Thursday, April 28, 2011

Surdan Burdan...

Haftabasindan beri ha yazdim ha yazacagim derken yine buldum obur haftasonunu neredeyse. Isler, hayat, cok yogun gunler isik hiziyla geciyor ama elle tutulur gozle gorulur birsey yok yaptigim gicik oluyorum kendime.


Bu haftasonu uc hafta olacak bizimkilerle gorusmeyeli :( Dunyanin bir ucunda olup birde her iki tarafta gezentinin dik alasi olunca boyle oluyor. Biz uyurken onlar uyanik, onlar uyurken biz. Birde ustune birbirimize denk gelebilecegimiz birkac saatlik zaman diliminde de surekli gezdigimiz icin denk gelebilene askolsun…
Bu bahaneyle iyiyiz biz aile efradi merak etmeyin ;)

Gectigimiz hafta paskalya bahanesiyle resmi tatildi ama yinede yetmedi o birgun :) Bahanesiyle ne zamandir yapayim dedigim birkac seyi yaptim; bol bol dinlenmek, ev temizlemek :( arkadaslarla oyun oynamak ve mutfak maceralari gibi…

Iste gecen haftanin mahsulleri cupcake lerim :) Oyle guzel ve lezzetli oldular ki Café Fernando Cenk’in dedigi gibi “bir kek yaptim yanagini dayar uyursun”, o hesap. Kocakisisi de bayildi, uzerindeki krema ile ayni yaspasta gibi olmusmus :)



Bu arada uzun zamandir planlayip bir turlu deneyemedigim polaroid olayina da girdim sonunda, ama sadece photoshopta benimkisi :)

Ve gecen haftanin bir diger urunu “oat meal cereal prawn” yani “yulafli jumbo karides”. Bu yemek neredeyse Singapurun en yerel tabaklarindan biri. Sonunda deneme cesareti gosterdim ve Bingo!! Parmaklarimizi yedik superdi :)


Hava sicakligi yilin maksimumuna ulasti sonunda, yaniyoruz! O guzelim esintilerimiz gitti geceleri bile oflayip puflar olduk. Gecen yil bu aylarda da bu kadar sicakmiydi yoksa biz yeni geldigimiz icin anlayamamismiydik henuz?

Hintlilerden hala daha nefret ediyorum :) Bir de yalniz degilmisim benim gibi dusunen ama benim kadar koca ceneli olmadiklari icin pek dile getirmeyen insanlari gorup seviniyorum :)))

Simdilik bu kadar, bunu hemen yayinlayip kaciyorum zira aksam oldu burada.

Onumuzdeki Pazartesi yine resmi tatil, yani uzun bir haftasonu daha bekler bizi umarim o zaman uzun uzadiya yazarim biseyler.

Iyi davranin kendinize…
A.

Thursday, April 21, 2011

Dondurmayi sever idim…

Omrumde dondurmayi yaladiktan sonra yuzunu tiksinti ile burusturan cocuk gormedim ben. Zaten bu sahneyi ilk gordugumde anlamaliydim o dondurmanin birseye benzemedigini!

Bizim eve yakin metro istasyonundaki dondurmacidan bahsediyorum, daha dogrusu soya sutu dukkanindan! Hani daha once surada bahsetmistim “tavuklu sut” maceramizdan.

Iste orada soya sutunden yapilan dondurmalar ve diger yiyecek icecekler kapis kapis gidiyor. Hani kuyruktaki insanlari gorunce bir an diyorsunuz ki “hakikaten cok lezzetli birsey galiba” diye. Ammavelakin oyle olmadigini tadinca goruyorsunuz, bakiniz bizim tavuklu sut maceramiz…

O feci tecrube yetmezmis gibi uzerine dondurmayi yalayinca tiksintiyle yuzunu burusturan cocugu gordum, yok o da yetmedi (akillanmayiz biz) gittik koca kisisi ile “nasil birsey ki bak herkez aliyor bi denesek” diyerekten yaktik kendimizi…

Soyali dondurmanin tadini ne siz sorun ne ben soyleyeyim ama hakikaten harcanan emege, verilen paraya yazik!! diyorum. Dondurma bile bu kadar igrenc olabilirmiymis? Olabilirmis!

Herhalde o minicik bebek bosuna burusturmadi yuzunu degilmi! Hala daha niye gidip denersiniz o sacma seyi?!

Mustahak bize…

Wednesday, April 20, 2011

Bazen caresiz kalir insan

Hani cocukluk yillarinda olur ya, okulda, sinifta veya mahallede sorunlunun biri kafayi takar size. Fizyolojik ve psikolojik tacizlerin sonu gelmez. Rencide eder, tehdit eder, yeri gelir kaba kuvvet kullanir. Kisacasi size hayati zindan etmek icin elinden geleni yapar. Ve siz anlayamazsiniz o anda neden sizin basiniza bunun geldigini, neden hedef secildiginizi. Cunku birsey yapmamissinizdir o kisiye. Farkedemezsiniz o anda varliginizin neden bir tehdit olarak algilandigini. Karsinizdaki zorbanin sahip olmadigi, olamadigi ve hicbir zaman sahip olamayacagi bircok guzelligi hayatinizda ve benliginizde barindirdiginiz icin sizden nefret ettigini algilayamazsiniz…


Buyudukce degismez bu durum aslinda, sadece zorbalar ve zorbaliklar sekil degistirir. Siz basa cikmanin yollarini bulmussunuzdur belki, veya gormezden gelir zorbayi hedefinize kitlenirsiniz. Baska yollar bulursunuz kendinize yada gerektiginde savasirsiniz, cocuklukta oldugu gibi bir kenara sinmezsiniz. Sesi cikanlardan, gercegi soylemekten cekinmeyen insanlardan korktugunu bilirsiniz cunku zorbanin! Cunku o hep kacak dovusur, baska turlusunu bilmez. Mert degil namerttir! Yuzlesmeye cesareti yoktur, onun icin iftira atar, tuzak kurar, gizliden gizliye is cevirir ardinizdan…


Kendimi bildim bileli hep dogru bildigimi soylemisimdir, hakkimi yedirmemek icin mucadele vermisimdir. Ve iste hep bu sebepten dolayi 9. koyden kovulup 10. koye dogru yol almisimdir… Yine de vazgecmem, vazgecemem sanirim dogru bildigimi soylemekten, hakkimi savunmaktan. Iste bu sebepten son bir yildir “zorba” nin biri ile ugrasmaktayim is yerimde. Daha once bahsetmistim aslinda kisaca ama hic derinlere girip blog hatiralarini kirletmek istemedim bu anlamsiz hikaye ile. Bicak kemige dayandi…


Bulundugu yere hak ederek degil sans eseri gelen tum insanlarin davranisi ayni sanirim. Tek sucum “zorba” dan daha yeterli olmamdi… Kendi yetersizliginin ve beceriksizliginin faturasini bana kesmeye calisti. Patronluk taslamaya kalkti, yetersizligini yuzune vurunca gozunu kan burudu.


Tehdit etti, yilmadim… Sikayet etti, susmadim… Iftira atti, aldirmadim…


Su son bir yilda cok sey gordum ve yasadim, bazilarinin nasil insanliktan cikabildigine dair! Cogunlukla saskinligimi gizleyemedim, insan kotu olur ama nasil bu kadar kotu olabilir ve bir baskasindan nasil boylesine nefret edebilir aklim almadi. Son iki ayda isler iyice kontrolden cikti, “zorba” taktiklerinin benim uzerimde ise yaramadigini gorunce, benim sirtimi yere getiremeyecegini gorunce cildirdi, kontrolu kaybetti. Ve bana insanliktan cikmis birinin, gozu donmus birinin ne hallere girebilecegini gosterdi. Yalan dolan, tehdit, karalama, dedikodu, iftira, hirsizlik… Bunlarin hepsinin bir bunyede nasil bir araya gelebileceginin mukemmel bir ornegini gozler onune serdi.


Gectigimiz birkac hafta yine onun attigi iftiralardan kendimi temize cikarmakla gecti. Yoruldum hem de cok… Once “neden bunlar benim basima geldi, nerede yanlis yaptim?” diye sorguladim, sonrasinda “ne olacak simdi, nasil kurtulacagim bu beladan” diye. Simdilerde ise “acaba cekip gitmek en iyisi mi?” diyorum…


Emek verdigim seyleri ona birakip gitmek zor geliyor, kacarmis gibi… Lakin “elbet bulurum kendi yolumu, bu cileyi cekmeye deger mi?” diye dusunmekten de alikoyamiyorum kendimi. Hazirim velhasil gitmeye, ilk zamanlardaki gibi gitmek cezalandirilmak anlamina gelmiyor benim icin. Gonul yorgunlugu hicbir seye benzemiyor cunku, ve yasanan hicbir gun bir daha geri gelmiyor.


