Showing posts with label Vietnam. Show all posts
Showing posts with label Vietnam. Show all posts

Friday, August 3, 2012

Vietnam Gezi Notlari: Halong Bay

Iki ayi gecti ben gezi yazisini yazincaya kadar. Araya daha fazla birsey girmeden yazip bitireyim de yeni gezi yazilarina yer acilsin :)

Hatirlarsaniz ilk bolumde Hanoi ile ilgili kisimlari birlestirip yazmistim. Esasen Hanoi de gecirdigimiz ilk gunun ardindan sabah erkenden yollara dustuk Halong Bay'a yani Halong korfezine gitmek icin. Gezi oncesi yaptigimiz uzun arastirmalardan sonra Halong korfezinde 2-3 gun gecirip, eski usul Vietnam teknelerinde kalmaya karar vermis ve gitmeden ayarlamistik. Aslinda oraya gidince de bir suru secenek varmis ama biz onceden ayarlayip guvenilir biriyle yolculuk yapmayi tercih ettik.

Halong korfezi denizin ortasindan binlerce kayaligin ve adacigin yukseldigi, yesille mavinin ic ice oldugu, dunya mirasi listelerine girmis (en azindan dunyanin yeni 7 harikasi listesindeydi en son), olmeden once gorulmesi gereken yerlerden biri. Yani en azindan gitmeden once biz oyle zannediyorduk :)



Simdi diyeceksiniz ki yine neyini begenmediniz, size de yaranilmiyor diye :))
Oncelikle en buyuk sanssizligimiz fotograflarda gordugunuz gibi hava muhalefeti idi. Cok sukur yagmur falan yagmadi ama hava da hic acmadi yani. Oyle isli sisli, pisli puslu dolandik durduk koca korfezi. Hani biraz da gunes gul cemalini gosterseydi, yesile maviye doysaydi gozumuz, ben piril piril manzara fotograflari cekebilseydim... nerdeee!


Olsun biz yine de moralleri yuksek tuttuk :) Hic degilse yagmur yok dedik, gezinin tadini cikaralim dedik :))

Yaklasik 3 saat suren oldukca sallantili bir yolculuk sonrasi Hanoi'den Halong Bay'in girisinde tum teknelerin bulundugu iskeleye gittik. Zaten beni mutluluktan ziplatan yesil erikleri buldugumuz ilk yer de orasiydi :))


Iskeleden kucuk bir tekne ile daha acikta demirlemis buyuk yolcu gemisine ulasip hemen kamaralarimiza yollandik. Kamaralar biraz kucuk olsa da inanilmaz sirindi.Veya omrunde tekne ile yolculuk yapmamis bize oyle geldi :))




Elimizi yuzumuzu yikayip kendimize geldikten hemen sonra tekneyi kesfe ciktik. Ilk heyecan ve hevesle guvertede cesit cesit fotograflar cekinmeyi de ihmal etmedik :)) 
Sonrasinda da hemen ogle yemegi icin teknenin orta katindaki restoran kismina gectik. Teknedeki yemekler oldukca lezzetli ve bol kepceydi. Hani 3 gun 2 gece teknede olacagiz, olurda ac falan kaliriz diye ben bavulu bir suru findik fistikla doldurmustum ama onlari yiyecek yerimiz hic kalmadi, gerisin geriye Singapur'a getirdik hepsini :)))

Yemek sirasinda masalarin cogu arkadas gruplariyla veya cocuklu ailelerle doluydu. Bir tek biziz tek basimiza herhalde derken yanimiza baska bir cift gelip oturdu. Avusturyali oldugunu ogrendigimiz Ursula ve Helmut ile boyle tanismis olduk. Ve her yabanci gibi bizim nereli oldugumuzu tahmin edemediler :) 

O kadar hos sohbet, o kadar tatli insanlardi ki tam 3 gun boyunca hic yalnizlik cekmeden, bol bol muhabbet ve sohbet ederek vakit gecirdik. Biz onlara gezi maceralarimizi anlatirken farkettik ki onlar bizden onlarca kat daha cesur ve maceraya duskunmus :) Bizim gezdigimizin 2-3 kati gezip, aman hayatta gidilmez oralara dedigimiz ulkelere gitmisler :) Velhasil bu yolculuk sonrasi da cok guzel dostlar edinip donduk sanirim yolculugun en guzel yanlarindan biri buydu.



Biz ogle yemegini yerken tekne de adaciklarin arasinda dolasmaya basladi bir yandan. Yemek sonrasi guvertede kahvelerimizi icerken etrafi izledik. O sirada cevrede gordugumuz orjinal renkte, eski usul teknelerden birini fotografladik bol bol. Neden teknelerin hepsi beyaza boyandi diye sordugumuzda rehberimiz hukumetin boyle bir zorunluluk getirdigini soyledi.

Demek ki su tek tip mentalitesi, yonetime gelip birseyler degistirme mantigi heryerde varmis. Olan canim eski model teknelere olmus, herbiri hayalet gibi bembeyaz suzuluyor artik sularda. Halbuki eski tekneler ne guzel, gercek korsan teknesi gibi :))



Yaklasik yarim saatlik yolculuk sonrasinda daha once Kambocya gezimizde de gordugumuz yuzen koye (floating village) ulastik. Vietnamli kadinlarin kullandigi sandallara bindikten sonra koyun ic kisimlarina dogru yollanmaya basladik.



Dedigim gibi daha onceden de gozumuz asina oldugu icin bu kez cok fazla ilginc gelmedi bize bu ortam. Firsattan istifade cevreyi inceledik bol bol. Turistlere her ne kadar ilginc gelse de burada yasayan insanlarin hayatlari dusundugumuzden cok daha zor...

Cogu okuma yazma bilmiyormus. Zaten yuzen koyde dogup buyudukleri ve tek bildikleri yasam tarzi bu oldugu icin de baska yere gitmeyi dahi istemiyorlar, biraz da korkuyorlarmis.

Su asagidaki tekne yuzen koydeki market mesela...



Bir cogunun yasadigi ev yuzen evler degil de kucucuk tekneler. Asagidaki gibi bir teknede coluk cocuk koca bir aile yasiyor ornegin... 
Surekli suyun uzerindeler, tek evleri orasi.




En zoru da cocuk olmak olsa gerek... 
Kosup oynayacak, hoplayip ziplayacak bir alan bile ne buyuk bir zenginlikmis meger.


Koyun ic kisminda bulunan istiridye ciftligini ziyaret ettik sonra. Oradaki calisanlar hemen canli canli istiridyenin icinden inciyi nasil cikardiklarini gosterdiler bize.


Bu da istiridye ciftliginin hemen yaninda fotografladigim diyarbakir karpuzu boyutunda bir denizanasi!

Iste simdi geldik zurnanin zirt dedigi yere! :D
Baslangicta bahsettigim bizi hayal kirikligina ugratan en onemli sey Halon Bay'in pisligi idi. Ilk zamanlar surekli kendimizi avuttuk "ay burasi pis ama biraz acildikmi pislik biter", "belki burada akinti yoktur ondan birikmistir", "kesin bu pislik yuzen koyden dolayi hani insanlar cogunlukla burada yasiyor" diye diye... 
Ama uc gun boyunca hicbirsey degismedi, pislik tum korfeze yayilmis ve oldukca yuksek miktardaydi. Bazi Vietnamli kadinlar sandallariyla gezip suyun uzerindeki copleri topluyordu, sanirim yerel yonetim para oduyor olmali bunun icin. Hatta bazi adaciklarda gozle gorulur boyutta cop tepeleri olusmustu. Ama gorunen o ki bundan cok cok daha fazlasini yapmalari lazim cunku gezdigimiz alan hic de yabana atilmayacak buyuklukte bir koydu ve pislik orani hic degismedi :(

Onca pislige ragmen bazi turistler yuzduler bu sularda, biz agzimiz acik bir sekilde saskinlikla izledik sadece.






Gezi sonrasinda hava iyice kararmaya baslayinca ana tekneye yollandik ve tekneler icin ayrilmis park yerlerinden birine demirledik geceyi orada gecirmek icin. Adanin uzerinde hakikaten park yeri isareti vardi bu arada :)))

Her ne kadar havaya laf etmis olsam da bulutmu sisliydi diye, aksam karanligi cokerken cektigim su fotograf dogal siyah-beyaz efektler yuzunden favorilerimden biri oldu ;)


Tekneye cikinca gurup etkinligi olarak Vietnam usulu borek (Vietnamese roll) hazirladik. Kendi ellerimizle hazirladigimiz borekleri de hemen oracikta afiyetle mideye indirdik :)


Aksam yemeginde de bol bol deniz urunu vardi dogal olarak :) 
Yalniz bir tek guzel gorundugu icin bu jumbo karidesleri cekmisim, geri kalanlari cekmeyi unutmusum hem muhabbet sohbet hem de aclik dolayisi ile :)



Pislikten soz etmisken gecenin geri kalanindaki "geleneksel A ile H avcilik maceralari" serimizi es gecmeyeyim :)))

Eh bahsettigim gibi eski usul bir teknedeydik her ne kadar luks! olsa bile. Sunu unutmamak lazim ki bizlerin luks ve temiz anlayisi ile Vietnamlilar'in luks ve temiz anlayisi birebir ortusmeye bilir! Ortusmuyormus zaten ogrendik. Zira gunun o yorgunlugu uzerine gece yatmadan dus alayim niyeti ile banyoya girip, dusakabinde kendimi islattigim ilk birkac dakika sonrasinda siril siklam ve cigliklar atarak odanin ortasina zipladim. Dusakabin dediysem bizdeki dusakabinlerden bahsettigimi zannetmeyin. Tekne ahsap, dogal olarak her yani da ahsap. Yani dusakabinimiz de ahsapti! Yerleri de izgara seklinde tahtalarla dosemisler. Iste ben dus almaya calisirken o izgaralarin arasindaki iri cagla boyutundaki hamambocegi islanip rahatsiz olmus olmali ki disari cikmaya karar verdi birden!! 

Sonuc olarak kocakisisi elinde terlik o daracik banyoda hamambocegi kovaladi ama ne ihtimal hayvan yine geldigi yere giriverdi. Ben islak bir sekilde bas bas bagiriyorum "ben nasil dus alicam, girmem orayaaa" diyerekten :)) Durum boyle olunca da avci erkegimiz careyi bocegi haslamakta buldu! Yaklasik yarim saat boyunca banyonun her yerini musluktan akan en sicak suyla yikayip bocegi oldurebilecegini zannetti, en son buhardan biz birbirimizi goremez hale gelene kadar da durmadi! Ama kocakisisinin unuttugu birsey var ki hamambocegi denen yaratik bu dunyada "survivor" olarak bilinen yegane hayvan. Taa dinozorlar zamanindan gunumuze ulasabilen, radyoaktivitenin bile etkileyemedigi tek hayvan!!
Anlayacaginiz benim almaya niyetlendigim sicak dusu bocek aldi mis gibi, ben de havami aldim :D

Ertesi gun tur rehberine sikayet ettigimizde de piskin piskin "oo daha ne kotu tekneler var, bircogunda fare bile var" demezmi. Yapacaginiz birsey yokmu hamam bocegi icin dedigimizde de "isterseniz odayi yaptirayim" demesi tuz biber oldu.
Geleneksel olarak her turlu sacmalik bizi buldugu icin bu sefer neden bu kadar sasirdim bilemiyorum :)

Bocek mocek derken o gece yorgunluktan sizip kaldik resmen. Ertesi sabah da erkenden guverteye cikip guvertede Tai Chi yapanlara katildik. Simdi Tai Chi yaptik hayat gorusumuz degisti, uzak dogunun mistik guclerini kesfettik falan diyecek degilim :)) Ben inanmiyorum, inanamiyorum oyle seylere, inananlarda kusuruma bakmasin. Zaten o Ye, Ic, Yat filmine de gicik oluyorum, hepsi palavra onu da ayrica yazmistim onceden :)))

Ama sabahin serinliginde, henuz insanlarin cogu uyanmamisken ve tekne adaciklar arasinda gezinirken guvertede vucudu esneterek gune baslamak oldukca guzeldi :)

Kahvaltidan sonra Kayak (kano ile gezinti) yapmak icin yola ciktik. Biz daha onceden hic denemedik sorun olurmu falan diye endise ettiysek de sonradan cok da zorlu olmadigini (en azindan durgun sularda) gorup eglendik bile.
Yol uzerinde asagida gordugunuz tekne-ev-balik ciftligini seklindeki yerde durup sahilde yapacagimiz piknik icin yiyecek birseyler aldik once. 


Dedigim gibi burada hayat cok zor, en cok da cocuklara uzuluyor insan. Bizimkiler evdeki onlarca oyuncagi begenmezken dunyanin bir diger ucundakiler bir teknenin tepesinde plastik siselerle egleniyor ancak :(


Sonrasinda kanolara binip adaciklarin arasinda dolasmaya basladik. Kano ile dolasmak guzel ve zevkliydi ama sular oylesine pisti ki kurek cekerken maksimum ozeni gosterip uzerimize su sicratmamaya, elimizi yuzumuzu islatmamaya calistik.

Hatta oyle yerler vardi ki kurek cekmeyi birakip kanoyu kendi haline saldik, suyun uzeri gorunmuyordu pislikten resmen. Organik atiklar, plastik atiklar, ne ararsaniz...
Cogunlukla aramizda su diyaloglar gecti kocakisisi ile;

Ben: Yavas dur sicratma sakin ustumuze, zaten yikanmak da eziyet!
Kocakisisi: Tamam tamam dur cok hareket etme de kano tepetaklak olmasin b.k icinde kaliriz sonra :))
B: Yok ya b.k degil onlar, denizin tabanindan kopmus bitki falandir
K: Tabii tabii ayni b.k seklinde kahverengi deniz bitkisi ahahahaha
B: Ama bunlar biraz buyuk degilmi?!
K: Sismisler suda!
B: Iyyyyyyy b.k mu cidden bunlar? ciddi ciddi b.klu sularda yuzuyoruz yani!!

Seklindeki onlarca diyalog esnasinda nedense sularda yanimizda yuzen seylerin pislik oldugunu kabullenmek istemedi beynim :) Ama onca teknenin atiklari, yuzen koyde yasayan insanlar ve korfezde dogru duzgun akinti olmamasi kismini dusununce gercegi kabullenmek durumunda kaldim.

Kanolara bindikten sonra, tum grup toplamda 5 kano ile tur rehberinin onderliginde cevredeki magaralari gezmeye basladik. Oldukca genis, tunel gibi bir gecitten gecip adalarin arasinda kalmis golet gibi bir yere ciktik. Sanki birden bire bir gizli bahceye girmis gibi olduk. Heryer inanilmaz sessizdi, sadece hayvanlarin ve doganin sesi duyuluyordu. Tabii kanoda islanir, hatta dusebilir diye fotograf makinami yanima almadigimi oldukca uzuldum. Bir sure o golette gezindikten sonra baska bir tunel ile koyun bir diger kismina gectik.

Rehberimiz orada baska bir magara oldugunu, normalde sular cok yukseldigi icin girilemedigini ama o gun su seviyesi dusuk oldugu icin girip iceriyi gorebilecegimizi soyledi. Rehber onde biz arkada kurek cekmeye basladik. Birkac metre sonra icerisi iyice karanliklasti ve biz birsey gormeden sadece karanlikta kurek ceker hale geldik. Tabii gelismis ulkelerde boyle seyler tum yolculara el lambasi ve gerekli talimatlar onceden verilerek yapilsa da Vietnem da oyle yapilmiyormus! Sadece rehberin elinde kendini bile aydinlatmayan bir fener ile girdigimiz magaranin bir ucundan girip digerinden cikacagimizi zannediyorduk ki baska sansimiz da yok gibiydi cunku girdigimiz tuneller ancak bir kano sigacak darliktaydi! Yaklasik 10 metre iceri girdikten sonra  rehber demezmi tamam buradan donup geri cikacagiz diye!! 5 tane kanonun pespese oldugunu, zifiri karanlikta kimsenin birsey gormedigini, suya dussek ya diger kanolardan birinin altinda kalacagimizi, ya panikle bogulacagimizi en iyi ihtimal pislikten olecegimizi gozunuzde canlandirin hikayenin bu kisminda :)))

Tabii birde bunlara hayatimizda ilk kez kanoya binmis oldugumuzu da eklemek lazim. Donmeye calisirken kac kez magaranin duvarlarina gecirdik, kac kez diger kanolarla carpistik bilemiyorum. Zaten bir sure sonra ortalik tam bir kaostu, o daracik tunelde donmeye calisan 5 kanonun birbirine ve magaranin duvarlarina carpma sesi yankilaniyordu sadece! Hani haberlere cikar ya rafting yapan turistler bogularak oldu falan diye, hep sasirirdim o haberlere insanlar ne dikkatsiz diye, meger gercek oyle degilmis! En ufacik bir dikkatsizlik veya ihmal nelere yol acabiliyormus gorduk.

Neyse ki kocakisisi ile iyi bir ekip oldugumuzu bir kez daha kano uzerinde birbirimize kanitlayip el birligiyle oradan sagsalim kurtulduk. B.klu sulara dusmamis olmak da en sevindirici yaniydi tabii :))
Kanolarda kurek cekmekten yorgun dusunce adalardan birinin kiyisinda bulunan kucuk plaja yollandik ve plajda gemi murettebatinin bizim icin hazirladigi masalarda keyifle oglen yemegimizi yedik.

Kano gezisi sonrasinda tekneye cikinca da pislikten dolayi krize girmis Ursula ile birlikte, elimizdeki dezenfektan jellerle bastan asagi yikandik :D


Ertesi gun sabahtan o civardaki magaralari gezmeye gittik. Yol boyunca tur rehberi hic soylemediyse belki 25-30 defa "muhtesem magara" diye anlatti, zaten adi da muhtesem magara! imis. Bir yandan neymis bu magara boyle diye merak ederken diger yandan da bir onceki gunku gibi birsey cikmasin diye dua ettik :)




Magara gercekten buyuk ve guzeldi, ozellikle ic kismini guzel isiklandirmislar. Ama benim en cok hosuma giden kismi tepeden gorunen korfez manzarasiydi...

Duvarlarda ve tavanda olusan sekiller gormeye degerdi. Ama dunyanin en ilginc yeri oldugunu soyleyemeyecegim, ozellikle Turkiye'de onca magara gordukten sonra :))







Cikista ki Vietnamli balikci teyzeyi ve urunlerini cekmek ayri bir guzellik oldu. Oyle dogal ve renkli duruyordu ki onlarca fotografini cekmisim teyzenin :))




Magarayi da gezip bol bol fotograf cektikten sonra da tekneye oradan da Hanoi'ye geri donduk...

Ve bir Vietnam gezisini de boyle tamamlamis olduk...
Oldukca uzun bir yazi oldu umarim sonuna kadar dayanabilmissinizdir :)))

Sunday, May 6, 2012

Vietnam gezi notlari - Hanoi

Geziye gitmek iyi de donuste is, guc, kosturmacasi bitmiyor. Eh haliyle de fotograflari duzenleyip gezi yazisi yazmak zaman aliyor. Neyse 5 gunluk gezinin 2 gununu toparlayabildim simdilik, buyrunuz bakalim biz gezentilerin dunyasina...


Bir onceki Vietnam ziyaretimizde vizeydi falan filan ugrasinca yok bir daha gitmeyelim Vietnam'a bu son demistik ama bizim sagimiz solumuz belli olmuyor iste :)) Saygon gezimizden cok memnun kalisimiz, Vietnam insaninin guzelligi ve Ha Long Bay'i (Ha Long korfezi) gorme fikri aklimizi yeniden celdi dustuk yine yollara. Gezinin ilk ve son gununu Vietnam'in baskenti Hanoi'de gecirdik, aradaki diger zaman diliminde ise Halong Bay'de idik. Ama ben once Hanoi kismini sonra da Halong Bay kismini topluca anlatmaya kara verdim sasirmayiniz :))

Singapur'dan 3 saati askin bir ucus ile Hanoi'ye ogleden sonra vardik. Bu arada ucus suresinin uzun olmasi bizi bir miktar sasirtti hani, o vesileyle haritayi daha bir detayli inceleyince Hanoi'nin Cin sinirina ne kadar yakin oldugunu ve tepeye tirmandigimizi gorduk. Sonrasinda da farkettik ki Cinlilerin ve Cin kulturunun etkisi oldukca baskin bu bolgede.
Ogleden sonra vardigimiz icin en kisa surede ve en yakin mesafede gorecegimiz yerleri gorelim istedik ilk gun. Otelimizin "Old Quarter" a (sehrin eski merkezi) yakin olmasi dolayisi ile ilk etapta gorulmesi gereken Old Quarter'da ki eski mahalleleri, pazarlari ve en onemlisi "Hoan Kiem" golunu gezebildik rahatca.



Hoan Kiem golu "Lake of Restored Sword" yani "Iade edilen kilic golu" anlamina geliyormus (o ne demekse! benim tercumem bu kadar oldu iste). Efsaneye gore kral bircok onemli savasi kazandigi buyulu kilicini goldeki altin kaplumbagaya iade etmis de gol ismini oradan almis. Kaplumbaganin hikmeti neymis, kilici kral neden ona iade etmis onceden ondan mi almis bilemiyorum. Su sebepten ki bu efsanenin anlatildigi yer gole gordugunuz kopru ile bagli tapinak-muze karisimi bir yer. Tapinagin orta yerinde yaklasik bir yemek masasi buyuklugunde bir kaplumbaga olusu mumyalanmis duruyor. Dolayisi ile kokuya fazlaca dayanamadigim icin iceride dolanip hikayenin detaylarini da okuyamadim :)))










Tapinagin ic kisimlarindan cok dis bahcesi ve cevredeki insanlar ilgi cekici geldi bana. Ozellikle tapinagin bahcesinde oturmus (oturduklari minicik taburelere dikkat!) Cin tavlasi oynayan yaslilar dikkat cekiciydi.



Bir sure onlari izleyip - fotograflayip ayrildik onlardan. Ama keske Cin tavlasi (ya da dama si) bilseydim de anlayarak izleyebilseydim diye gecirdim icimden. Hazir uzak doguya gelmis ve bunca yasamisken su tur seyleri ogrenmemis olmak uzuyor beni : ( Ancak herseye de vakit yetmiyor ne yazik ki.




Tapinak turunu bitirince golun cevresini turlamaya devam ettik. Zaten aksam ustu ve hava serin olunca tum Vietnamlilar kendilerini atmislar sokaga. Ozellikle golun etrafi park gibi bir alan oldugu icin kimi cocuklarini gezdiriyor, kimi oturmus guzel havanin tadini cikariyor, kimi de spor yapiyordu. Sunu da soylemeden gecmeyeyim, kosanlarin veya tempolu yuruyen erkeklerin cogunun nedense tisortleri yukari siyrilmis ve gobekleri acikti. Nedir nedendir hicbir fikrimiz yok, aliskanlik veya adet olsa gerek :))) Lakin ortalik 6 parca, 8 parcalardan gecilmiyordu zannetmeyin, goruntu hic hos degildi :))

Bu asagidaki agacin da ne agaci oldugunu cok merak ettim. Parkin bir kosesinde buyumus kendi halinde, dallarindan sarkan meyvalari oldukca ilgincti...


Dikkatimizi ceken bir diger sey daha... Sehrin cogu yerinde sokaklarda, dukkanlarin onunde bu eski usul kafeslerin icinde kuslar doluydu. Rengarenk, degisik degisik kuslar. Sebep nedir cozemedik, umarim yemek icin degildir.


Ve golun bir diger ucundaki Tortoise tower yani kaplumbaga kulesi. Bizdeki kiz kulesinin cakmasi sanirim :)) Ama ulasim yoktu, karsidan baktik sadece.



Bir Vietnam klasigi; arabadan cok motorsiklet dolu trafik...


Ve bir diger Vietnam klasigi daha; "Street Food" yani sokak yemegi ve saticilari.
Hani bu blogu ve bizim uzak dogu maceralarimizi biraz okuyan cogu kisi bilir buraya geldigimizden beri ne kadar degistigimizi, yiyecek konusundaki toleransimizin ne kadar arttigini ve yeme-icme, hijyen konusunda eskisi kadar herseyi vidilamayip ne bulursak yedigimizi :))) Ancak bizim de sinirlarimiz var tabii :) 

Bu sokak yemekleri ve sokak saticilari tam anlamiyla bir felaket! 
Yemeklerin hazirlanis tarzi, temizlik unsurlari, yenilen yemekler ve yemegin yenilis tarzi... Hepsi tam anlamiyla bir felaket. 
Soyle ki yemekler adinin hakkini tamamiyla veriyor, bildigin sokak yemegi - ya da bilmedigin cunku bizdeki sokak saticilari ve yemekleri bunlara kiyasla luks lokanta. Neredeyse her sokagin kaldiriminda dizi diziler. Bir cogunda oturmak icin dogru duzgun yer yok bile, en fazla o tapinakta amcalarin oturdugu kucuk taburelerden var. Insanlar yiyeceklerini, tabaklarini yerlere koyup comelerek yiyorlar. Bizde boyle birseyi ancak gariban evsizler, kimsesizler, dilenciler falan yapar burada ise gelenek bu. Yerlere koyuyorlar derken yemegi yapan kadinlar da herseyi yere koyuyor. Bizde yere yiyecek koymak gunahtir ya hani, yere dusmus en ufacik parcayi bile yerden yuksege birseyin ustune koyariz, en azinda yiyecekler bel hizasindan yukarida olur. Iste Vietnamlilarda boyle bir kaygi yok, hersey yerlerde, yerler pislik icinde...Kaplar kacaklar, tencereler icler acisi. 
En son yemek yapan teyzelerden birini sokakta yere koydugu suzgecin icinde yemek yenilen cubuklari yikarken gorunce insaf dedik, hani yikamak dedigime bakmayin sadece soguk sudan geciriyordu!! Yiyecekler ise isin bambaska yonu, etlerin cogu acikta oylece duruyor mesela. Hani buzdolabindan vazgectim ozerlerinde ucan ve konan sinek bocek sayisiz. Makarnalar veya uzakdogu ismiyle "noodle" lar ortalikta, yerlerde torbalarin icinde falan.

Asagida gordugunuz deniz urunleri yapan sokak restorani en iyi durumda hatta luks sayilabilecek olanlarindan biri!




Zaten mutfak falan yok ortalikta, bir tane kucuk gaz ocagini kapan gelmis yemek yapip satiyor. Hatta cogunlukla apartman araliklarinda bu sokak yemekcileri. Apartmanin icinden bir yerlerden hazirlayip hazirlayip getiriyorlar, buyuk ihtimalle kendi evlerinden falan. Apartman ici ve apartman araligi dedigim de asagida gordugunuz manzara...

Tamam insanlarin aliskanliklarina ve kulturune saygim sonsuz ama bunca pislik beni asar yani :)



Bir diger korkunc manzarayi da Halong yolculugumuz esnasinda gordum. Arabanin icinde oldugum icin cekemedim, zaten o sokla yanina gidip cekemezdim o ayri, ceksem de buraya koyamazdim. Koylu kadinlarin yol uzerinde actiklari tezgahlarda, ustu acik et satmalarina alisigiz hadi, buralarda o normal. Ama tezgahin uzerine kopegi oldugu gibi koymalari, derisi yuzulmemis, hicbir yeri ayrilmamis, oldugu gibi sokakta oldurup etini butunu kesip tezgaha koyup satmalari korkunctu! hatta korkunc otesi. Gordugum manzara sonrasi bir sure kendime gelemedim resmen, hani Vietnamlilarin kopek eti yediklerini biliyordum ama boylesine asikar ve igrenc bir sekilde satiliyor olmasi beni dehsete dusurdu.
Bu olay uzerine ilerleyen gunlerde kocakisisi ne zaman birinin elinde veya evin, dukkanin onunde kopek gorse havladiginda "sus ogle yemegi" demekten kendini alamadi :)

Bu gezi sirasinda ciddi ciddi vejetaryan olmak uzereydik yani :))) Ama olmadik o ayri :)

Restoranlarin bu durumu uzerine gidip oralarda yeme gibi bir ihtimalimiz yoktu tabii. Ancak dogru duzgun yemek yenilecek restoran da cok fazla yok ne yazik ki Hanoi de. Saygon da hic zorlanmamistik bu konuda, cogu yerde adam gibi restoranlar vardi, nedense bu sehirde cok fazla zorlandik adam gibi bir yer bulmak icin. Neyse aksamina turistik bir restoran bulup ozledigimiz Vietnam tadlarini denemeye koyulduk.
Ben ilk kez Saygon da tattigim ve tadi damagimda kalan "Pho" (fö diye okunuyor) corbasindan siparis ettim hemen. Ben ki corba sevmezdim kucukken... Ben ki suyun icinde yuzen makarnalari yiyecegim... Ben ki ilk zamanlar tadi cife benziyor diye dalga gectigimiz "corriander" (kisnis mis yeni ogrendim bunu da) a bayilacagim... Iste insan oglunun sagi solu belli olmuyor, zamanla herseye alisiyor :))




Neyse efendim aksam yemegimizi gol manzarasiyla yiyerekten gunu tamamladik. Sonrasinda da eski sokaklari, aksam pazarini gezerekten otelin yolunu tuttuk.
Ertesi gun sabah erkenden de Halong korfezine dogru yola koyulduk ama kopukluk olmasin diye ben bu kismi son gun yine Hanoi de gezdigimiz yerlerle birlestirip onu baska bir yaziya birakiyorum.

Son gun yaklasik yarim gunumuz kaldigi icin alel acele gezilmesi gereken, ilk gun gezemedigimiz yerleri gezelim istedik. Ilk istikamet Ho Chi Minh mozalesiydi. Mozaleyi karsidan goruverince insanin aklina hemen Anitkabir geliyor tabii, anitkabirden oldukca kucuk yalniz. 
Iceri girmek icin bin dereden su getiriyor Vietnamlilar sagolsun. Birde ustune milli bayrammiydi neydi ortalik bir suru ogrenci ve yasli kayniyordu - zaten bize denk gelmese sasardim ya. Bir suru kuyruk ve cevredeki gorevlilerin hot-zot etmesi sonucunda mozaleye girip Ho Chi Minh'in mumyasini gormeyi basardik. Oyle mezar falan degil bildigin cesedi mumyalayip koymuslar camekanin icine. Cok fazla birsey yoktu gorulecek, birde herkesi ip gibi dizmeleri, iceride kocakisisi ile fisildastik diye bizi susturmalari, fotograf makinasina el koymalari (sanki cok cekilecek birsey var da!) beni gicik etti acikcasi. Ama yine de gormemis olmadik iste :)


Sonrasinda mozalenin bahcesiyle baglantili olan baskanlik konutunu, Ho Chi Minh'in savas yillarinda kaldigi evini ve bahcesini gezdik biraz.



En cok bu eski usul ev hosuma gitti benim.




Oradan cikista ayni komplekse baglantili olan "One Pillar Pagoda" yi yani tek bacakli pagodayi (tapinagimsi birsey) gezdik hizlica. Burayi eski zamanlarin krallarindan biri yeni dogacak bebegini ruyasinda gorunce (sanirim mujdeyi budha vermis) yaptirmis.





Kompleksin son yapisi Ho Chi Minh muzesiydi. Muzenin bir kismini Vietnam'in tarihi ve Ho Chi Minh e ayirirken bir kismini da komunizme ayirmislardi.



Eski usul bir cek-cek, aslinda yenileri de pek farkli degil sadece onde bir bisiklet var.


Bu oturma grubu Ho Chi Minh ve digerlerinin savas yillarinda bol bol kullandigi ve toplanti yaptigi oturma grubuymus.


Mozale ve diger binalari gezdikten sonra cok fazla zamanimiz kalmadigini (ucaga yetismek icin) farkedip en yakindaki bir yeri daha gezip donmeye karar verdik.
Yol uzerinde su elektrik diregini gorunce fotografini cekmeden edemedim :))


Hemen "Temple of Literature" e yani edebiyat tapinagina dogru yola koyulduk. Aslinda bu tapinagi Vietnamlilar "Konficyusun Evi" diye adlandiriyorlar.

Konficyusun evine varinca kalabaligin giderek arttigini, ortalikta cogu ogrenci olmak uzere insanlarin ozel Vietnam kiyafetleri giyerek birseyin kutlamasini yaptiklarini farkedince kesin bir bayrama denk geldigimize kanaat getirdik. Ya genclik ve cocuk bayramina, ya toplu mezuniyete ya da okuma senligine falan denk geldigimizi dusunuyoruz :)) Zira sonradan sorduk bayram da degilmis, ne vardi cozemedik yani.


Bu cocuk neyin nesiydi de kizlar boyle atladi, unlumuydu bilemedik :))



En cok hosuma giden her yere yerlestirilmis cicek suslemeleriydi...







Tapinagin en ic kismindaki odada Konficyus amcayi da gordukten sonra gezimizi noktalayip ayrildik oradan.


Acikcasi Hanoi bekledigimizden daha siradan bir sehir cikti. Hanoi ile kiyaslandiginda kesinlikle Saygon cok cok daha iyiydi. Sanirim butun baskentler o ulkenin diger buyuk sehrinin golgesinde kaliyor (bkz: Ankara-Istanbul). Ayrica Saygon gezisi sirasinda tur rehberimiz de demisti her yonden Hanoi ile Saygon cok farkli diye. Belki yillarca ulkenin bolunmus olmasindan, belki Hanoi'nin Cin'e yakin olup kulturel olarak onlardan etkilenmesinden veya baska sebeplerden Saygon halki cok daha sicak kanli idi. Sonuc olarak diyecegim sudur ki Saygon da 3-4 gun gecirdik tadi damagimizda kaldi, Hanoi icin 2 gun yetti de artti bile. Tabii buna Halong Bay dahil degil :)

dipnot: Blogger'in bu yeni hali cok daha iyi olmamismi? en azindan fotograflarin boyutlarini daha rahat ayarlayabiliyorum simdi :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails