Iki ayi gecti ben gezi yazisini yazincaya kadar. Araya daha fazla birsey girmeden yazip bitireyim de yeni gezi yazilarina yer acilsin :)
Hatirlarsaniz ilk bolumde Hanoi ile ilgili kisimlari birlestirip yazmistim. Esasen Hanoi de gecirdigimiz ilk gunun ardindan sabah erkenden yollara dustuk Halong Bay'a yani Halong korfezine gitmek icin. Gezi oncesi yaptigimiz uzun arastirmalardan sonra Halong korfezinde 2-3 gun gecirip, eski usul Vietnam teknelerinde kalmaya karar vermis ve gitmeden ayarlamistik. Aslinda oraya gidince de bir suru secenek varmis ama biz onceden ayarlayip guvenilir biriyle yolculuk yapmayi tercih ettik.
Halong korfezi denizin ortasindan binlerce kayaligin ve adacigin yukseldigi, yesille mavinin ic ice oldugu, dunya mirasi listelerine girmis (en azindan dunyanin yeni 7 harikasi listesindeydi en son), olmeden once gorulmesi gereken yerlerden biri. Yani en azindan gitmeden once biz oyle zannediyorduk :)
Simdi diyeceksiniz ki yine neyini begenmediniz, size de yaranilmiyor diye :))
Oncelikle en buyuk sanssizligimiz fotograflarda gordugunuz gibi hava muhalefeti idi. Cok sukur yagmur falan yagmadi ama hava da hic acmadi yani. Oyle isli sisli, pisli puslu dolandik durduk koca korfezi. Hani biraz da gunes gul cemalini gosterseydi, yesile maviye doysaydi gozumuz, ben piril piril manzara fotograflari cekebilseydim... nerdeee!
Olsun biz yine de moralleri yuksek tuttuk :) Hic degilse yagmur yok dedik, gezinin tadini cikaralim dedik :))
Yaklasik 3 saat suren oldukca sallantili bir yolculuk sonrasi Hanoi'den Halong Bay'in girisinde tum teknelerin bulundugu iskeleye gittik. Zaten beni mutluluktan ziplatan yesil erikleri buldugumuz ilk yer de orasiydi :))
Iskeleden kucuk bir tekne ile daha acikta demirlemis buyuk yolcu gemisine ulasip hemen kamaralarimiza yollandik. Kamaralar biraz kucuk olsa da inanilmaz sirindi.Veya omrunde tekne ile yolculuk yapmamis bize oyle geldi :))
Elimizi yuzumuzu yikayip kendimize geldikten hemen sonra tekneyi kesfe ciktik. Ilk heyecan ve hevesle guvertede cesit cesit fotograflar cekinmeyi de ihmal etmedik :))
Sonrasinda da hemen ogle yemegi icin teknenin orta katindaki restoran kismina gectik. Teknedeki yemekler oldukca lezzetli ve bol kepceydi. Hani 3 gun 2 gece teknede olacagiz, olurda ac falan kaliriz diye ben bavulu bir suru findik fistikla doldurmustum ama onlari yiyecek yerimiz hic kalmadi, gerisin geriye Singapur'a getirdik hepsini :)))
Yemek sirasinda masalarin cogu arkadas
gruplariyla veya cocuklu ailelerle doluydu. Bir tek biziz tek basimiza
herhalde derken yanimiza baska bir cift gelip oturdu. Avusturyali
oldugunu ogrendigimiz Ursula ve Helmut ile boyle tanismis olduk. Ve her
yabanci gibi bizim nereli oldugumuzu tahmin edemediler :)
O kadar hos sohbet, o kadar tatli insanlardi ki tam 3 gun boyunca hic yalnizlik cekmeden, bol bol muhabbet ve sohbet ederek vakit gecirdik. Biz onlara gezi maceralarimizi anlatirken farkettik ki onlar bizden onlarca kat daha cesur ve maceraya duskunmus :) Bizim gezdigimizin 2-3 kati gezip, aman hayatta gidilmez oralara dedigimiz ulkelere gitmisler :) Velhasil bu yolculuk sonrasi da cok guzel dostlar edinip donduk sanirim yolculugun en guzel yanlarindan biri buydu.
Biz ogle yemegini yerken tekne de adaciklarin arasinda dolasmaya basladi bir yandan. Yemek sonrasi guvertede kahvelerimizi icerken etrafi izledik. O sirada cevrede gordugumuz orjinal renkte, eski usul teknelerden birini fotografladik bol bol. Neden teknelerin hepsi beyaza boyandi diye sordugumuzda rehberimiz hukumetin boyle bir zorunluluk getirdigini soyledi.
Demek ki su tek tip mentalitesi, yonetime gelip birseyler degistirme mantigi heryerde varmis. Olan canim eski model teknelere olmus, herbiri hayalet gibi bembeyaz suzuluyor artik sularda. Halbuki eski tekneler ne guzel, gercek korsan teknesi gibi :))
Yaklasik yarim saatlik yolculuk sonrasinda daha once Kambocya gezimizde de gordugumuz yuzen koye (floating village) ulastik. Vietnamli kadinlarin kullandigi sandallara bindikten sonra koyun ic kisimlarina dogru yollanmaya basladik.
Dedigim gibi daha onceden de gozumuz asina oldugu icin bu kez cok fazla ilginc gelmedi bize bu ortam. Firsattan istifade cevreyi inceledik bol bol. Turistlere her ne kadar ilginc gelse de burada yasayan insanlarin hayatlari dusundugumuzden cok daha zor...
Cogu okuma yazma bilmiyormus. Zaten yuzen koyde dogup buyudukleri ve tek bildikleri yasam tarzi bu oldugu icin de baska yere gitmeyi dahi istemiyorlar, biraz da korkuyorlarmis.
Su asagidaki tekne yuzen koydeki market mesela...
Bir cogunun yasadigi ev yuzen evler degil de kucucuk tekneler. Asagidaki gibi bir teknede coluk cocuk koca bir aile yasiyor ornegin...
Surekli suyun uzerindeler, tek evleri orasi.
En zoru da cocuk olmak olsa gerek...
Kosup oynayacak, hoplayip ziplayacak bir alan bile ne buyuk bir zenginlikmis meger.
Koyun ic kisminda bulunan istiridye ciftligini ziyaret ettik sonra. Oradaki calisanlar hemen canli canli istiridyenin icinden inciyi nasil cikardiklarini gosterdiler bize.
Bu da istiridye ciftliginin hemen yaninda fotografladigim diyarbakir karpuzu boyutunda bir denizanasi!
Iste simdi geldik zurnanin zirt dedigi yere! :D
Baslangicta bahsettigim bizi hayal kirikligina ugratan en onemli sey Halon Bay'in pisligi idi. Ilk zamanlar surekli kendimizi avuttuk "ay burasi pis ama biraz acildikmi pislik biter", "belki burada akinti yoktur ondan birikmistir", "kesin bu pislik yuzen koyden dolayi hani insanlar cogunlukla burada yasiyor" diye diye...
Ama uc gun boyunca hicbirsey degismedi, pislik tum korfeze yayilmis ve oldukca yuksek miktardaydi. Bazi Vietnamli kadinlar sandallariyla gezip suyun uzerindeki copleri topluyordu, sanirim yerel yonetim para oduyor olmali bunun icin. Hatta bazi adaciklarda gozle gorulur boyutta cop tepeleri olusmustu. Ama gorunen o ki bundan cok cok daha fazlasini yapmalari lazim cunku gezdigimiz alan hic de yabana atilmayacak buyuklukte bir koydu ve pislik orani hic degismedi :(
Onca pislige ragmen bazi turistler yuzduler bu sularda, biz agzimiz acik bir sekilde saskinlikla izledik sadece.
Gezi sonrasinda hava iyice kararmaya baslayinca ana tekneye yollandik ve tekneler icin ayrilmis park yerlerinden birine demirledik geceyi orada gecirmek icin. Adanin uzerinde hakikaten park yeri isareti vardi bu arada :)))
Her ne kadar havaya laf etmis olsam da bulutmu sisliydi diye, aksam karanligi cokerken cektigim su fotograf dogal siyah-beyaz efektler yuzunden favorilerimden biri oldu ;)
Tekneye cikinca gurup etkinligi olarak Vietnam usulu borek (Vietnamese roll) hazirladik. Kendi ellerimizle hazirladigimiz borekleri de hemen oracikta afiyetle mideye indirdik :)
Aksam yemeginde de bol bol deniz urunu vardi dogal olarak :)
Yalniz bir tek guzel gorundugu icin bu jumbo karidesleri cekmisim, geri kalanlari cekmeyi unutmusum hem muhabbet sohbet hem de aclik dolayisi ile :)
Pislikten soz etmisken gecenin geri kalanindaki "geleneksel A ile H avcilik maceralari" serimizi es gecmeyeyim :)))
Eh bahsettigim gibi eski usul bir teknedeydik her ne kadar luks! olsa bile. Sunu unutmamak lazim ki bizlerin luks ve temiz anlayisi ile Vietnamlilar'in luks ve temiz anlayisi birebir ortusmeye bilir! Ortusmuyormus zaten ogrendik. Zira gunun o yorgunlugu uzerine gece yatmadan dus alayim niyeti ile banyoya girip, dusakabinde kendimi islattigim ilk birkac dakika sonrasinda siril siklam ve cigliklar atarak odanin ortasina zipladim. Dusakabin dediysem bizdeki dusakabinlerden bahsettigimi zannetmeyin. Tekne ahsap, dogal olarak her yani da ahsap. Yani dusakabinimiz de ahsapti! Yerleri de izgara seklinde tahtalarla dosemisler. Iste ben dus almaya calisirken o izgaralarin arasindaki iri cagla boyutundaki hamambocegi islanip rahatsiz olmus olmali ki disari cikmaya karar verdi birden!!
Sonuc olarak kocakisisi elinde terlik o daracik banyoda hamambocegi kovaladi ama ne ihtimal hayvan yine geldigi yere giriverdi. Ben islak bir sekilde bas bas bagiriyorum "ben nasil dus alicam, girmem orayaaa" diyerekten :)) Durum boyle olunca da avci erkegimiz careyi bocegi haslamakta buldu! Yaklasik yarim saat boyunca banyonun her yerini musluktan akan en sicak suyla yikayip bocegi oldurebilecegini zannetti, en son buhardan biz birbirimizi goremez hale gelene kadar da durmadi! Ama kocakisisinin unuttugu birsey var ki hamambocegi denen yaratik bu dunyada "survivor" olarak bilinen yegane hayvan. Taa dinozorlar zamanindan gunumuze ulasabilen, radyoaktivitenin bile etkileyemedigi tek hayvan!!
Anlayacaginiz benim almaya niyetlendigim sicak dusu bocek aldi mis gibi, ben de havami aldim :D
Ertesi gun tur rehberine sikayet ettigimizde de piskin piskin "oo daha ne kotu tekneler var, bircogunda fare bile var" demezmi. Yapacaginiz birsey yokmu hamam bocegi icin dedigimizde de "isterseniz odayi yaptirayim" demesi tuz biber oldu.
Geleneksel olarak her turlu sacmalik bizi buldugu icin bu sefer neden bu kadar sasirdim bilemiyorum :)
Bocek mocek derken o gece yorgunluktan sizip kaldik resmen. Ertesi sabah da erkenden guverteye cikip guvertede Tai Chi yapanlara katildik. Simdi Tai Chi yaptik hayat gorusumuz degisti, uzak dogunun mistik guclerini kesfettik falan diyecek degilim :)) Ben inanmiyorum, inanamiyorum oyle seylere, inananlarda kusuruma bakmasin. Zaten o Ye, Ic, Yat filmine de gicik oluyorum, hepsi palavra onu da ayrica yazmistim onceden :)))
Ama sabahin serinliginde, henuz insanlarin cogu uyanmamisken ve tekne adaciklar arasinda gezinirken guvertede vucudu esneterek gune baslamak oldukca guzeldi :)
Kahvaltidan sonra Kayak (kano ile gezinti) yapmak icin yola ciktik. Biz daha onceden hic denemedik sorun olurmu falan diye endise ettiysek de sonradan cok da zorlu olmadigini (en azindan durgun sularda) gorup eglendik bile.
Yol uzerinde asagida gordugunuz tekne-ev-balik ciftligini seklindeki yerde durup sahilde yapacagimiz piknik icin yiyecek birseyler aldik once.
Dedigim gibi burada hayat cok zor, en cok da cocuklara uzuluyor insan. Bizimkiler evdeki onlarca oyuncagi begenmezken dunyanin bir diger ucundakiler bir teknenin tepesinde plastik siselerle egleniyor ancak :(
Sonrasinda kanolara binip adaciklarin arasinda dolasmaya basladik. Kano ile dolasmak guzel ve zevkliydi ama sular oylesine pisti ki kurek cekerken maksimum ozeni gosterip uzerimize su sicratmamaya, elimizi yuzumuzu islatmamaya calistik.
Hatta oyle yerler vardi ki kurek cekmeyi birakip kanoyu kendi haline saldik, suyun uzeri gorunmuyordu pislikten resmen. Organik atiklar, plastik atiklar, ne ararsaniz...
Cogunlukla aramizda su diyaloglar gecti kocakisisi ile;
Ben: Yavas dur sicratma sakin ustumuze, zaten yikanmak da eziyet!
Kocakisisi: Tamam tamam dur cok hareket etme de kano tepetaklak olmasin b.k icinde kaliriz sonra :))
B: Yok ya b.k degil onlar, denizin tabanindan kopmus bitki falandir
K: Tabii tabii ayni b.k seklinde kahverengi deniz bitkisi ahahahaha
B: Ama bunlar biraz buyuk degilmi?!
K: Sismisler suda!
B: Iyyyyyyy b.k mu cidden bunlar? ciddi ciddi b.klu sularda yuzuyoruz yani!!
Seklindeki onlarca diyalog esnasinda nedense sularda yanimizda yuzen seylerin pislik oldugunu kabullenmek istemedi beynim :) Ama onca teknenin atiklari, yuzen koyde yasayan insanlar ve korfezde dogru duzgun akinti olmamasi kismini dusununce gercegi kabullenmek durumunda kaldim.
Kanolara bindikten sonra, tum grup toplamda 5 kano ile tur rehberinin onderliginde cevredeki magaralari gezmeye basladik. Oldukca genis, tunel gibi bir gecitten gecip adalarin arasinda kalmis golet gibi bir yere ciktik. Sanki birden bire bir gizli bahceye girmis gibi olduk. Heryer inanilmaz sessizdi, sadece hayvanlarin ve doganin sesi duyuluyordu. Tabii kanoda islanir, hatta dusebilir diye fotograf makinami yanima almadigimi oldukca uzuldum. Bir sure o golette gezindikten sonra baska bir tunel ile koyun bir diger kismina gectik.
Rehberimiz orada baska bir magara oldugunu, normalde sular cok yukseldigi icin girilemedigini ama o gun su seviyesi dusuk oldugu icin girip iceriyi gorebilecegimizi soyledi. Rehber onde biz arkada kurek cekmeye basladik. Birkac metre sonra icerisi iyice karanliklasti ve biz birsey gormeden sadece karanlikta kurek ceker hale geldik. Tabii gelismis ulkelerde boyle seyler tum yolculara el lambasi ve gerekli talimatlar onceden verilerek yapilsa da Vietnem da oyle yapilmiyormus! Sadece rehberin elinde kendini bile aydinlatmayan bir fener ile girdigimiz magaranin bir ucundan girip digerinden cikacagimizi zannediyorduk ki baska sansimiz da yok gibiydi cunku girdigimiz tuneller ancak bir kano sigacak darliktaydi! Yaklasik 10 metre iceri girdikten sonra rehber demezmi tamam buradan donup geri cikacagiz diye!! 5 tane kanonun pespese oldugunu, zifiri karanlikta kimsenin birsey gormedigini, suya dussek ya diger kanolardan birinin altinda kalacagimizi, ya panikle bogulacagimizi en iyi ihtimal pislikten olecegimizi gozunuzde canlandirin hikayenin bu kisminda :)))
Tabii birde bunlara hayatimizda ilk kez kanoya binmis oldugumuzu da eklemek lazim. Donmeye calisirken kac kez magaranin duvarlarina gecirdik, kac kez diger kanolarla carpistik bilemiyorum. Zaten bir sure sonra ortalik tam bir kaostu, o daracik tunelde donmeye calisan 5 kanonun birbirine ve magaranin duvarlarina carpma sesi yankilaniyordu sadece! Hani haberlere cikar ya rafting yapan turistler bogularak oldu falan diye, hep sasirirdim o haberlere insanlar ne dikkatsiz diye, meger gercek oyle degilmis! En ufacik bir dikkatsizlik veya ihmal nelere yol acabiliyormus gorduk.
Neyse ki kocakisisi ile iyi bir ekip oldugumuzu bir kez daha kano uzerinde birbirimize kanitlayip el birligiyle oradan sagsalim kurtulduk. B.klu sulara dusmamis olmak da en sevindirici yaniydi tabii :))
Kanolarda kurek cekmekten yorgun dusunce adalardan birinin kiyisinda bulunan kucuk plaja yollandik ve plajda gemi murettebatinin bizim icin hazirladigi masalarda keyifle oglen yemegimizi yedik.
Kano gezisi sonrasinda
tekneye cikinca da pislikten dolayi krize girmis Ursula ile birlikte,
elimizdeki dezenfektan jellerle bastan asagi yikandik :D
Ertesi gun sabahtan o
civardaki magaralari gezmeye gittik. Yol boyunca tur rehberi
hic soylemediyse belki 25-30 defa "muhtesem magara" diye anlatti,
zaten adi da muhtesem magara! imis. Bir yandan neymis bu magara boyle
diye merak ederken diger yandan da bir onceki gunku gibi birsey cikmasin
diye dua ettik :)
Magara gercekten buyuk ve
guzeldi, ozellikle ic kismini guzel isiklandirmislar. Ama benim en cok hosuma giden kismi tepeden gorunen korfez manzarasiydi...
Duvarlarda ve
tavanda olusan sekiller gormeye degerdi. Ama dunyanin en ilginc yeri
oldugunu soyleyemeyecegim, ozellikle Turkiye'de onca magara gordukten
sonra :))
Cikista
ki Vietnamli balikci teyzeyi ve urunlerini cekmek ayri bir guzellik
oldu. Oyle dogal ve renkli duruyordu ki onlarca fotografini cekmisim
teyzenin :))
Magarayi da gezip bol bol fotograf cektikten sonra da tekneye oradan da Hanoi'ye geri donduk...
Ve bir Vietnam gezisini de boyle tamamlamis olduk...
Oldukca uzun bir yazi oldu umarim sonuna kadar dayanabilmissinizdir :)))



















