Dunku gorusmeye gore buyuk patron gitmemi istemiyor ancak ben gardimi aldim bekliyorum acaba ne zaman? diye…
Yani velhasil bazen gercekten caresiz kaliyor insan buyuse bile…

Tuesday, April 19, 2011

Kabağında bir sahibi var!

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Derviş usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

"Vur usturayı berber efendi." der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş bir yandan da aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır.

Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak;
"Kalk bakalım kabak derviş, kalk da tıraşımızı olalım" diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ne de olsa mahallenin kabadayısı, elinde silah astığı astık kestiği kestik. "Ne diyorsak o'' diye ortalıkta dolaşan bir belalı. Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında sürekli aşağılar dervişi, alay eder. Kabak aşağı, kabak yukarı! Konuşur durur.

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.

Berber ise şaşkın; bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyari sorar: "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?"
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: "Vallahi gücenmemiştim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!

******

Sevdigim hikayelerden biri, arada durup dusunebilmeli insan herseyin sahibi kim diye...

Friday, April 15, 2011

Singapur Kesif Turlari 3

Her ne kadar Singapur kucucuk bir ada olsa da gerek islerin yogunlugundan, gerek bizim tembelligimizden dolayi her kosesini gezemedik ilk aylarda, bizde yavas yavas inceliyoruz :)
Singapur kesif turlarinin daha once 1.si ve 2.si ni yazmistim, simdi sira geldi ucuncuye...
Gectigimiz haftasonu cok uzun zamandir planladigimiz ancak bir turlu gidemedigimiz "East Coast" ta bulduk kendimizi.

Bir suredir kocakisisi surekli soyleniyor (eh Istanbul cocugu olarak pek de haksiz degil tabii), bu ne bicim ada, hic deniz gorunmuyor, beni burada basiyorlar... gibisinden. Zira adanin neredeyse her yani liman, eh uzakdogunun en zengin ulkelerinden biri olusunun da bir bedeli var yani! Adanin dogru duzgun sahili ve denizi gorulen yegane yeri East Coast yani Dogu yakasi... Bizde gectigimiz hafta topladik piliyi pirtiyi attik kendimizi oraya :)


Dunya varmis, kocakisisi mest oldu bende tabii ki. Girmesek bile deniz, gunes, sahil... Denizin tuzlu havasi, uzaktan gorunen gemiler, hemen ilerideki havaalanina inen ucaklarin goruntusu pek bir mest etti bizi :) Karar verdik daha SIK gidecegiz adanin bize gore taaa obur ucu olsa bile.



Gunu mini golf ile tamamladik. Gunun en kotu suprizi biz yakin arkadaslarimizla gitmeyi planlarken son dakikada araya kendini zorla sokusturan bir diger cift oldu :( Sevmiyorum boyle emri vaki yapan, herseyi kendine hak goren tipleri! Keyfimiz oldukca kacmis olsa da, mumkun oldugunca eglenmeye baktik...

Kapali bir alanda hazirlanmis toplamda 18 delikten olusan mini golf alaninda Singapur'un ozel ve turistik yerlerinin minyaturlerini yapmislar genelde :)


Bazi deliklerdeki figurler hareketliydi, mesela asagidaki resim Singapur MRT yani metro sistemini gosteren bir sistemdi ve top bir delikten girip digerine kucuk bir metro ile ulasiyor :)


Sirasiyla Singapur kus parki ve limani;


Bu nedir neresidir bilemedim, zira burada kayak yapilacak ne dag var ne de kar :))) Belkide kapali bir salondur bizim henuz kesfedemedigimiz...


Havaalani cok eglenceli ve zordu, hicbirimiz sekiz vurusta tamamlayamadik. Ayrica ne yazik ki karanlik bir kosede oldugu icin isik yetersizdi ve fotograflari iyi cekemedim.


Benim en sevdigim deliklerden biri Singapur'da ki yerel yemek merkezlerini canlandirdiklari delikti :) O kadar sirin ve gercekci yapmislar ki, kucuk kucuk dukkanlari ve iclerindeki ayrintilari incelemekten adam gibi oynayamadim bile :))


Kapanis Singapur'un simgesi yari aslan yari balik heykeli "Merlion" ile yapildi...


Oldukca renkli bir kesif turuydu yine, tadi damagimizda kaldi en kisa surede gidip cimlere veya kumlara yayilip sessiz sakin bir gun gecirmeliyiz :) Bu arada yedigimiz ictigimiz kismini es gecmisim ama East Coast en cok deniz urunu restoranlarinin bulundugu bir mekan. Eh o da bir sonraki sefere artik :)

Herkese en guzelinden bir haftasonu diliyorum.
A.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails