaptan sevdigim cumleler...


...Ben, yapilacak tek sey oldugu kanisindayim: Dogma nedenimizi bulmak ve bunu elimizden geldigince iyi, butun gucumuzle, okuz altinda buzagi aramadan ve bizim hayvan dogamizda tanrisallik oldugunu sanmadan yerine getirmek. Olum bizi alacakken yapici birsey yapmakta oldugumuz duygusuna ancak o zaman variriz. Ozgurluk, karar, irade, butun bunlar kuruntudan ibarettir...


...Insanin acgozlulugu! Arzulamaktan vazgecmeyiz, hatta bi bizi yuceltse ve oldurse bile. Arzu! Bizi tasiyan ve carmiha geren odur. Bizi onceki gun kaybettigimiz ama gunes dogdugunda yeniden bir fetih alani gibi gordugumuz muharebe alanina hergun yeniden tasir. Yarin olecekken, un ufak olmaya mahkum imparatorluklar insa ettirir bize. Sanki bu imparatorluklarin pek yakinda cokeceklerini biliyor olmamiz, onlari simdi insa etme acligimiz icin onem tasimazmis gibi sahip olamayacagimiz seyi istemenin imkanini bize esinler...

Wednesday, May 30, 2012

Lutfen anneme iyi bak

"Annen kaybolali bir hafta oldu" diye basliyor.
Daha ilk cumleden vuruyor, oylece kalakaliyorsunuz annenizin kaybolmasi dusuncesi ile basbasa. Sirf bu giris cumlesi sebebiyle kaybolan annenin endisesi sariveriyor, endise, merak, umut-umutsuzluk gel gitleri ile okuyorsunuz her satiri. Yasanan caresizligi iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Uzun zamandir merak ettigim ama ancak elime yeni gectigi icin yeni okuyabildigim bu kitap kesinlikle beklemelerime degmis! Yazarin olaylari ve icsel hesaplasmalari aile bireylerinin kendi agizlarindan tek tek anlatmis olmasi kitabin ilgincligini ve okunabilirligini daha da arttiriyor. Yazar zoru basarip boyle hassas bir konuyu hicbir yone cekistirmeden salt ciplakligi ile anlatmis. Bir annenin hayati boyunca cocuklari icin yaptigi fedakarliklari duygu somurusu yapmadan, “bak ben sacimi supurge ettim” mantigindan ve basa kakma hissiyatindan kacinarak en yalin haliyle vermis. Aile bireylerinin kendi kendileriyle hesaplasmalari ise insani ister istemez kendi ic hesaplasmalarina surukluyor, insan elde olmadan kendi “yaptiklarini” ya da “yapmadiklarini” sorguluyor. 
Ek olarak bizim gibi Kore dizisi ve dolayisiyla Kore kulturu duskunleri icin okumasi daha da zevkli bir kitap, zira kitabi okurken tanidik bildik kavramlari gormek insanin hosuna gidiyor.

Aslinda anneler gunu yazisi ile birlestirip yazmayi planlamistim ama yaziyi yetistiremedigimden ancak bu gune kaldi. Sonuc olarak kesinlikle okunmali listesine ekliyor ve siddetle tavsiye ediyorum, pisman olmazsiniz.

Ve kitap neye benziyor derseniz, alti cizili cumlelerden sadece birkaci…

...Annenin en son goruldugu yerde dikilirken, yanindan gecen bir suru insan omuzlarina surtunuyor. Saatine bakiyorsun. Saat ogleden sonra uc. Yani, annenin kayboldugu saat. Annenin, babanin yanindan insan seline kapilip suruklendigi platformda oylece dururken, insanlar sana carpa carpa yanindan geciyorlar. Insanlar annene de aynen bu sekilde carpmis ve onu saskina dondurmus olmali...

...Gecen sonbahara degin anneni cok iyi tanidigini saniyordun. Onun nelerden hoslandigini, kizdigi zaman onu sakinlestirmek icin ne yapman gerektigini, ne duymak istedigini bildigini dusunuyordun. Ama gecen sonbahar, onun hakkinda bildigini sandigin hersey darmadagin oldu. Ona supriz bir ziyaret yapmak istedin. Eve gittiginde, anne sana bir misafir gibi davrandi. Sen kendini o evde bir yabanci gibi hissetmistin...

...Hyong-col cebinden bir sigara cikarip dudaklarinin arasina koyuyor. Ne zaman oldugunu tam olarak bilemese de hayatinin bir noktasinda hisleri artik sadece ona ait olmaktan cikmisti. Annesini dusunmeden hayati yasamaya baslamisti. Annem babamla trene binmeyi basaramayip da bilmedigi bir istasyonda yapayalniz kaldiginda ben neredeydim ? O sirada ne yapiyordum ? Basini onune egiyor. Annesi kaybolmadan bir gece once is arkadaslariyla birlikte icmeye gitmisti...

...Eczaci onu alti gun once gordugunu soyluyor. Binanin ucuncu katinda oturdugunu, safak soker sokmez eczanenin kepenklerini acmak icin asagiya indigini ve yan tarafta, cop bidonlarinin yaninda uyuyan yasli bir kadin gordugunu anlatiyor. Kadinin ayaginda mavi plastik sandaletler oldugunu soyluyor. Kadinin saatlerce yurumus olabilecegini, cunku bir ayaginda derin bir yara oldugunu, neredeyse kemiginin gorundugunu anlatiyor. Kadinin ayagindaki yaranin feci bir bicimde iltihaplandigini ve onun icin yapilacak fazla birsey kalmadigini sozlerine ekliyor...

...Seul Istasyonu’ndaki platformda onu gozden kaybetmeden once sadece cocuklarinin annesiydi. Tipki derinlere kok salmis, sebatkar ve kesilmedigi yada koklerinden sokulmedigi surece asla yerinden kimildamayacak bir agac gibiydi. Daha dogrusu, onu bir daha gorememe ihtimali belirinceye kadar boyle dusunuyordun. Cocuklarinin annesi kaybolduktan sonra, kaybolan kisinin karin oldugunu farkettin. Elli senedir unuttugun karin ansizin yuregine kok salmisti...

Monday, April 30, 2012

Okuma kosesi

Kitaplara ne kadar duskun olsam da kitap ayiraclarina ilgim pek olmamistir bugune kadar. Hatta yillardir kullandigim tek kitap ayiracim vardi o da anneme yaptirdigim dantelden kitap ayiracim. Nedense son zamanlarda gittikce kitap ayiraclarina kafayi takmaya basladim. Eskiden her gittigim ulkeden kardesim icin kitap ayiraci toplardim simdi kendime de bir tane almayi ihmal etmiyorum :)

En son Vietnam gezisinde rastladim bunlara. Vietnamli kizlar seklindeki bu ayiraclara bayildim tabii ki, hemen her renginden attim cantaya :)

Nasil guzel mi Vietnamli kizlarim?



Benim kitap ayiraclarina olan ilgim arttikca kismetimde artiyor sanirim :)) Sittirellam sagolsun uzeri kedilerle dolu harika bir ayirac gondermis - hedef bu kadar 12'den vurulur kuzum ;)
Yeni ayiraca yeni kitap yakisir... Füruzan ile tanismak icin can atiyordum zaten, cici kitap ayiracim ve kitabimla degmeyin keyfime :)


Bu arada Leylak Dali'nin gonderdigi kitaplar bir solukta bitti bile. Mine Sogut dunyasina giris icin "Bes Sevim Apartmani" bicilmis kaftanmis :) Bir solukta okudum tadi damagimda kaldi. Ama kitapla ilgili detaylari bir baska yazida uzun uzadiya yazayim.

"Cikolatali Krep ve Demleme Cay" da bitti lakin hic de bekledigim gibi bir kitap degildi. Isminin albenisini kitapta bulamadim ne yazik ki. Kitabi okurken kocakisisi surekli "Noldu cikolatali krebi yedi mi? neymis cikolatali krebin sirri?" diye sordu durdu. Sanirim oradan yola cikarak mutfaga girip cikolatali krep yapacagimi ve ucunun ona da dokunacagini dusunup heves etti :)). Ancak neredeyse kitabin sonlarina dogru kitabin isminin sirri cozulurken sadece bir cumlede gecistirilmesi bende pek istah acmadi :)) 
Tabii ki kitabi yemek icin okumadim, bu isin latifesi ama sunu soylemeden gecemeyecegim ki kitabin bende biraktigi tad ilk genclik caglarimda okudugum beyaz dizilerden oteye gecemedi. Birde ustune ustluk kitapta inanilmaz kronolojik hatalar var. Neyse herseyi tek tek yazip dokmeyeyim burada, ne de olsa kitap elestirmeni degilim hani :)

En iyisi ben simdi gidip Gecenin Oteki Yuzu'ne bir bakayim...

Thursday, March 15, 2012

Kitaplarim

Yenileri geldi bile ben eskileri yazana kadar...
2011'in bitisinden beri yazacagim bu yaziyi, uc ay olmus daha da bekletmeyeyim yazayim topluca. Aslinda okudugum kitaplari tek tek alinti yaparak yazmayi seviyorum ama yazin bizimkilerin gelisi ile kavustugum bu kitaplari colde susuz kalmis bedevi gibi bir dikiste okudum. Arada mola verip yazi yazmaya firsat kalmadi, durum boyle oldu :)
Bu yazi biraz uzuncana bir yazi olacak simdiden soyleyeyim, eh soz konusu kitaplar olunca baska birsey beklenmez tabii. 2011'in son aylarinda okunmus kitaplarim topluca poz verdiler asagida gordugunuz gibi :)


Khaled Hosseini'nin "Ucurtma Avcisi" var ilk sirada...
Acikcasi bekledigimi bulamadim bu kitapta, hatta biraz SIKILARAK okudum. Zannedersem bu yazarin "Bin Muhtesem Gunes" kitabini daha onceden okumus olmamin payi buyuk. Bin muhtesem gunes cok daha etkileyiciydi, gerek hikayesi olsun, gerek yazarin anlatimi ve ustaligi olsun... Sanirim yazarin ilk kitabi oldugu icin biraz daha basit ve hata doluydu kitap. Okumaya deger mi derseniz, yine de okunabilir derim ama Bin Muhtesem Gunes'i onceden okumadiysaniz :)


...Akisi ters bir irmak! Beraberinde kozalaklari ve kurumus, kahverengi mese yapraklarini surukleyerek bir tepeden yukari dogru akan, okyanustan uzaklasan bir irmak. Ters yonde akarak cocuklugun altin cagina, ilk aile hayatina yeniden kavusmaya giden bir irmak. Zamani tersine cevirmeyi, yaslilik ve yokolus yazgisindan kacis ozlemini simgeleyen olaganustu bir gorsel imge! Ernest butun hastalarinin icinde uyuyan sanatciya hayranlik duyardi hep; bilincdisi geceler ve yillar boyu illuzyon saheserleri ortaya koyan ruya yaraticisinin onunde hurmetle sapkasini cikarmak istedi...

...Marshal'in, babasiyla iliskisi hakkinda Adriana'ya soyledikleri ise yaradi - iyi ana baba olmanin, cocuklari ozerk birer birey olarak yasamaya hazirlamak, onlara ana babalarini terk edecek olgunlugu kazandirmak - demek oldugunu soylemisti. Adriana, hayatinda ilk kez, babasinin kendisine dayattigi sucluluk duygusunu benimsemek zorunda olmadigini anlamaya basliyordu...

"Nietzsche Agladiginda" ile beni de aglatan Irvin Yalom'dan harika bir kitap daha. Kendi hastalarinin hikayelerinden ve analiz notlarindan esinlenerek yazdigi bu kitabin profesyonel psikologlar tarafindan degerlendirmesi nedir bilemiyorum ama bir okuyucu olarak bende tam not aldi. Tam anlamiyla bir bas yapit demeliyim. Kitabi okurken insan kendi kendini elestirirken, hatta kendi hayatini sorgularken buluyor cogu noktada. Veya bazen anlam veremedigi ama yine de yillardir omuzlarinda anlamsizca tasidigi o yuklerin benzerlerini baska insanlarin da tasidigina sahit oluyor. Dedigim gibi tam anlamiyla bir bas yapit bence, son zamanlarda okudugum en keyifli kitaplardan biriydi.




...Birkac dakika sonra kapi acildi ve iceriye tepeden tirnaga karalar kusanmis, dinc ve dimdik, yasini kestirmesi zor bir adam girdi. Uzun boylu, ince kemikli, genis alinli, cevik yapiliydi. Sert hatli bir burnu, kapkara gozleri vardi. Hayli uzundu saclari, lule lule zulufleri gozlerine dusuyordu. Dunya malindan uzak durmak icin dilenen Kalenderiler ya da dunyevi payeleri elinin tersiyle iten Melamiler gibi, cemiyetin geleneksel yargilarina kulaklarini tikamis olmaliydi.
Bu beklenmedik misafiri gorur gormez, fevkalade bir kimseyle karsi karsiya oldugumu hissettim. Bakislarinda, tavirlarinda, vucudunu tasiyisinda, ne denli siradisi oldugunu eleveren nisaneler vardi. Bilmeyen birine mese palamudu alcakgonullu ve kirilgan gozukur. Halbuki, ileride donusecegi o magrur ve koskoca mese agacinin tasiyicisi, habercisidir. Tabii goren goze!...

...Aklin kimyasi ile askin kimyasi baskadir. Akil temkinlidir. Korka korka atar adimini. "Aman sakin kendini" diye tembihler. Halbuki ask oyle mi? Onun tek dedigi: "Birak kendini, ko gitsin!"
Akil kolay kolay yikilmaz. Ask ise kendini yipratir, harap duser. Halbuki hazineler ve defineler yikintilar arasinda olur. Ne varsa harap bir kalpte var!...

...Tanri kili kirk yararak titizlikle calisan bir saat ustasidir. O kadar dakiktir ki sayesinde hersey tam zamaninda olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye gec. Her insan icin bir asik olma zamani vardir, bir de olmak zamani...

Okumakta biraz gec kalmis da olsam, son yillarda okudugum en harika roman; "Ask"
Sanirim cogu okuyucu gibi benim de kalbime kazinan romanlardan biri oldu bu. Sems ile ilgili detaylari okudukca kendimi buldum sanki onda, gozu kara ve sozunu sakinmaz halini sevdim, bedelinin basiyla odenecegine sasirmadim nedense bu bedeli manevi olarak cogu kereler odemis biri olarak...
Boyle eserler kirk yilda bir geliyor, yillar gecse de izi hafizalardan pek silinmiyor. Kesinlikle kacirilmamasi gerekenlerden biri daha.





...Annemi oldurdum. Daha biraz once. Bu fena seyi yaptiktan sonra silahi annemin basucuna biraktim. Basindan vurmustum annemi. Kundura boyasi kadar siyah saclarinin dagildigi yastiginda bir gul acar gibi olmustu. Gozleri oyuncak bebek gibi acilmis, agzi aciyla aralanmisti. Bagirmamis, inlememis, sessizce olmustu. Onu oyle birakip odasindan ciktim...

...Hayatta bazen kirpiklerinizin golgesinden baska siginacak yeriniz olmaz. Herkes kotuluk yapar size. Bu boyle olmasina ragmen, orman, agaclar, sular, kuslar, gokyuzu ne kadar guzeldi. Mutlu olmaya dair bir umudum var benim. Avlanan ceylanlar son ana kadar yarali govdeleriyle dogrulup kosup kacmak, avcinin elinden kurtulmak isterler. Yaparlar da bunu. Yaralari ne kadar olumcul ve derin olursa olsun. Vurulup dustukleri yerden kalkip kacarlar. Yasadigim su hayatta, kirpiklerimin golgesi kadar bir yerde bile hayat kalmadi bana...

"Kirpiklerimin Golgesi" Sebnem Isisguzel ile ilk tanisma kitabim oldu. Gordum ki yazarin hakkinda yazilan tum o ovgu dolu yorumlar bosa degilmis. Kitabi okurken gozyaslarinizi, aci ve korku nidalarinizi tutamiyor, hayretinizi dizginleyemiyorsunuz. Yazarin kaleminden saf aci damliyor. Kocuk bir kizin gozunden yasananlari boylesine gercekci, boylesine net anlatisi inanilmaz. Okudukca iciniz aciyor ama kitabi bir yana birakamiyorsunuz. Tam anlamiyla bir ustalik eseri bence, Sebnem Isisguzel'in diger kitaplarini okumayi dort gozle bekliyorum simdi...




Siradaki bir diger kitap yine Elif Safak'tan; Firarperest. Oncesinde Ask gibi harika bir kitabi okumus oldugum icin mi yoksa baska sebeplerden mi bilemiyorum ama ben bu kitabi hic sevemedim. Hatta hayatta cok nadir olarak yaptigim seylerden birini yapip yarida biraktim, bitiremedim! Tamami koseyazilarindan olusmus bu kitap beni pek sarmadi, zaten hicbir kitabina kiyip birakamayan kucukkiz kardesin bu kitabi sorgusuz sualsiz bana birakisindan belliydi kitabin birseye benzemedigi :) Kitapta tek kayda deger sey cizimlerdi bence.



Benzer cumleleri okumakta pek gec kaldigim, Paulo Coelho'nun "Simyaci" si icin de soyleyecegim. Kitap bittiginde yasadigim tek kelimeyle hayal kirikligi idi! Sanirim bazi kitaplarin isimleri kendilerinden one geciyor zamanla, sonuc olarak da okurlarin beklentisi cok yuksek oluyor. "Divan" i okuduktan sonra Simyaciyi okumam da bir diger sanssizlikti sanirim, yazar ne anlatirsa anlatsin Divan'in yukselttigi citayi gecmek zordu o noktada. Pek bir cocuk kitabi gibi kaldi, sevmedim sevemedim, Simyaci ismine cok daha guzel bir kitap yakisirdi...





Son olarak da henuz memleketten kitaplarim gelmeden buradaki kitapcilardan aldigim, kapagina hayran kaldigim bu kitabi yazip bitireyim. Burada yasamanin getirisi olarak gittikce uzak dogu kulturune karsi artan bir merak ve ilgi olusmakta bende haliyle. Simdi cogu seyi daha iyi anlayip, tecrube edip, yorumlayabilmenin getirisi de var tabii.
"Balzac and Little Chinese Seamstress" (Balzac ve Kucuk Cinli Terzi kiz) 2011'in baslarinda alip okudugum bir kitapti. Mao yonetimini ve o zamanlarda yasananlari insanlarin hayatlariyla orguleyip oldukca ilginc bir dille anlatiyor kitap. Hic ilgi alanim olmadigi halde o zamanin tarihi ve politik olaylarina ilgi duyarken buldum kendimi kitabi okurken. Hic bilmedigim detaylara isik tutmasi da cabasi. Ilginc bir kitapti, Turkce cevirisi varmi bilmiyorum ama er yada gec olmasi lazim bence. Birde filmi varmis bu kitabin yeni farkettim, uzerinden cok gecmeden onu da izlemek lazim ki hersey tam yerli yerine otursun.

Simdilik benden bu kadar, neredeyse bir koca senenin kitaplarini tek yazida yazdim ya daha ne olsun degil mi :))
Neyse umarim digerlerini okudukca okudukca yazarim tek tek.

Wednesday, June 15, 2011

Kitap tavsiye edin bana

Gecen hafta Pazartesi gunu kostur kostur bir hal olmusken, bir yandan isyerinde yapilacaklari tamamlayip ertesi gun tatile cikma fikriyle yerimde duramiyorken, bir yandan da her zamanki o ucsuz bucaksiz yapilacaklar listemi tamamlamaya calisip tek tek tik atmaya calisirken ve neredeyse ayni anda ellerim ayri ayaklarim ayri is yaparken ve de son mailleri atip 15 dakika sonraki toplantima yetismeye calisirken…


bilgisayarim virus alarmi verdi once…
sonrasinda da windows denen ucube “hard disk hatasi” yazdi ekrana…
ve hemen ardindan bilgisayarim sonsuz bir karanliga gomuldu :)))


Saka degil bu yazdiklarim gayet gercek, guldugume bakmayin sinirden. El mecbur toplantiya kosturdum aklim coken bilgisayarimda. Sonrasinda butun isler yarim, yapilacaklar listesi bitememis bir kat daha artmis sekilde herseyi oldugu gibi birakip tatile gittim tabii ki yapacak birsey yok.


Sagolsun sirketin bilgisayarcisi ben gelene dek herseyi halletmis, geldigimde piril piril tertemiz bir bilgisayara sahiptim. Eh tedbirlide kadinim (Ic ses: hadi ordan onceden basina gelmemis olsa gorurum ben tedbiri) ki onemli dosyalarimin tumu yedekliydi.


Lakin gidenler arasinda bir dosyam var ki karayaslardayim :(
“Turkiye’ye gidiste alinacak kitaplar” dosyam coken bilgisayarla birlikte gitmis. Oysa ne hevesle ve severek hazirlamistim o listeyi. Okudugum bloglardan, kitap sitelerinden, gazetelerin kose yazilarindan…


Neyse yapacak birsey yok yeni liste hazirlamaktan baska :) Iste o sebeptendir ki sizin yardiminiz lazim :)) Bekliyorum tavsiyelerinizi; son zamanlarda okuyup “tadi damagimda kaldi” dediginiz,” mutlaka herkes bu kitabi okumali harikaymis” diye aklinizdan gecirdiginiz, elinizden birakamayip bir solukta okudugunuz kitaplar neler?


Dip not: Gezi yazisi yok simdilik, isler yogun, belkide sadece resimleri eklerim bu sefer :)


Daha bi dip not: Su teras konusmasina ve kucaklanma olayina fena takigim, mumkunse kimse beni kucaklamasin kardesim! Her secimin hemen ardindan herkesi kucaklama muhabbeti yapip ilerleyen haftalarda ebemizi belliyorlar sonra! Istemem eksik kalsin.

En dipteki not: Geri sayim devam ediyor son bir hafta… Saka gibi lan cok heyecanlandim bak simdi bir hafta deyince bile :)

Monday, June 21, 2010

Suskunlar

...Muhtesem Neyzen Batin Hazretleri'nin Konstantiniye'de bulundugu zamanlarda, yani Sultan Ahmed-i Sani Efendimiz'in devri saltanatindan sonraki senelerden birinde, Saban ayinin ondorduncu gecesi, Yenikapi'nin dar ve issiz sokaklarinda kol gezen o ihtiyar bekci, gokyuzunde ansizin kapkara bulutlar peydah olur olmaz hic sasirmamisti. Cunku Padisah-i din-fena hazretleri'nin mulku olan su Konstantiniye'de, yerin oldugu kadar gogun de, beklenmedik durumlara sahne olabilecegini az cok bilmekteydi...


...Bu insanlari rahatsiz ettigini dusunup utanan Eflatun cekinerek, sikkesine destar sarmis seyhe sordu: "Beni affedin efendim. Bir yanlis anlama da olabilir ama, beni siz mi cagirdiniz? Bana siz mi 'Gel' dediniz?" Eflatun'u tepeden tirnaga suzen seyh ona su cevabi verdi: "Biz insanlara 'Gel' diyenleriz. Dogru yere geldin." Sevince kapilan Eflatun, kendisine gulumseyen seyhe su soruyu sordu: "Peki beni niye cagirdiniz? Bir emriniz, bir ihtiyaciniz mi var?" Gozlerinin ici gulen seyh, usul geregi, kalkmadan once yeri optu ve "Evet" dedi. "Senin temiz kalbine ihtiyacimiz var. Bazilari var ki buraya gelir ve huzur bulur, yine bazilari var ki buraya gelir ve bizler onda huzuru buluruz"...


...Kahin, gorebilen tek gozuyle aynaya bakti ve uzun boylu, cekik gozlu o adami gordu. Bunu gormek, kendisi gibi digerlerininde icinde yasadiklari o dunyadaki asil hakikati gormek demekti. Gozun gorevinin gormek degil, hakikati gormek oldugunu soyleyen alim aklina geldi. Hakikati goren gozun baska hicbirsey gormesine gerek yoktu. Yedikule kahini'nin yegane gozune de bu sekilde perde indi. Ama kor olmasina ragmen hicbirsey gormuyor degildi. Gozlerinin ona gosterdigi yegane sey, o ucsuz bucaksiz karanlikti. Tipki sessizligi dinleyen Eflatun gibi, kahin de sustu. Belki de susmak, gercegi anlatmanin tek yoluydu...


"Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman" diye anlatiyor yazar kitabin arkasinda. Hangi yazar mi? Tabii ki buyuk ustad Ihsan Oktay Anar...

"Suskunlar" in haberini ilk aldigimda ki sevincimi hala hatirlarim, tipki tum Ihsan Oktay Anar kitaplarinda oldugu gibi. Bircoklari gibi bende de bu tutku beni benden alan, dunyami baskalastiran, bircirpida okuyup bitirdigim ama yillarca etkisinden kurtulamadigim ve asla yerine baska bir romani koyamadigim "Puslu Kitalar Atlasi" ile basladi...
Gel gor ki Suskunlara elim bir turlu ermedi, aldigim kosede beklemek zorunda kaldi beni. Oyle gundelik telaselerin arasina SIKIstirmak istemedim onu. Hakettigi gibi sindire sindire, uzerinden sayisiz kereler gecerek, okurken kendimden gecip, heyecanlanarak, hirslanarak, sevinerek, her detayi merak ederek yani yasayarak okuyabilmeliydim cunku.

Okudum da...
Yine cok harika bir eser olmus sevgili Ihsan Oktay Anar. Yine mest etti beni ve yine hayretler icerisinde birakti, bir insandan bu kadar mi dolup tasar bilgi? bir insan dili bu kadar mi guzel kullanir, anlatimi bu kadar mi guzel olur?
Kitabin her sayfasinda her satirinda buyulendim, yeni yeni yerler kesfettim, zamanda yolculuk ettim, hayatin anlamini sorguladim defalarca ve herseyi birakip gitmeye yada herseyi sil bastan degistirmeye karar verdim sayisiz kere...
Velhasil inanilmaz zevk aldim her kelimesinden.

Okuyun bu kitabi mutlaka size benden nacizhane bir tavsiye, pisman olmayacaksiniz, hatta tum Ihsan Oktay Anar kitaplarini okuyun... Puslu Kitalar Atlasiyla baslayin buyulenmeye ve devam edin digerleriyle...
Bosluktayim simdi baska hicbir kitap tad vermiyor sevgili Ihsan Oktay Anar, cok uzatma arayi olurmu hasretle bekliyor olacagim yeni kitabini.
A.

Saturday, May 29, 2010

Kacirmayin derim...

Turkiyeye gidislerimde alinacaklar listemin hep en ust siralarinda yer almistir kitaplar. Her seferinde donusumuze birkac gun kala mutlaka kitapciya ugrar bir kac kitap alirim kendime beni bir sonraki sefere kadar idare etsin diye, evden kardesimden ve annemden yuruttuklerim haric tabii :)
Son aylarda tasinma, yerlesme, yeni is, yeni hayat derken birkac aydir elim hicbir kitaba degmemisti. Nihayet hersey biraz biraz yoluna girmeye baslayinca firsat bu firsat diyerek, en son aldigim kitabi attim cantaya... Ise gidis yolunda herkeze inat iPhone gibi bir ucubeyle oynasmak yerine kitap okumak tercihimdi (ki bunu detaylariyla sonra konusmak lazim, uzun mesele). Oyle ozlemisim ki, bir solukta bitti ilk kitap. Susuzluktan yanan insanlar gibi kana kana ictim bir dikiste.

"Bin Muhtesem Gunes" Khaled Hosseini'nin ikinci kitabi, bir onceki kitabi "Ucurtma Avcisi" ni annem aldigi icin almamistim sonra degisiriz diye, ama bu kitabindan sonra kesinlikle onu da okumaliyim diyorum. Bin Muhtesem Gunes Afganistanin yakin tarihini anlatiyor. Tamda bizim yaslarimizdaki kadinlarin yasamlarini yada yasam adi verilen zulumleri, hayatlarinin nasil ellerinden alindigini, herseye ragmen nasil mucadele ettiklerini... Kitabi okurken bir bayan olarak sizde paylasiyorsunuz tum o yasanan acili ve uzuntulu anlari-sadece bayanlar degil eminim erkeklerde duyarsiz kalamaz olanlara. Ayrica tarih ve cografyayi sevmeyen ben, bu kitapla hic degilse bir nebzede olsa detaylarini ogrendim yakin tarihte olanlarin, hemde burnumuzun dibinde olanlarin.

Ne diyeyim cok guzel bir kitap, ben bir solukta bitirdim ve sizede kesinlikle tavsiye ederim. Kitabi okuyun ve bir kez daha sukredin dunyanin cok guzel bir ulkesinde, iyi sartlar altinda dunyaya geldigimiz icin... ben oyle yaptim ;)

A.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails