Showing posts with label Talihsiz Seruvenler. Show all posts
Showing posts with label Talihsiz Seruvenler. Show all posts

Thursday, January 31, 2013

Son zaman naneleri

Blogu ot basmis, ortalik tozlanmis, blogcu derbeder felegi sasmis, sessiz carsambalar almis basini gitmis, ortalikta in cin top oynamis...
Gokten uc elma dusmus hepsi de benim kafama carpmis diye bitirmem gerekiyor bunu aslinda :))

Carsambanin gelisi Persembe'den belliydi, 2013 ve Ocak ayi tum azametiyle geliyordu, onun icindi zaten Aralik ayinda yayilip keyif yapmalarim. Malum is guc kosusturma bahanem hic bitmiyor, blogu ihmal ettim bahaneler siralamaya yetmiyor, ama bari her yil bir kere tasinmasak! Gocebeligin bu kadari da fazla yahu.

Kutu, bavul ve turevlerini gordukce "imdattt" diye bagira bagira kacasim var artik, bitmiyor bu tasinmalar bitmiyor bitmiyor!!


Kutular bavullar yetmiyor, ne cok sey almisim, is guc bitmiyor araya surekli birseyler giriyor, dosyalar yedekleniyor, eskiler atiliyor, olmazsa satiliyor, fotokopi makinasi ve scanner en yakin arkadaslarim oluyor, geceleri uykular kaciyor, tarhana bitmis memlekete gitme zamani, yapilacaklar listesi diz boyu, kitalar arasi dolanip durmaktan vazgecsek, en cok da atilan kitaplar yuregime oturuyor, ayakkabilar da bir kutu olacak hani daha da almasam, ama bu son aldiklarim cok guzeldi cook, gumruklu mu gumruksuz mu, kutuculari aradin mi, yok tabaklarima kiyamam onlar elde tasinacak, bu tasima sirketlerinin topunun cani cehenneme, ya sozlesme ne oldu, bloga bugun de yazamadim yarin yazayim bari, pes artik pasaportlar bile kuf olmus, oyunlari ne yapsak nereye koysak...

Kafamda 1000 tilki var hicbirinin kuyrugu birbirine degmiyor anlayacaginiz :))
Blogumu ve yazmayi ozlemisim, sessiz sakin ve tasasiz kahvemi alip bloglara goz atmayi da...
Onun icin kucuk bir kacamak yapip kendime ayirdim bu gunu, zira kafami bosaltip sakinlesmem lazim :)
Eee ne var ne yok ekranin diger tarafinda?

Monday, October 15, 2012

Pazartesi Sayiklamalari




Gunlerdir is guc kendimi kaybetmis durumdayim, dolayisiyla da hersey gibi blogu da boslamisim. Yeni yazi talihsiz seruvenler dizisinden olsun dedim, gerci bizim basimiza gelmeyen kalmadigi icin her gunumuz talihsiz seruvenler dizisi ya o ayri :)))

Dedigim gibi is guc kendimi kaybettim yine, pek bir yogunum.
Yorgunum ayni zamanda, stres bir yandan diger faktorler bir yandan…

Gectigimiz hafta uykusuzluk iyice basima vurmus durumdaydi - simdi de uykusuzum gerci birsey degismedi. Gece gec saatlere kadar is yapmaktan yorgun ve uykusuz dusmenin yani sira gece uykusunda da rahat yok komsular sagolsun!
Artik yan komsu mu yoksa alt komsu mu bilemiyorum ama biri veremli kesin! Gidici yani cok vakti yok, ama gidemedi bir turlu! Saka falan degil yahu cok feci, bir insan sabah aksam cigerleri sokulurcesine oksurup konu komsuyu dahi uyutmazmi, resmen verem kogusu gibi! 

Onceleri dedim ki “Aman sabirli olayim yaziktir hastadir, belki kimi kimsesi yoktur”, sabrettim. Aradan uc bes gun gecti durumda degisiklik yok, “Bu ne ya bu kadar oksurulurmu insanda ciger kalmaz, kalk bi su ic bi cay ic kendine gel yahu” diye soylenmeye basladim. Son birkac gundur o cigerleri sokulurcesine oksuruyor ben milyonlarca koyun sayiyorum, ama giden uyku geri gelmiyor tabii anca sabaha karsi sizip uyuyorum. Bu hafta da iyilesmezse ben kim oldugunu bulup ya girtlagini SIKICAM ya da sacindan surukleyerek doktora goturucem.

Velhasil haftanin uykusuzlugu ve yorgunlugu ile gecen gun aylardir bir firsatini bulup gidemedigim kuafore gittim.  Maksat saclarimin birazcik boyunu kisalttirmak. Ancak uykusuzluktan gozu donmus, 2.5 numara miyop bir insanin kuafore gitmesi kadar vahim bir durum daha yok ben size diyeyim!

Miyop olanlar bilir, 2-3 numara karsi kaldirimdan babaniz gecse gormemeniz icin yeterli bir bozukluktur. Eh dolayisi ile bende kuaforde gozumdeki gozlugu cikarinca karsimdaki aynada anca bir siluet gordum kendime dair. 

Ve sonrasinda;

Kuaforume sacimi kisaltmasini soyledim.
O sacimdan bir tutam tutup bana gosterdi “bu boy iyi mi” diye.
Ve ben uykusuzlugun verdigi sersemlikle, tum beyin hucrelerim olmus hicbir sey dusunemezken, ve birde ustune gozluksuz bir halde aynada sadece bir siluet gorurken “iyi” deme gafletinde bulundum!!
Be allahin kulu nasil olur da aynada gormedigin birseye iyi dersin!

Sonuc olarak gozlukleri geri taktigimda artik karsimda benim siluetim degil de kirpilmis sadece kulaklari kalmis kafam vardi :))) Gul seyirci gul, burada hoykurerek gulmek serbest, hele birde bu halimi gorsen! Uykusuzluk ve miyopluk birlesimi olarak kusa dondum resmen…

Kocakisisi gonlum olsun diye cok guzel olmus deyip duruyor sagolsun – belki de gonlum olsun diye degil gercektendir? Fakirin ekmegi umut naparsin :))) Ancak isin gercegi ben aynaya baktikca formasini giymek uzere bir okul ogrencisi goruyorum resmen, bir iki yanimda kurdelem eksik :)

Monday, September 3, 2012

E ben daha ne diyeyim...

Pes artik! Yuh hatta!
Daha ne diyeyim bilemiyorum...
"Bu kadar da olmaz yani" dedikce oluyor...


Daha onceleri de benzeri ornekleri yasadik ama her seferinde rastlantidir dedik gectik.
Bakiniz burada ve burada...
Her ne kadar ulke mahvetmeye merakli olmasak da gezmeye merakliyiz, duramadik yine, bir Seul gorelim su cografya'dan gitmeden dedik.
Seul planlari yapmaya basladigimizdan itibaren hep aklimdaydi bu sefer birsey olmasa bari diye. Hatta kocakisisine sakayla karisik diyordum "bu seferde Kuzey Kore ile Guney Kore birbirine girmese sansimiza" diye.

Sukur onlar birbirine girmedi ama Seul'u tayfun vurdu!
Tam da bizim gidecegimiz zaman!
Onlarca insan oldu, yaralandi :( Ulasim felc oldu, ucuslar iptal edildi, yuzlerce insan elektriksiz kaldi...

Ama biz her seye ragmen azimliyiz gideriz dedik! Artik yagmur camur gezeriz diye kabullendik, bol bol semsiye, kazak ve pantolon koymayi planliyorduk yanimiza. Olanlar tum bunlarla bitmedi tabii. Dedik ki ucusumuz sabahin korunde, havaalaninda surunmeden bir telefon edip ogrenelim ucus hava durumundan dolayi iptal falan oldumu olmadimi diye...
Birde ne ogrenelim, ucus iptal olmamis ama bizim biletler iptal!!
Teknik bir problemden dolayi biletleri hic alamamisiz yani, elimizdeki referans numaralari gecersizmis! Omrumde boyle sacma sapan sey ne duydum ne gordum! Bizim basimiza boyle sacma sapan birsey gelmese sasardim zaten!
E hakikaten buna ne diyeyim ben?

Saatler suren telefon trafiginden sonra bavullari kenara kaldirdik Seul planlariyla birlikte, birer cay koyduk kendimize kocakisisi ile, oturduk son talihsiz seruvenimizi de demli caylarimizi yudumlayarak kutladik :)
Olmayinca olmuyor bazi seyler...

Friday, August 24, 2012

Bayram muhabbetleri

Kadinlar da erkekler de hep ayni, kilik kiyafet, yer zaman degisiyor cogunlukla ama muhabbetler pek degismiyor!
Soyle ki;

Arife gunu kocakisisi isten gelip isyerinde yeni tanistigi bir bayanin da musluman oldugunu (Lubnanli imis), lafin oradan acilip bizi birgun bildigi guzel bir Lubnan restoranina davet ettigini soyledi.
Bende "aa ne guzel, gideriz tabii" dedim.

Bu Lubnan'li arkadas arife gunu aksami email atip "bayramin ikinci gunu Lubnan restoranina gitmek istermisiniz, hem bayramlasmis oluruz" deyince oyle alelacele olmasina biraz sasirsak da belki yalnizdir, bayramda birilerini ariyordur, hem bizde yeni yemekler deneriz bayram guzel gecer bahanesiyle diyerekten tamam diyoruz.

Bayramin ikinci gunu gelip cattiginda evde ikimizde bilgisayarlarin tepesinde son surat is yetistirmeye calisiyoruz. Tam ev-ofis moduna girmisiz, hem isler yetismeyecek hem de simdi hazirlanip sehrin o kalabaligina kim girecek...

Ben: Bu isler bitmeyecek, tam da gunune ayarladik su yemegi, kiza bir mesaj atsak da yarin ya da obur gun isten cikista gitsek yemege?
Kocakisisi: Olmaz oyle sey ayip olur, hem dort saat kaldi yemege kiz ona gore plan yaptiysa.
Ben: Ya hemen iptal edelim demiyorum soralim bir kiza, bu hafta icinde baska gune olur derse erteleriz ne var bunda.
Kocakisisi: Ya ayip simdi ertelemek, hem ben bastan sordum sana o zaman hayir deseydin! Birseyi yapmak istemeyince olay cikariyorsun hep.
Ben: Hayir diyen mi var, anlayamiyorsun sen beni galiba! Isler yetismeyecek yemegi baska gune alalim diyorum bundan dogal ne var ki!!

Sonuc olarak ben kusup surat astim bir muddet, kocakisisi de yarim agizla "tamam kusme kuseceksen iptal edeyim" diye geveledi durdu ama iptal falan etmedi tabii. Biz birbirimize kapris yaparken saatler gecti cikma vakti yaklasti. Neyse dedim gidip adam gibi yemegimizi yiyelim, degisik birseyler deneyelim egleniriz hem...
Cikmadan da kocakisisine hatirlattim su maillerine bak diye kizin telefon numarasini almamis cunku, ama beni dinleyen nerdeeee!

Restorana gittik oturduk, oyle pek ahim sahim birsey degil klasik arap restorani. Hani bizim turk restoranlarinin eline su bile dokemez, ama menude bir suru degisik sey var, yeni seyler deneriz diyerekten kizi beklemeye basladik.
Bekle allah gelmez bekle allah gelmez... 10 dakika gecti yok, 20 dakika gecti yok...
Yeni yemekler deneyecegiz diye de ac karna gittik, menuye baktikca bizim mideler gurul gurul otmekte :D

Yaklasik 45-45 dakika sonra pes ettik verdik siparisimizi, kiz gelirse de kendi versin kendine siparis dedik.

Kocakisisi: Ben boyle sey gormedim ya, ne ayip ya biz isi gucu biraktik geldik ayip olmasin diye!
Ben: Elaleme ayip olmasin diye bi dunya laf saydin bana, allah boyle yapar iste karisini haksiz yere uzen adami!
Kocakisisi: Guvenmeyeceksin insanlara, ne bicim insan bunlar ya hic utanma yok! bir daha da suratina bakarsam...
Ben: Ama dedim ben sana mailine bak diye, kizin telefonunu al diye, beni dinleyen kim?!
Kocakisisi: Haklisin valla ne diyeyim :(
Ben: Kivrim kivrim kivrandin kiza ayip olur diye
Kocakisisi: Kivrim kivrim kivrandim yaptigimdan utandim...

ahahahahaha....

Sonuc olarak oturduk basbasa yemegimizi yedik. Lubnan restorani bir b.ka benzemiyordu ama! Salcali koftenin farkli versiyonlarinin adini degistirmisler satiyorlar. Koftelerde kofte olsa yuregim yanmayacak, kiymayi oldugu gibi mincirmislar pisirmisler :)))
Allahin iki porsiyon salcali kiymasina yaklasik 3-4 kilo kiyma parasi vermek de ayrica koydu tabii!

Ayrica eve donunce birde ne gorelim, kiz biz cikmadan 10 dakika once mail atmis ben gelemiyorum diye! Ne bir mazeret bildirmek, ne bir ayip olur diye dusunmek, ne bir son saatte haber verilirmi insanlar ona gore plan yapmistir demek!!
Aman millete ayip olmasin diyen yegane enayiler bizmisiz herhalde.
Bir daha birilerine guvenmek mi tovbe!
Bir daha Lubnan restoranina gitmek mi, o daha cok tovbe!

dipnot: bu olay sonrasi kocakisisine sordum neden beni dinlemiyorsun diye, valla neden dinlemiyorum bende bilmiyorum aslinda hic de kotu birsey soylemiyorsun seni dinleyince hep karli cikiyorum aslinda... demezmi! buyur burdan yak :)

*******

Kocakisisi de ben de pek severiz egzantirik tarifleri ve malzemeleri. Firsat buldukca da bol bol alip, pisirip deniyoruz. Pancar da onlardan biri. Hatta son Vietnam gezisi sirasinda tanistigimiz cift de bizim gibiymis, karsilikli dunya mutfaklarindan ve farkli tariflerden konusurken bize "pancarli risotto" tarifi verdiler. Laf aramizda kocakisisi harika risotto yapar :) Pancarin pembe renginden dolayi risotto oyle guzel bir renk aliyor ki insan yemeye kiyamiyor, ilk firsatta denedik bayilarak yedik :)

Dun aksam David Lebovitz'in sayfasinda tarif bakarken oldukca ilginc ve kocakisisinin sevebilecegini dusundugum bir tarife denk geldim.Tarifin basligi su " Moist Chocolate-Beet Cake" yani "pancarli cikolatali islak kek". Pancar ingilizcede beet root veya beet diye yaziliyor, bunu da kocakisisine onlarca kez soyledim hatta. Ama adam beni dinlemiyor ki...

Ben: Cok degisik bir tarif buldum, eminim hosuna gidecek
Kocakisisi: Hadi ya ne tarifiymis?
Ben: (Bilgisayar ekranini ona cevirerek) Bak bakalim ne kekiymis cok ilginc cok sasiracaksin ;)
Kocakisisi: Haa... cikolatali kek yani
Ben: Eminmisim tam olarak ne keki oldugunu anladigina, iyi oku basligi iyi oku.
Kocakisisi: Eminim anladim tabii ya, islak cikolatali kek iste!
Ben: Anlamamissin iste, bak burada ne yaziyor (ekrandaki baslikta ozellikle beet kelimesinin altini cizerek)
Kocakisisi: Ne bileyim ben beet ne?
Ben: Onlarca kez soyledim sana ne oldugunu! hani az once bana getirdin neydi guzel kokuyor diye (hakikaten de 5 dakika once pismis pancari firindan cikarip bana getirmisti bu ne guzel kokuyor diye)
Kocakisisi: Ya ne diyorsun anlamiyorum dogru duzgun soylesene!
Ben: Pes yani! Sen bazen boyle aptal olabiliyorsun ya inanamiyorum ben, hakikaten inanamiyorum, kesin numara yapiyor olmalisin yoksa tum o IQ larin nerene gidiyor ben hic bilmiyorum!

Adam anlamamakta israr edince ilkokul cocuguna anlatir gibi beet sozcugunun pancar oldugunu anlatmaya calistim olmadi. Sacma sapan birseye onca enerji sarfedip yine de anlasilamayinca bende cildirdim tabii, ama birde inat soylemiyorum "pancar bu be adam pancar!!" diye. O niye onu da bilmiyorum bende gariplesiyorum arada :)

Sonuc olarak o sinirle actim internetten sozlugu, beet yazdim ve karsimiza su aciklama cikti;
1- pancar
2- çükündür

Ben: Al iste çükündür o sey, çükündür!! Anla bunu anlayabilirsen... hahahahaha
Kocakisisi: Cükündürmüsüm!  ahahaha


Iste bunlar da bize dair hikayeler :)

Friday, June 8, 2012

Meksika - Cancun Gezi Notlari

Iki hafta gecti bile, bense gunlerdir sallaniyorum, daha da bekletmeden yazayim artik su gezi yazisini :)
Lakin uzun olacak uyarmadi demeyin! Alin cayinizi kahvenizi oyle oturun ekran basina ;)

Hayatimizda ilk kez bu kadar uzun (27 saatlik ucus ile toplamda 32 saat) bir yolculuga cikacak olmanin heyecani ve biraz da aman sunu unutmayalim bunu da alalim telasesi ile gecenin bir yarisi dustuk yollara. Halbuki dunyanin obur ucuna gidiyor olsak da orada da her turlu sey var ama gel de anlat anlatabilirsen bana, insan psikolojisi hakikaten acayip birsey. Sirf bu "aman ya orda yoksa, ya acikirsak, ya canimiz cekerse" seklindeki husnu kuruntularim yuzunden bugune dek az buz biskuvi, cikolata ve bilimum bavulda olmamasi gereken ivir ziviri tasidik dunyanin bir ucundan digerine :) - ki kiyafetlerimiz islanip popomuz acik kaldiginda bile biskuvilerimiz ve fistiklarimiz tamdi bavulumuzda :)))

Neyse lafi dolandirdim yine, devam edeyim anlatmaya... 
Artik oylesine el ayak cekilmisti ki biz gittigimizde havaalani bile oldukca bosalmis, cogu koridor ve ucus salonu bombostu.Bizde vakit oldurmek icin once bol bol garip garip fotograflar cektik havaalaninin bu boslugundan faydalanip. Sonrasinda da nereye otursak diye bakinirken karsimizdaki masaj koltuklarini farkettik birden. Tabii o kadar uzun ucus oncesinde bulunmaz nimet, haydi dedik ayak masaji yapalim hem onca yola gidecegiz kan dolasimimiz hizlanir hemde beles sonucta :))))
Bu Singapurlularin teknolojiye duskunlukleri beni bazen fitik etse de havaalaninda beles masaj koltugu bulmak da hosuma gitti ne yalan soyleyeyim :) Ayaklarimizi masaj koltuguna 15-20 dakika kadar mincik mincik minciklattirdiktan sonra dedik yeter bu kadar yoksa yola cikmadan sakatlayacagiz kendimizi :)


Yaklasik 10-12 saatlik ucustan sonra ucagimizin ilk duragi Moskovaydi. Bu arada ucaktaki filmler, diziler ve TV programlari sagolsun ilk kismi nasil atlattigimizi pek anlamadik bile. Moskova'da havayi gri bulutlarla kapli ve soguk gorunce, soguk havayi ve kisi hic ama hic ozlemedigimi farkettim :) 
Birde Moskova'nin Rusca'da karsiligi "Mockba" imis, birsey daha ogrenmis olduk :)


Kisa bir mola sonrasinda tekrar yola ciktik, bir 12 saat daha...
Biz Atlantik okyanusu uzerinden gider diye dusunurken tepeden once Isvec, Norvec sonra da Izlanda ve Gronland uzerinden yol aldik Amerika'ya dogru. Izlanda ve Gronland'in uzerinden gecerken kocakisisi disaridan gozlerini alamadi. Bana da "gel bak asagida manzara harika" dedikce, "aman napayim kar buz gormek istemiyor canim" diyerekten gomdum kendimi filmlerin icine :) Lakin bir ara cam kenarina gecip asagiya bakayim dedim ki, solugum kesildi! Asagidaki manzara tam anlamiyla buyuleyiciydi, izlemekten kendimi alamadim...


Onca yukseklikte oldugumuz halde dibimizde gibi duran karla kapli tepeler, ucsuz bucaksiz, issiz karla kapli vadiler... Inanilmaz bir huzur ve sonsuzluk hissi veriyor insana. Kocakisisi geri geldiginde cama yapismis buldu beni :) 
Ve ben birkac saat oncesine kadar aman kar ve kisi hic ozlemedim derken, ve ben birkac yil oncesinde balayi icin buraya balina izlemeye gelen arkadaslarimizla dalga gecerken! o anda aklimin bir kosesine yaziyordum, "birgun buralari gormemiz lazim" diye...


Neredeyse 24 saatlik ucus sonunda, birbirimize artik kendimizi bile tiksindirecek miktarda "Houston beni duyuyormusun cevap ver" seklinde zirva espriler yaparak Houston'a inmeyi basardik. Ammavelakin yolculuk henuz bitmemisti. Oncelikle neredeyse g.t izimizi bile alan sinir polislerini gecmemiz, bavulumuzu bulmamiz (eger buraya kadar kazasiz belasiz geldiye tabii!) ve bir diger aktarma icin bavulu yeniden verip yaklasik 5 saat kadar havaalaninda surunmemiz gerekiyordu! 

Sanirim buraya bir dip not dussem tam yeridir; Meksika'ya gitmek icin Meksika vizesine gerek yok, gecerli bir Amerikan vizesi yetiyor da artiyor bile - ilgilenenlere duyurulur ;)

Bu saydiklarimin hepsini kalan son gucumuz ile yaptiktan sonra kendimizi Cancun'a gidecek ucaga attik ve ben gerisini hatirlamiyorum. Bir ara ucagin kalktigini hatirliyorum, tekerlekler yeniden piste degince de uyandim :) Artik iyice gunler gecelere karistigindan, ki surekli havada oldugumuzdan pencereyi bir aciyorsun gece az sonra aciyorsun gunduz... seklinde bizim ayarlar iyice bozuldugu icin sizip kalmisiz :)
Buldugumuz ilk araca kendimizi atip otele dogru yola ciktik. Gece oldugu icin birsey gormeden ve de yorgunluktan sizdik kaldik hemen :)

Ertesi sabah gozumu acip, odanin balkonuna cikinca ilk gordugum manzara memnuniyet vericiydi :)


"Oh manzara ne guzelmis, denizin rengi ne guzel ama biraz dalgalimi ne?" diye kendi kendime konusurken birde baktim ki sahilde kocaman bir kirmizi bayrak var! Yani demek oluyor ki gordugumuz dalgalar hakikaten buyukler! yuzulemeyecek kadar!

Ic ses : Bir kere de sasirma be bir kere de sasirma! hic mi aklina gelmedi dalgali olabilecegi, okyanus bu ne bekliyorsun? hic mi akillanmayacaksin sen!?
Ben : ...

Sonucta yuzemedik tabii ama bol bol dalgalarda hoplayip ziplamayi ve sahilde yan gelip yatmayi ihmal etmedik.
Bir ara sahilde yatarken otelin animasyon grubundan oldugunu zannettigimiz bir grup adam toplandi basimiza, ki ben nefret ederim tatil yerlerindeki animasyon olaylarindan! Tam biz gunesten gevsemis ve hala daha bir onceki gunun yorgunlugu ile uyuklarken 4-5 tane super kahraman kilikli eleman Cancun'un o sicaginda spandex kumastan kostumlerin ustune donlari cekip karsimiza dikilmezlermi :)))


Ertesi gun sabahin korunde kalkip dustuk yollara, istikamet Maya'larin baskenti "Chichen Itza". 
Chichen Itza'ya giderken once yolda Meksika'ya, ve hatta Yucatan yarim adasina ozgu "cenote" lerden birine ugrayacagiz ayrica. Cenote'lerle ilgili bircok sey okumustum daha onceden, aslinda dalis sertifikasini almis olmak vardi ama... zira buranin en onemli yeryuzu olusumlarindan biri olan bu cenoteler dalis cenneti! Cenoteler topraktaki kirecli tabakanin erimesi ile olusan magaralar, havuzlar ve tunellerden olusuyor. Bazilarinda tuneller yeryuzu ile birlesiyor bazilarinda ise tamamen yer altinda ve buralarda dalis yapiliyormus. Dedigim gibi aslinda icimiz gitti burada dalis yapmak icin hatta internetten yaptigimiz aramalarda gordugumuz fotograflara bayildik ama henuz dalis sertifikamiz yok ne yapalim :(
Eh dalis yapamayacagimiz icin Chichen Itza turu ile birlestirilmis cenote turu daha cok isimize geldi. Bir saatligine de olsa yuzeriz en azindan dedik :)



Cenote'nin oldugu yere ulastigimizda bizi Meksika'nin yerel insanlari karsiladi. Mayalarin en karakteristik ozelligi boyunlarinin olmamasiymis! Dikkatlice inceleyince hakikaten oyle oldugu farkediliyor, bir cogu boyunsuz! yani tabii ki fizyolojik olarak boyunlari var ama yok denecek kadar kisa, sanki tepeden bastirilmislar gibi. Ilginc bir biyolojik gen havuzlari olsa gerek :)

Bir yanda tortilla hazirlayan yerli kadinlar vardi...



Diger yanda yerel kostumler giymis, yerel calgilarla turistlere gosteri yapanlar...



Iste bu da cenote'nin yeryuzu ile yegane bulusma noktasi olan delik :)
Korkmayin canim buradan girmedik tabii ki :)) Bu yegane dogal aciklik...


Adamlar dogal olmayanini da yapmislar biz iceri girebilelim diye :)


Cenoteler eskiden tanrilara kurban vermek icin kullanilirmis, onun icin Maya kulturunde kutsal bir anlam tasiyor. Hatta yol boyunca tur rehberimiz "cenoteye gidince mutlaka yikanin, hic olmazsa ayaklarinizi sokun sonra Chichen Itza'nin enerjisinden yararlanamazsiniz" dedi durdu. Lakin cenote'nin suyu yeralti su kaynaklarindan geldigi icin buz gibiydi! Bildigimiz kuyu suyu gibiydi yani, once bir girmeye niyetlendiysek de vazgectik sadece ayaklarimizi sokmakla yetindik :)




Cenote de gordukten sonra bir sonraki hedefimiz Valladolid sehri idi. 
Kiyi seritlerinin aksine burasi daha cok Meksika'daymisiz gibi hissettirdi bize. Cunku kiyi seritleri fazlasiyla turistik, o ulkenin ve yorenin insanina, kulturune dair birseyler gormek anlamak zor. Hele hele soz konusu Cancun ise bizim Akdeniz kiyilarindaki oteller bolgelerinden hicbir farki yok.


Valladolid'e cevreye soyle bir goz atmak ve oradaki unlu bir kiliseyi gezmek amacli ugradik kisa sureligine.



Biz kilise turunu biraz kisa kesip kilisenin karsisindaki cogunlukla yerli halkin bulundugu parka attik kendimizi :) Bu kiyafetler Meksikalilar'in yerel kiyafetleriymis. Neredeyse sokaklardaki kadinlarin cogu bu kiyafetlerle dolasiyor.





Cevreyi ve insanlari gozlemledikten sonra parkta buldugumuz bu sirin banka oturup dinlendik biraz kocakisisi ile. Bayildim ben bu banka tam oturup karsilikli muhabbet etmek icin, birde ortasinda kucuk bir kahve sehpasi olsa degmeyin keyfime!


Valladolid'den sonra Chichen ITza'ya dogru yola ciktik ama hem oglen oldugu icin hemde iyice yoruldugumuz icin yolda yeniden mola verip Meksika mutfaginin lezzetli yemeklerini tadmaya giristik. 
Ne yazik ki acliktan gozum dondugu icin o guzelim tacolarin ve tortillalarin hic fotografi yok :) Ancak sonrasinda karnim doyup kendime gelince restoranda dans edenlerin fotografini cekmeyi akil edebilmisim :))


Karnimizida doyurduktan sonra sira artik Chichen Itza'yi gormeye gelmisti...
Angkor Wat gezisinde gordugumuz onlarca tapinaktan sonra bu tapinak pek heybetli ve gosterisli gelmedi ilk etapta acikcasi :) Birde ustune rehberimiz piramite tirmanmak yasak demesin mi hepten hayal kirikligina ugradik :) Ama rehberin Mayalarla ilgili ve Chichen Itza ile ilgili verdigi bilgiler dagitti hayal kirikligimizi.

Rehberimiz Mayalarin neden ve nasil astrolojide bu kadar ileri gittigini, bu tapinakla ilgili sirlari ve detaylari, sayisal tum formulleri ve hesaplamalari oyle guzel anlatti ki bayilarak dinledik. 
Mesela;
- 21 Aralik 2012'nin dunyanin sonu olmadigini sadece Maya takviminin sonu oldugunu ogrendik! Cunku Mayalarin o tarihte tum gezegenlerin ard arda dizilecegini hesaplayip ona gore bir referans noktasi belirlemisler kendilerine, "yani bir cesit sifirlama ama dunyanin sonu gelecek diye yanlis anladi insanlar" diyordu rehberimiz :)
- Yuzyillar oncesinde ortalikta teleskop gibi gelismis cihazlar yokken nasil yildiz haritalarini cikarip incelemisler onu ogrendik. Ozellikle bu piramitlerden yararlanip ogrenmisler. Piramitlerin tabaninda bulunan havuzcuklara tepedeki delikten yansiyan gokyuzunun goruntusunu kullanarak yildizlari gozlemlemis ve gok haritasi cikarmislar.
Daha da bir suru sey anlatti ama sirf hesaplamalarla dolu oldugu icin ben daha da uzatmayayim :)


Sagolsun gokyuzu bulutluydu, hatta bir ara yagmur bile yagdi biz gittigimizde. Fotograflar pek iyi cikmadi hava bulutlu oldugundan diye soylenirken, cikan gunes ortaligi yakip kavurunca aman iyiki bulutluymus dedirtti :))


Bir diger ilginc nokta ise Chichen Itza'nin akustigiydi. Hicbir sekilde hoporlor veya herhangi bir ses sistemi kullanmadan, sirf yapinin kendisinden kaynaklanan akustikle seslerini duyurabilmeleri olaganustu, hele hele bunu yuzyillar oncesinde dusunerek yapmis olmalari. Mesela piramidin on yuzunde biri el cirptiginda kus ciklemesi gibi bir ses duyulmaya basliyor. Ancak biraz ileride piramidin yaninda olan bir diger grup bu sesi duymuyor. Mayalarda bu akustik dengeyi farkli farkli gruplari idare etmek icin kullanirlarmis, ozellikle ayinler sirasinda rahipler halka seslenirken kullanirmis bunu.
Hatta buranin akustigi oyle ilgi cekmis ki Pavarotti hicbir ses sistemi kullanmadan binlerce kisiye konser vermis burada.



Burasida yine Chichen Itza kompleksinin icindeki baska bir yapi; top sahasi. Oldukca ilginc bir top oyunlari ve odul anlayislari varmis.


Boylari neredeyse buranin ancak ucte birine falan denk gelirken su tepede gordugunuz delige topu gecirmekmis maksat. Ve kazanan takimin kaptani tanrilara kurban edilerek odullendiriliyormus!!
Dusundumde simdinin futbolcularina neden milyonlarca dolar harciyoruz biz acaba! Bir halt becerebildikleri de yok ustelik :)







Ve Chichen Itza'nin meshur yilani! Yilin belirli zamanlarinda (sanirim eklips zamanlarinda) yere yansiyan piramit golgesi ve yilan basinin golgesi ile yilan piramitin basamaklarindan suzuluyormus gibi gorunuyormus.


Aksam olup gorevliler bizi "haydi kapattik" diye kovalamaya baslayinca Chichen Itza turunu tamamlayip otele dogru yola koyulduk. Tur bekledigimizden de uzun surdu aslinda ama butun bir gune birsuru seyi sigdirmanin mutlulugu ile geri donduk. Zira ertesi gun gezimizin esas nedeni olan is toplantilarina gelmisti sira :(

Ancak biz akillanirmiyiz? Akillanmayiz :)) Toplantilardan ilk buldugumuz firsatta kendimizi baska bir maceraya attik ertesi gun :) Hersey benim basimin altindan cikiyor zaten :) Gitmeden internetten arastirip arastirip buluyorum herseyi, bu da oyle oldu. Dedim ki kocakisisine "Cancun'da denizalti muzesi varmis, inanilmaz heykeller var mutlaka gidip gormeliyiz"... Isin icinde snorkel olunca o da tamam dedi haliyle :)

Biz ertesi gun isten firsat bulup tuyerekten denizalti muzesi turuna katildik. Biz zannediyoruz ki normal bir botla bizi alip goturecekler. Gittigimizde limanda botu bekledik bir sure. Karsidan ustunde "Twister" yazan bir surat teknesi gelince ben isi dalgaya vurup "bak su karsidan gelenmis tabii bizim bekledigimiz, ne sacma sapan birsey o oyle koltuklarinda tek tek kemerleri var lunapark trenleri gibi" dedim, demez olaydim! Cunku bizi alacak bot oymus! Kuzu kuzu kendi ayaklarimizla bindik surat teknesine. Hani onceden olsa hic tirsmazdim da Bali'de yasadigimiz surat teknesi macerasindan sonra aman gozum gormesin hicbirini.

Dedigim gibi kendi ayaklarimizla bindik, birde birbirimizi teselli ediyoruz yok o kadar kotu degildir alt tarafi 30 dakikalik mesafe diye. Oncelikle herkese can yelegi zorunlu diyerek giydirdiler! Birde ustune tum o lunapark treni kemerlerini falan takip takistirmadik mi! Herhalde ucacagiz dedim, zira ucakta bile bu kadar takip takistirmiyoruz yahu!! En son olarak da tekneyi kullanan eleman yarim yamalak ingilizcesiyle "Amigos once muzeye gidip gezecegiz sonra donuste de laguna girince botla spin atacagiz (etrafimizda donecegiz)" demezmi!! Ya ne donmesi, turun iceriginde yoktu boyle bisey donmesek olmazmi falan diye itiraz ettimse de pek dinleyen olmadi!

Zaten muzenin oldugu yere, daha dogrusu heykellerin bir kisminin oldugu yere giderken o kirmizi bayraga sebep olan dalgalarin aciklardaki daha buyuk versiyonlari ile ucaraktan yol aldik :) Ben bir yandan hatim indirirken yanimda kocakisisi kahkahalarla gulup ciglik cigliga egleniyordu nedense. Birde bana demezmi tipki Universal Studio'ya gittigimiz gun gibi diye! Donustede laguna girince kaptan motoru son surat surup birde o hizla bol bol tekneyi 360 dondurdukce (daha dogrusu savurdukca) bizim adam kendinden gecti. Ben ise o sirada, o suratteki tekne ters donerse o lagunda daha dogrusu o bataklikta nasil olecegimizi, sansimizi bu kadar zorlarsak birgun biryerde kesinlikle yamulup kalacagimizi dusunurken ve o gunun gelmis olmamasini dilerken ve ayni zamanda unuttugum binbir duayi hatirlayarak kakilip kalmistim :)) Boyle zamanlarda her zamankinden daha dindar oluyorum nedense, sanirim onun icindir ki Allah bol miktarda bizi bu durumlara sokup yukaridan guluyor halime :)

Velhasil yine basimiz b.ktan pardon maceradan cikmadi :) Snorkelleri takip denizin altini izlemek inanilmaz guzeldi. Surat motoru faciasina degermiydi... degerdi sanirim :)))
Gorseller benim degil muzenin kendi sayfasindan... Bizim gordugumuz halleri biraz daha uzerleri kaplanmis halleriydi bu heykellerin. Ha ondan bahsetmeyi unuttum bu arada, bu denizalti muzesi projesi esasen deniz altindaki cesitliligi arttirmak ve orada mercan olusumunu hizlandirmak amacli yapilmis...






Tum bunlarin uzerine istakoz gibi kizarmamiz, kalan toplantilara ve aksam yemeklerine suratimiz ve burunlarimiz yanmis bir sekilde kipkirmizi katilip rezil olmamiz da cabasi :)))

Benden simdilik bu kadar, gezinin kalan bolumu yakinda...

dipnot: bu kadar uzun yazinca bircok yazim yanlisi ve dusuk cumle oluyor haliyle, yazarken yoruldum okuyup kontrol edemeyecegim sanirim affiniza siginiyorum simdilik :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails