Friday, September 9, 2011

Aile ile beraber - Part I (Haziran 2011)

Ailemiz gelecekti, geldi, gitti derken gunler nasil gecti anlamadik bile. Anlatacak, yazacak ve resimlenmis cok sey var ama simdi onlari tek tek yazsam bitiremem hayatta. En guzeli gunu gunune yazip paylasmakmis ki onu da yapamadim, bizimkilerle vakit gecirmektense oturup blogumla oynasamadim ne yalan soyleyeyim :) Bende dedim ki en cok akilda kalan ve ilgi ceken, daha once de paylasmadigim seyleri bir arada paylasarak anlatayim.
Bizimkilerin gelisi ile farkettim ki buradaki cogu sey bizim icin "siradan" olmaya baslamis bile :) Bu da demek oluyor ki cogu sey artik ilk seferki kadar ilginc gelmiyor ve dolayisi ile paylasmiyorum bile. Onlara ilginc gelen ve daha once paylasmadigim cogu seyi de bir araya toplamis oldum boylece :))

- Ilk gun yol yorgunlugu ile beraber yamulmasinlar diye sokak sokak gezdirmesem de, ikinci gun haydi yeter bu kadar diyerekten Singapur'un en meshur mekani "Orchard Road" a dogru yola ciktik. Bir yandan havanin sicakligina ve de nemine alismaya calisirken, diger yandan da saskin bakislarla bu cekik gozlu insanlar diyarini izlemeye koyuldular :))) Cekik gozlulerin hepsi "Japon" du onlar icin :) Cogunun Cin kokenli Singapurlu oldugunu ve burada cok da fazla Japon bulunmadigini anlatmak zorunda kaldim bir muddet :)) Bir de bir ara babam demezmi "bu ne ya hep coluk cocuk ortalikta, hic okullari yokmu bunlarin" diye, bos bulundum cevreye bakindim bir hani nerede cocuklar gibisinden. Sonra farkettim ki yetiskinler cocuk gibi gorunmus babamin gozune (dogal olarak) herkesi coluk cocuk kategorisine sokmus :D

-Biraz cevreyi ve alisveris merkezlerini gezdikten sonra daldik yemeklerin oldugu kisma. Zira eminim ki Turkiyede'de bol miktarda bulunan Mango magazasinin Singapur subesi yerine lokal yiyecek icecekleri gorup tanimak daha ilginc tabii :) Acilisi Vietnama ozgu "Prawn Rice Roll" ile yaptik, yani pirinc yufkasinda karides ile. Kucuk kardes daha isin basinda "iyyyy cok igrenc kokuyor kusacagim" diye giciklik yapinca bende sinirlendim tabii "Uzakdogudasin kizim evinde annenin yemeklerine benzemez bunlar" diyerekten. Ben kizinca da anne ile baba seslerini cikarmadan yediler zavallilar :))) Ama hic de o kadar kotu degil aslinda tadi, onu yiyemezlerse hicbirseyi yiyemezlerdi ki :)

-Ikinci olarak Japonlara ozgu "Takoyaki" yani ahtapot toplarindan yedik. Asagida gordugunuz gibi buyuk bir el huneri ile pisiriyorlar bu toplari ozel kaliplarda, icinde genellikle ya ahtapot yada bilimum deniz urunu oluyor. Aslinda mayonez benzeri soslar ile servis edilse de biz sossuz yiyip tadini almak istedik.


-Hemen ustune tatli olarak yine Japonya'ya ozgu "Taiyaki" den yedik, yani balik seklinde kaliplara dokulen bir cesit ici dolgulu waffle. Tabii is tatli olunca bir baktim kimsenin sesi solugu cikmiyor, kimir kimir goturuyorlar :)))



- Ertesi gun hemen Cin Mahallesinin yolunu tuttuk. Singapurun olmazsa olmazlarindan biri, her kosedeki taze meyva suyu ve meyva saticilari. Ben hayatimda bu kadar cok meyva ve meyva suyu tuketilen bir baska yer daha gormedim ve eminim ayrilinca en cok ozleyecegim seylerden biri bu olacak :) Neyse Cin mahallesinde gezmeye baslamadan bizimkilerin saskin bakislarla yaklastigi meyva tezgahindaki meyvalari tanittik oncelikle onlara :))
Asagida longan (en ondeki), rambutan (ortadaki kirmizi-sari tuylu), jackfruit (en arkadaki yesil) ve lychee (ortadaki kirmizi-yesil tuysuz) leri goruyorsunuz.


-Gezmeye baslamadan once turlu turlu taze meyva sulari ile depolari doldurduk once :)) Iste bu benim favorim Soursop-Red Dragonfruit :)) Bayiliyorum bu karisima, hele rengi tam benlik. Bu arada meyva isimlerini oldugu gibi yaziyorum ne yazik ki Turkceleri yok. Tabii babamin dragonfruit (yani ejderha meyvasi) icin uydurdugu yeni adi saymazsak :D Iki ay boyunca meyvaya canavar meyvasi dedi durdu :)))


-Daldik Cin mahallesine... Cin mahallesindeki Hindu tapinagindan goruntuler bunlarda.


-Ve gezmekten yoruldugumuz, ayrica bizimkilere icirdigimiz onca meyva suyunun da yardimiyla tuvalet aradigimiz bir sirada :) attik kendimizi cay evine. Daha once surada da bahsetmistim detayli olarak bu cay evinden. Bizimkilere cin usulu bir cay seromonisinin yanisira, su meshur "bin yillik yumurta" yi da tattirdik. Tabii bu isim yumurtanin gorunumunden dolayi oyle, aslinda gunluk yumurta :D tum is yumurtayi cay ve diger baharatlarla kaynatmakta. Resim koymuyorum cunku daha onceki yazida koymusum.


-Birde cay evinde "Bun" larla ilk kez tanistilar :) Bun bir cesit Cin ekmegi. Ici cesitli dolgu maddeleri ile doldurulmus, pirinc ununa benzer bir undan yapilma, genelde buharda haslanmis ve ilik servis edilen bir ekmek. Asagida gordukleriniz de "pandan yapragi" aromali.


-Cay evinden cikip gezmeye devan ettik. Bizimde surekli onunden gecip bir turlu icine girmeye zahmet etmedigimiz Budist tapinagini gezdik bahanesiyle.





-Cevre turlarina yavas yavas devam ederken bir gunumuzu bizimkilerin cok ilgisini cekecek onlarca seyin oldugu market turuna ayirdik :)) Yanilmamisim cunku neredeyse tum market boyunca "o ne? bu ne? ne icin kullaniliyor? neye yariyor? sebzemi meyvami?" seklindeki binlerce soruyla bogustum. O kadar cok degisik ve orjinal sey var ki haksiz degiller yani. Markette isimiz bitince kucuk kardesten tebrik bile aldim "abla iyi kafayi yemedin hem sorduklari herseyi cevapladin hemde birde ustune alisveris yaptin" diye :D Ama market turu beni oldukca sersemletmisti ne yalan soyleyeyim, kendimi genel kultur ve gramerden doktora savunmasi veriyor gibi hissettim :)))

-Ben bugune kadar hic markete fotograf makinasi ile gitmedigimden :D ilginc seyleri de paylasamamisim, kucuk kardes sagolsun fotografladi bir suru ilgincligi bu vesileyle. Mesela bende ilk gordugumde sok olmus ve de biraz tirsmistim bunu ama sonra alismisim ki unutmusum. Bizimkiler sasirinca farkettim yeniden :)
Bu resmini gordugumu sey siyah tavuk efendim :)) Fotograf cok net cikmamis diye internetten baska fotograflarda bulup paylastim. Hakikaten boyle simsiyah bir tavuk turu varmis, genelde Asya'da tuketiliyor ve bildigim kadariyla Cinliler corbaya falan kullaniyorlar. Su ana kadar hic denemedim acikcasi, denemeyi de dusunmuyorum cunku cok kotu gorunuyor :)) Ama soylenenlere gore tadi normal tavuk gibiymis.



-Bu fotoyu da yine internetten buldum, fotograflar ve sunum ne kadar farkettiriyor degil mi? Sanirim onume bu tabak gelse denemeyi dusunebilirim :)) Ama yok yok yiyemem yahu, baksaniza simsiyah birsey :(


-Veeee bir diger ilginclik, igrenclik... Burada bolca tuketilen hayvansal urunlerden biri; Tavuk bacagi!
Neden ve nasil hic bilmiyorum ama ilk geldigim zamanlar elimi uzattigim paketin icinde bunlar vardi ve nasil telasla ve sokla reyana geri attim hic unutamam :D



-Ve bir digeri; Deniz hiyari. Tabii bunlar dondurulmus olanlari. Bildigim kadariyla Cinliler cok sifali olduguna inaniyorlar ve genellikle corba yada haslamalara falan koyuyorlar.


-Iste benim favorilerimden biri daha :D Gumus baligi!
Bu baliklar kucuk kucuk, incecik, neredeyse seffaf baliklar. Hatta genelde kurutulmuslari kilo kilo satiliyor burada. Ve mesela pilav soyluyorsunuz kendinize bir bakiyorsunuz pilavinizin ici kurtcuk gibi gorunen bu kucuk balik kurulari ile dolu!! Basima geldi de ordan biliyorum :)))


-Bunlar ne bilin bakalim? Haydi ama bir tahmin yurutun bari en azindan? Mesela bakin bakalim bacak sekilleri size hangi canliyi animsatiyor?!
Evet evet tam isabet kurbaga bacagi! Ilk zamanlar yanlislikla elime alip firlattigim paketlerden biri de buydu iste :))) Ben hala tiksinerek bakiyorum ama uzakdogulular bayilarak yiyorlar bunlari.


-Bugune kadar firsat bulupta yazmadigim buraya ozgu yiyeceklerden biri daha "Yong Tau Foo". Asagida fotografta gordugunuz malzemeleri; fishball lar, tofular, sebze ve deniz urunleri karisimlari... Makarnalarla beraber kaynatip corbamsi bir yemek yapiyorlar. Ama yiyeceklerin cogu sumuksu gorundugu icin :) ve gorunusu pek hos olmadigi icin ben denemedim bu yiyecegi, denermiyim bilmiyorum eh benim de sinirlarim var yani :)))


-Ve son olarak yengec kardesler karsinizda :) Ortadaki fotografini cektigimiz icin biraz kizgin mi bakiyor ne :))
Iste aynen boyle elleri kollari bagli ama canli olaraktan bol bol satiliyorlar burada. Hatta bununla ilgili kucuk bir hikaye anlatip bitireyim bu postu. Buradaki Singapurlu arkadaslarimizdan biri bir Alman ile evli su anda. Daha bunlar yeni gorusmeye basladiklarinda Alman cocuk Singapurlu kizi ariyor bir aksam vakti. Telefonda konusurlarken kiz birden ciglik atiyor "eyvah aksam yemegimiz kaciyor kapat telefonu ben seni sonra ararim" diye :D Megerse aksam yemegi yengecmis ve iplerinden kurtulmus mutfak lavabosundan cikip kacmaya baslamis zavalli hayvan :)))


Iste simdilik bu kadar, umarim kisa surede yasadigimiz, gordugumuz diger ilginclikleri de paylasirim :)

Wednesday, September 7, 2011

Singapur fener festivali

Kocakisisi de bende bildiginiz birer ev kusuyuz, hatta kedi desem daha mantikli olur sanirim ayni kediler gibi kosede pinekleyen ev hayvanlariyiz genellikle :)) Evde oturalim kimse dokunmasin bize oh ne ala :) Ozenle planlanmis gezilerimizden bahsetmiyorum tabii ki, bahsettigim haftasonu ve hafta ici geceleri olan etkinlikler genelde. Kirk yilda bir bir yere gidilecek olsun "aman ne gerek var" der vazgeceriz, sehirdeki bilimum gorulesi yerleri surekli erteler ancak aylar sonra gezeriz, burnumuzun dibindeki etkinlikleri kacirir sonrada "tuh tuh vah vah" hayiflaniriz.

Bunun en yakin orneklerinden biri de gecen yil yasandi. Daha once surada da bahsetmistim, evimizin dibinde bir gol ve Chinese Garden (yani Cin Bahcesi) var. Gectigimiz yil bu zamanlar bir gece havai fisek sesleri ile attik kendimizi kapinin onune, ne gorelim Chinese garden da havai fisek atiliyor. Ilerleyen gunlerde gelip giderken farkettik ki Chinese garden isil isil fenerlerle suslenmis, isiklandirilmis. Ha bugun gidelim ha yarin derken gidemedik bir turlu koca popolarimizi kaldirip. Bir gun baktik ki isiklar sonmus bize gecmisler ola...

Neyse efendim bu yil yine yavastan festival zamani geldi, once Hungry Ghost (Ac hayalet) festivali, sonra da Lantern Festival (fener festivali) ve Mid-Autumn (sonbaharin gelisi gibi birsey daha once bahsetmistim surada) kutlamalari. Derken gecenlerde bir gece yine patlayan havai fiseklerle firladik yerimizden, bir baktik ki Chinese garden yine isiklandirilmis. Gecen pazar gunu kocakisisi kendisinden beklenmeyecek bir kararlilikla - cunku genelde hadi oraya gidelim buraya gidelim diye vizildayan ben olurum evde :) - "haydi gidelim su Chinese garden'i gezelim yoksa bu sene de goremeyecegiz" dedi.

Haftasonunun cogunlugunda fotograf makinasi ile bogusup bir suru yeni fonksiyonunu kesfeden ve bundan sonra onu daha yuksek performansla kullanmaya kara veren ben icin isiklarla dolu, rengarenk bir bahce fotograflamak icin bulunmaz nimetti tabii :)) Eh daha fazla naz etmeden kaptim makinayi, kocakisisinin koluna girdim ve Chinese garden'a dogru yola ciktik. Yola ciktik dedigimse maksimum 10 dakikalik mesafe :)

Gittigimizde birde ne gorelim bayagi bayagi kalabalik bir festival alani, ortalik insan kayniyor ve bizim umdugumuzdan cok daha buyuk bir etkinlikle karsi karsiyayiz. Hatta "Lantern festival" yani fener festivali oldugunu orada gorduk. Biz zannediyoruz ki ortaligi suslemisler, kutlamalar icin sonrasindada bir sure kalacak oyle diye. Meger bildigin festival alani kurmuslar, icerisi vingir vingir insan kayniyor falan. Tabii bu arada hesaba katmadigimiz birsey daha vardi ki giris paraliydi! Ilk basta giris ucretini fazla bulup girmesekmi ki falan dediysek de girince verdigimiz paraya degdigini gorduk.


Heryer isil isildi, rengarenk fenerler yollarda agaclarda asiliydi ve tam anlamiyla bir isik soleniydi. Bahceden iceri girer girmez fotograf makinasini actim ki hicbir ayrintiyi kacirmadan cekeyim. Ama o da ne!! Hafiza kartini koymayi unutmusum ve tek bir resim bile cekemiyorum!! En son "hayir ya hayir! hayir!!" diye bagristigimi hatirliyorum. Makinaya kafa atmak, kendime kafa atmak (nasil yapacaksam), kendimi uzerinde bulundugum kopruden asagidaki mikroplu ve sivrisinekli suya birakmak, yere oturup cocuklar gibi tepine tepine aglamak... dusunceleri arasinda bir sure gittim geldim. Ama nafile yapacak birsey yok girdik bir kere, cikamayiz da. Zavalli kocakisisi beni normale dondurebilmek adina gidip kapidaki gorevlilere durumu anlatti, ben bir gidip geleyim tekrar diyerekten. Adam "tamam girip cikin ama 5 dakikaya havai fisek gosterisi baslayacak onu kacirirsiniz" demezmi!!

Benden hic beklenmeyecek sogukkanlilikla durumu kabullendim! ve hicbir fotograf cekemeyecek bile olsam (ki hakikaten cok feci oturdu icime) gecenin tadini cikarip kocakisisine de hayati zehretmemeye karar verdim, hem adam kirk yilda bir beni zorlayarak disari cikarmis bozmayalim degilmi :D Hem zaten zavallim bin kere "uzulme yine geliriz, bak daha bitmiyormus" diye avutmaya calisti beni. Bes dakika icinde havai fisekler patlamaya basladi, onlari izledik once. Sonrasinda da kocakisisi yaninda telefonu oldugunu hatirlayip bana uzatti, bak bakalim bununla cekebilirmisin fotograflari diye :))

Fotograflarin kalitesi tabii ki benim makinam ile kiyas bile kabul etmez ama yine de telefon da fena is cikarmamis, en azindan hatira oldu bize :)

Fenerlerin bazilari insan boyundaydi neredeyse ve oldukca hasmetli, goz aliciydilar. Inanilmaz bir iscilikle yapildiklari belliydi.


En guzeli de parkin her yani; yollar, agaclar fenerlerle doluydu. Onca isigin arasinda insan hakikaten bir garip hissediyor kendini, herhangi bir masalin icine dusmus gibi falan hissediyor.


Gercekleri cok daha rengarenk ve buyuleyici gorunuyor bu agaclardaki fenerlerin ama telefon performansi ile bu kadar cikti :(


Cogu yerde cinlilerin efsanelerini ve hikayelerini anlatan fenerler vardi. Bu fenerler insan boyunda bu arada.



Diger bir kosede de tum Cin yillarini temsil eden hayvanlar vardi sirasiyla...


Bu kaplana bayildim cok sirindi, evin bir kosesine alip koymak lazim, hos bir isiklandirma olur :) Ama kaplani bile cekik gozlu yapmislar cok guldum :)


Iste bu benim favorilerimden biri, yilanlari sevmesem de yilan yilinin maskotuna bayildim. Yok boyle bir sirinlik, kafasina da cicek kondurmuslar birde :)


Bu da kucuk ejderha :)



Biraz ileride yiyecek icecek seyler satan bir tezgah vardi. Almanya'dan aliskanligimiz, festival alaninda mutlaka bir pamuk helvaci vardir ve mutlaka aliriz bana :D Ama bunu gorunce sok olduk! Pamuk helvalar cubuklarin ucunda degilde plastik kutularda satiliyor!! Cunku burada nem o kadar yuksek ki acik havada aninda tekrar sekerlesir.
Hayal kirikligimi ikiledim bu gece. Kutuda pamuk helvami olurmus, onu soyle isira isira yiyeceksin cubugundan, yuzun gozun seker olacak ki egleneceksin :) Ama en cok da buranin cocuklarina uzuldum sanirim :(


Neyse devam ettik cevreyi gezmeye, oldukca fazla fener varmis, hani bizim sandigimiz gibi uc bes isiklandirma degilmis onu anladik gezdikce. Adamlar ugrasmislar ve guzel birsey yapmislar.


Bu fenerlere bayildik, kiz figurleri ile yapilan bu resim yaklasik 2-3 metre yuksekliginde kocaman bir duvari kapliyor boydan boya. Figurler inanilmaz guzel ve renkliydi.


Cok etkilendigimiz bir digeri ise nehrin tam ortasina kurduklari ejderha figurlu fenerlerdi. Fotograflar oldukca kotu cikmis ne yazik ki ama gercegi isil isil ve rengarenkti. Isiklarin dalgalanmasi, renklerin uyumu ve hele hele gole yansimasi gercekten harikuladeydi...



Bu da golun uzerinde balik tutan Cinli balikci :)


Ve iste benim bir diger favorim daha; pandalar!!


Bunlarda geleneksel Cin maskeleri, ve hikayeleri ile birlikte Cin figurleri... lakin hikayelerini bilebilsek daha anlamli olurdu bizim icin :)




Parkin bir kosesine dilek agaci yapmislar. Insanlar akin akin para gorunumundeki (ortasi delikli altin rengi seyler Cin parasinin emitasyonu) metallerin uzerine dileklerini yazdiklari kurdeleleri baglayip birlikte bu agaca asiyorlardi.


Ve gordugumuz en ilginc seylerden birini daha fotograflayip geceyi sonlandirdik. Cocuklar icin kurulan eglence parkinin icinde gorduk bu oyun havuzunu. Kucuk cocuklari once bu balonlarin icine sokuyorlar, sonra balonu sisirip havuza koyuyorlar. Cocuklar suyun uzerinde hopluyor zipliyor yuvarlaniyor bu balonun icinde. Ilk gordugumuz iki cocuk vizildanip aglasa da sonraki ikisi cok eglendiler, balonun icinde yuvarlanip durdular bol bol :) Hani utanmasam bende denerdim ama sanirim bana uygun boyutta balon yoktu :D

Wednesday, August 31, 2011

Bayram bu kadardi dagilin!

- Bayram tatili adindaki sey bize ayni haftada iki kez "Pazartesi Sendromu" yasatmaktan oteye gecemedi ne yazik ki :( Zira bir gun tatilden birsey anlamadigimiz gibi, ise baslama stresini hem Pazartesi hemde Carsamba olmak uzere iki kez yasadik. Hani dun calissam daha iyiydi, en azindan isler biraz hafiflerdi!

- Gecikmeli de olsa herkesin Ramazan ve Zafer bayramini kutlarim buralardan :)

-Bizimkiler geldi, gitti falan derken, son dakikada gezmelik birseylerde ayarlayamadim karmasadan :) eh gezemeyince sinirli oluyorum sanirim ben boyle :))

-Bizimkiler deyince deginmeden edemeyecegim; biz "uzatin geziyi bayramida burda beraber yapalim" dedikce "yoook gitmemiz lazim cok bile kaldik, akraba es dost bekler, hem bayrama ana babamizi gorelim, iyice yaslandilar bir dahaki bayrami ya gorurler ya goremezler" diye duygu somuruleri ile donduler memlekete. Kocakisisi "yahu onlari her bayram goruyorsunuz, bu bayramida biz ailemizle gecirelim iste gitmeyin, 5 yildir ayri bayram yapiyoruz" diye duygu somurusu yaptiysa da dinletemedi... gittiler.
Lakin Allahin sopasi yok ki :) Hayatlarinda ilk defa buyukanneler bir bayram tatilinde yaz tatiline gitmeye karar vermisler :))) hemde dayilari da alip :) Bizi burda kolu kanadi kirik birakip gidermisiniz! hem birde ailelerinizi gormeyi bahane edermisiniz!
Bunun adi da bayram kapagi olsa gerek :D aklima geldikce degerli gibi kis kis guluyorum bizimkilere :))

- Bayram demek yeme icme oldu bizim icin, ayip olmasin bayram havasindan komple kopmayalim diye sutlu kemalpasa (veya esas adiyla peynir tatlisi) yaptim :) Hele hele ustune bir top dondurmayla enfes gitti, gelsin kilolar :) Isis esasi buralarda memleketten birseyler bulup yiyebilmek guzel, paylasmadan gecmeyeyim dedim :)


-Birde bayram arefesinde bayramlik ayakkabi aldim kendime ama evden cikmayinca giyemedim bile :) Cok gosterisli gelirdi boyle leoparli falan seyler, cok hosuma gitti dayanamadim aldim, insan hicbirseye yok hayatta olmaz dememeliymis demek ki ;)



Tuesday, August 23, 2011

Dar Alanda Kisa Paslastim

Efendim simdi size eskilerden bir hikaye anlatacagim. Nereden cikti bu hikaye, biz gezme tozma yazisi gormek istiyoruz derseniz sabredin biraz anacim ;) Zira dun sabah Lou ile muhabbet ederkene aklima geldi bu hikaye, allahim ben bu hikayeyi nasil oldu da anlatmadim diyerekten hayiflandim bir muddet, onun icin anlatayim da rahatlayayim :)

Bundan yillar oncesinde bir yaz gununun sabahinda basliyor hikaye. Yillar oncesi dedim ya, iste o zamanlar daha universite birinci sinif ogrencisiyim henuz – citi piti genc birseyim yani :D Issiz gucsuz ve amacsiz bir ogrenci oldugum icin yaz tatilinden anladigim yegane sey ogle saatlerine dek uyumak o zamanlar. Kimbilir gece kacta yattigim bir gunun sabahi telefonun cilginlar gibi calisina uyaniyorum. Coktan uyanmis ve evin bilimum koselerinde bir isler karistiran annem de ben uyanana dek telefonun caldigini bile duymuyor nedense! Ta ki ben uyanip telefona cevap verince yanimda bitiyor!

Telefondaki ses “Iyi gunler A. ile gorusebilirmiyim” diyor. Adam basbayagi benden bahsediyor da, kim bu yahu, daha ayilamadigim icin kimsiniz demeden “evet benim” demis bulunuyorum. Sonra karsidaki bir basliyor anlatmaya susmuyor 5-10 dakika. Yok efendim bilmemne ajansindan ariyormus, benim onlara basvurum varmis! Film cekimi varmis gitmek istermiymisim… falan filan bir suru afilli cumle.

Icimden bir ses diyor ki “hala uykudasin ve cok sacma sapan ruyalar goruyorsun, k.cin acikta kalmis olsa gerek, biraz dogrul da ustunu ort bari” :)

Gerceklikle ruya alemini bir turlu ayirtedemedigim bir sure icerisinde, telefonun ahizesi benim elimde oldugu halde annem olanlari benden daha iyi kavriyor nedense! Ve kasla goz arasinda bana evet dedirtip yeri ve zamani sorduruyor. Telefondaki adama olur gelirim deyip (hey mubarek Angelina Jolie sanki buyuk film anlasmalarina imza atiyor) detaylari seslice tekrarliyorum, zira halen uykudayim ben hatirlamazsam konusmayi pur dikkat dinleyen annem hatirlasin :)

Buraya kadar yazilanlarin hicbiri ruya yada uydurma degil, tamamen gercek :) Aciklamasi ise soyle; anne kisisi tiyatrodan tanidigi bir arkadasi ile yolda karsilasip muhabbet ediyor birkac gun oncesinde. Arkadasi sehrimizde bir film cekildigini, onun setinde oldugunu soyluyor. O sirada tiyatrocu arkadasin aklina ben geliyorum ve anneme fotografimi ajansa birakmasini tembihliyor. Buraya kadar hersey olabilirler siralamasinda, ammavelakin annem hangi akla hizmeten gidip o ajansa benim fotografimi birakiyor ve bundan benim neden haberim olmuyor bilemem.

Isin ozeti bir dizi gariplikler sonucunda kendimi o ogleden sonra “Dar Alanda Kisa Paslasmalar” film setinde buluyorum… eh yapacak daha da iyi bir isim yok nasil olsa evde pineklemek disinda, hic degilse ilginc birsey yapmis olurum diyorum.

Mekan sehrin eski sokaklari, kucuk cumbali evlerin oldugu bir mahalle. Etrafta kosusturan bir suru insan ve uc adet kocaman konteyner var; biri teknik malzeme, digeri kilik kiyafet, sonuncusu da yiyecek icecek dolu – bir nevi cay ocagi gibi calisiyor :) Ben saskin saskin bakinirken etrafa telefonum caliyor, arayan kocakisisi! O zamanlar yeni yeni konusuyoruz daha, hani sabah aksam birbirimize binlerce “seni seviyorum” “yok ben daha cok seviyorum” tarzi sacma sapan mesajlar atabildigimiz sarkastik donemlerimizdeyiz :D Diyorum ki “film setindeyim, cekime cagirdilar”, sasiriyor garibim “kesfedildin artik unlu olup beni tanimazsin” geyigi yapiyor. O gazla daha bir sisiyorum, sanki basrolu oynatacaklar :)

Benimle birlikte iki kiz daha var. Biri daha onceden de gelmis, milletle kanka olmus bize tepeden bakiyor! Sonradan ogreniyoruz onun asil amaci harbiden unlu olmakmis, ama ne yaparsa yapsin kesfedilemedi o ayri :) Neyse efendim ekipten birileri ustume basima o yillara uygun sumsuk kiyafetler uyduruyorlar. Hatta elimize kolumuza cakma adana burmalari takiyorlar :))) Biz dugun evindeki kizin arkadaslariyiz ve ceyiz bohcalarini tasiyoruz. Filmi izleyen varsa hatirlar hani evde dugun telasesi varken ufakligin kapinin altindaki boslugu farkettigi sahnenin cekimi. Iki saat hazirlandigimiz ve bekledigimiz sahne yaklasik 15 dakika icerisinde cekiliyor ve sadece bir kez tekrarlaniyor. Benim yaptigim yegane sey bir odadan digerine bohca tasimak :))))

Bu arada hani filmlerde olur ya anneler kizlarini cekime defileye falan goturur de basinda bekler kizim unlu olsun modunda, bizde aynen oyleyiz :D Annem disarda heyecanla bekliyor (acaba hakikaten kazara sanatci olurum da paralari cebe indiririm diye mi dusundu ki) tam filmiz yani, biri bizi izlese disaridan g.tu ile guler :) O efsanevi sahne ve 15 dakikalik cekim icin butun gun bekleyip ayaklarimiza kara sular inmis vaziyette eve donuyoruz :)) Haa cikista tamamdir ajanstan gidip paranizi alabilirsiniz yarin diyorlar sanki oraya para icin gelmisim gibi! Biraz husran biraz saskinlik icinde eve donuyoruz pasa pasa – ne bekliyordum ki harbi kendimi basrol oyuncusu olarak mi bulacaktim sabah uyanir uyanmaz :D Neyse ki bu sendromu atlatip bol bol guluyoruz benim figuranligima ve hic degilse bir film seti gorduk diye kendimizi avutuyoruz.

Aradan iki gun geciyor bir telefon daha. Bir baska sahnenin cekimi icin cagiriyorlar! Bu sefer uyku sersemi falan degilim tabii, “yok gelmem” derken yine anneme yakalaniyorum ve nasil oluyorsa bana evet dedirtiyor. Bu seferki cekim futbol sahasinda, gelinin arkadaslari ve mahallenin kizlari olaraktan maci izliyoruz sahanin kenarindan :) Yine 15 dakikalik cekim icin saatlerce bekliyoruz, ama bu sefer ayricaligimiz var ust kadroyla beraber oynuyoruz!! Bak sen! Ust kadro da Sahnaz Cakiralp, Devin Cinar ve Akasya bisey (hatirlamiyorum valla kizin soyadini unlu bisey gormussunuzdur televizyonlarda). Hepsi birbirinden soguk zaten, burunlarindan kil aldirmiyorlar (ne sandim ki millet isini yapip parasini aliyor orada, benim gibi eglenceye gitmemis ki) gorende harbi Angelina Jolie sanar bunlari :) Iyi de ben Angelina Jolie yi hic sevmem neden hep onu kullaniyorum orneklemelerimde!!

Her neyse dedigim gibi yine 15 dakikada bitiyor cekim ama biz saatlerce bekliyoruz. Isin tek guzel tarafi bu sure icerisinde cogu sahnenin nasil cekildigine sahit oluyorum. Savas Dincel ve Erkan Can gibi buyuk ustadlarla tanisma hatta muhabbet etme guzelligine erisiyorum. Hatta bir ara Erkan Can ile nerede okudugum uzerine konusurken (film sektoru ile uzaktan yakindan ilgisi yok tabii benim okulumun ve bolumumun) bana “belli olmaz bu isler, seviyorsan basarili olursun iyi bir sanatci olabilirsin” gibisinden ogut veriyor. Ayip olmasin diye “yahu benim ne isim var film sektorunde, eglenmeye geldim buraya, isim olmaz, ben buyuk bir … olacagim aslinda” diyemiyorum :)

Uzerine bir de dugun sahnesi cekiliyor birkac gun icerisinde, ona da katiliyorum ve hatta gecenin bir yarisindan sabahin korune kadar cekim nasil yapilir onu gormus oluyorum :) Uykusuz ve yorgun yamuluyorum, bu film isleri harbi bana gore diilmis :)))

Isin en eglenceli kismi film gosterime girecegi zaman basliyor. Hani filmde rol aldik ya (ne rol ama) heyecanla bekliyoruz tabii filmimizi :D Once filmin galasi oluyor tabii ben haberlerden izliyorum :)) Ardindan film sinemalara geliyor, heyecanla yerimizi aliyoruz salonda ve izlemeye basliyoruz... Sira benim oldugum sahnelere geliyor... heyecan dorukta... o da ne!!! Ceyiz tasima sahnesinde sadece etegimin ucu gorunuyor!! :D Mac sahnesini ise tamamen kesmisler! Dugunde kadraja dahi girmemisim :)))) Salondan hepimiz ali al moru mor cikiyoruz :D Babam da demezmi ”e hani filmde oynamistin hic gorunmedin” diye!! Neyse ki filmin farkli farkli afislerinden birinin uzerinde benimde resmimin oldugunu goruyoruz da seviniyoruz, yoksa filmde oynadigima dair tek bir iz bile yok :D

Anlayacaginiz benim artistlik hayatim baslamadan boyle son buluyor :D Aklima yine Gora’dan bir replik geldi simdi ”o sinemaya küsmeden onceydi” :) Bende baslamadan biten sinema kariyerimle orada vedalasip hayata devam ediyorum, ama bilmezler beni kacirmakla cok sey kacirdilar cooook peh! Hahahahahahahaha

Saturday, August 20, 2011

An itibari ile geri donmus bulunmaktayim

Hani derler ya sayili gun cabuk gecer diye, hakikaten de oyle. Aileye kavusma, hasret giderme, gezme tozma derken iki ay nasil gecti anlamadim bile.

Aile memleket yolunda su anda, bizde kocakisisi ile bir basimiza kalakaldik yine. Zira biraz mahsun biraz huzunluyum... Ben normale donup tum maceralari paylasana kadar sizi kucuk kardesin denizalti dunyasi gezimizde aldigi plastik ahtapottan esinlendigi cizimi ile basbasa birakiyorum. Cok sevimli degil mi?





LinkWithin

Related Posts with Thumbnails