Thursday, February 24, 2011

Pssst sevgili okur bir bakarmisin buraya?

Evet evet sen, sana sesleniyorum sevgili okur ;)

Her sabahki gibi bloguma girdim baktim ne var ne yok blog alemlerinde diye birde ne goreyim :) 200 kisi olmusuz, daha dogrusu olmussunuz :) Napiyorsunuz siz bolunerek mi cogaliyorsunuz yoksa ureyerek mi? Her ne yapiyorsaniz iyi yapiyorsunuz, bu hizla artisa devam ;)

Yok canim oyle blog izleyicisi manyagi falan degilim, herkes beni izlesin modunda hic degilim, ama insanim sonucta seviniyorum birileri izleyince :) Gecenlerde bir blogda okudum blog yazarinin esi demis “kim okusun seni” diye – dusman basina boyle koca. Kocakisisi ne kadar desteklemisti beni blog olayinda, hatta blogun yarisi da ona ait ama yazmiyor ki! Hani hatun ne cok konusuyor adama firsat kalmiyor diye dusunenlerdenseniz altini cizeyim dedim :)

Tum bunlar bir yana hakikaten cok merak ettigim birsey var; Neden okuyorsunuz beni??

Aklinizdan zorunuz mu var :D Yoksa bos vaktiniz mi cok? Belkide okuyup okuyup halinize sukrediyorsunuz Allah ne deliler yaratmis diye :) Ya da ben size izlemeye aldim diye sizde aldiniz ayip olmasin diye (hic geregi yok bosuna zora sokmayin kendinizi sanal alem burasi ben takmam oyle ufak seyleri) ama okumuyorsunuz bile, hatta sileyim diye firsat kolluyorsunuz :D Uzar gider bu liste…

Samimiyetle soruyorum, neden okuyorsunuz benim zirvalamalarimi? Eger bir iki satir yazmaya firsatiniz varsa ve bu merakimi giderirseniz sevinirim :) Hatta sesi solugu cikmayan izleyici kitlesi sizde yorumda bulunursaniz daha da cooook sevinirim :)
Ek olarak baska bir arzuhalde daha bulunacagim, elini veren kolunu kurtaramaz benden :) Blogun dizaynini degistirmek istiyorum ne zamandir. Arka planin cok yuklu olmasindan dolayi sayfayi goruntuleme problemleri olabilir veya her yer rengarenk diye ekledigim cogu fotograf dogru duzgun gorunmuyor bile… Bembeyaz bir arkaplan yapmak var aklimda, ama ilk goruste asik oldugum, Paris hikayesi ile butunlesmis bu bir adam ve bir kadin fonunu kaldirmaya da elim gitmiyor. Anladiniz siz ;) bir akil verin ne yapayim?

Monday, February 21, 2011

Pazartesi Kahkahasi

Aklimda tamamen farkli birseyler yazmak varken (nereden denk geldim bilmiyorum) Mehtap Erel'in su yazisina denk geldim, inanin yanaklarim agridi gulmekten, paylasayim dedim :D
Guzel gecsin haftaniz...
on not: benim gibi delilerde varmis hayatta, bende dugun zamani boyleydim :))) ne diyeyim kocasina Allah sabir versin :)

Abartmazsam Adım Mehtap Değil!
Beni eski ve yakın tanıyanlar bilir. Ben bir şeyi can-ı yürekten yapıyorsam dibini bulmayı severim. Yani tadını çıkarırım, abartırım. Ve o hevesle yaptığım şey her ne ise, bozanı da affetmem…

Misal; düğünüm. O kadar özen, bözen hazırlandım. İkram edilecek yemekleri bile önceden gidip yedim, tadına baktım o vaziyetteyim. Yer içime sindi, gelinliğim tam istediğim gibi oldu, davetiyeler, masa kartları, el çiçeğim, orkestra… Eşim Balıkesirli ama ben Karadenizli olduğum için Karadeniz Halk oyunları ekibi…

Düğün akşamı tam bir kavram kargaşası yaşanıyor çünkü düğün belli bir mantık silsilesi izlemiyor. Bana “Ya Mehtap biraz alakasız olmayacak mı?” diyen herkesi ebediyete kadar susturduğum ve içimden geçen her tür şeyi düğünüme entegre ettiğim için olay şöyle gelişiyor. Kokteyl alanı, Vivaldi, Bach, prolonge, nikah, düğün tarafı Karadeniz Horon ekibi, pasta, Jazz…. Yanlış anlamayın, bir kısmı gündüz bir kısmı gece değil. Hepsi gece ve tüm bu işler aynı dört saat içinde vuku buluyor.
Her şey yolunda giderken orkestra sahne alıyor, tango falan yapılacak ama orkestra benim daha önce dinleyip ayarladığım orkestra değil. Bir aksilik olmuş, başka orkestra gelmiş.

Özet geçiyorum. Kendime geldiğimde çok yakın iki kız arkadaşım beni kuyruğumdan duvağımdan yakalamış solistin üzerinden almaya çalışıyorlardı. Sonra babam anlattı. Sarhan’ın ve tüm sülalesinin gözleri kocaman açılmış çünkü ben şarkıcıyı “Bu sesle mi? Bu sesle mi?” diye bağırarak boğmaya çalışıyormuşum.

Aksiliğe tahammülüm yok yani…

Şimdi canım, kanım, her şeyim, bitanem, yavrum, oğlum sünnet oldu. Abartının kralını yapmam lazım çünkü canım öyle istiyor. Olay yazın olacak ama ben şimdiden tırmalamaya başladım.

Ben: Çok zamanım da yok, nasıl yapsak? Acaba bir organizasyon firmasıyla mı anlaşsak?

Sarhan: Ne için?

Ben: E onca şeyi ben nasıl organize edicem sünnette? Vaktim yok!
Sarhan: Hangi onca şeyi?

Ben: Hah süper! Şimdi dansöz istiyorum, üç tane. Sarışın, esmer, kızıl saçlı. Ayrıca dört tane kız istiyorum. Bir taht olacak. Bu dört kız bir takım seksi folklorik giysilerle Atahan’ı tahtla salona taşıyacak.

Sarhan: ….

Ben: Salonun bir tarafında bir otağı kurulsun, küçüğünden, orada kadınlar isteyene kına yaksın. Yine Karadeniz halk oyunları gelsin, sekiz erkek, horon tepsin böyle erkek erkek. Davul, zurna faslı olsun. Sonra orkestra olsun. Böyle neşeli, eğleneceğimiz bişiler çalsın. Yan tarafta ayrı bir bölüm olsun. Orada animasyon, sihirbaz, palyaço, balondan köpek yapan insanlar, macuncu, bilimum ne varsa. Çocukları orada ayrı bir ekip eğlendirsin.

Sarhan: Otağı?

Ben: Tabii! Hatta düğünü yapıcağımız yere Atahan atla gelsin. Bu çok mühim!

Sarhan: Otağı kuruyoruz? Salonun bir yerine?

Ben: Hindi olsun, yılbaşı gibi, seviyorum ben hindinin tadını

Sarhan: Hindiyi bir gece önce Kımız’da bekletsinler mi?

Ben: Mehteran takımı mı tutsak? Onlar mı getirse Atahan’ı salona? Sanki İstanbul’un fethi gibi. Oğlum sünnet olmuş beah! Aslanım! Ya da dur, deniz kenarında bir yerde yapalım. Gemiyle gelelim.

Sarhan: Gemi?

Ben: Tabi! Yavuz Zırhlısı’nı temsilen! Hatta Karadeniz Ekibi'de zırhlıdan insin! Atahan onlarla horon tepsin.Sarhan: Atahan niye horon tepiyor? Ben Balıkesirliyim.

Ben: ….

Sarhan: Ne?

Ben: Atahan Karadenizli çünkü annesi Karadenizli. Dedesi Karadenizli! Ananesi Karadenizli!

Sarhan: Babası Balıkesirli ve benim bildiğim kadarıyla baba nereliyse çocuk oralı oluyor.

Ben: Medeni kanun beni ilgilendirmiyor. Ben oğlumu Karadenizli gibi yetiştiriyorum. İsterse nüfus cüzdanında Kuveyt Federe Cumhuriyeti yazsın çocuk Karadenizli bir erkek gibi yetişiyor. Evlat benim elimde, anası benim.

Sarhan: Kuveyt Federe Devlet değil.

Ben: Ve bu bir Balıkesirli için çok şey ifade ediyor olmalı ama bir Karadenizli için şöyle: “Velev ki federe, bana ne?” anlatabildim mi?

Sarhan: Sana bakıyorum bazen, uzun uzun ve kendime “Beni aşık eden neydi?” diye soruyorum.

Ben: Peki, gücenme. Madem bu kadar önemli senin için sizin çocuklarda şortlarını giysin gelsin. Biz müdahale etmeyiz.

Sarhan: Efe onlar efe!

Ben: Tamam bişi demedim. Hem onlar gelsin hem benimkiler. Şişme oyuncaklar da getirtsek. Ya nerde yapmalı, kocaman yer lazım bize.
Sarhan: Stadyumda yapalım Mehtap. Zaten Milli Bayram gibi bir şey yapıyoruz. Konuklar otursun tribünlere. Mehter Takımı hindi dağıtsın. O arada Horon ekibi Yavuz zırhlısını çekerek geçirsin önlerinden. Stadın ortasındaki otağıdan Kuveytli dansözler çıksın. Sihirbazlar şişme oyuncaklarda zıplayıp dansözlerin üzerinden uçsun. Bu arada da efeler atlarla geçiş yapsın.

Ben: …

Sarhan: ….
Ben: Niye bizimkiler değil efeler biniyor ata?

Bilmiyorum ne olacak. Yalnız bir şeyden eminim, evin salonuna da olsa, otağı kurduracağım kardeşim!Son sözüm budur…

Mehtap Erel15.02.2011 alintidir.

Friday, February 18, 2011

Thursday, February 17, 2011

Yumurta mi solungac mi? sec birini...

Yakinda ya yumurtlamaya baslayacagim ya da kuyrugum ve solungaclarim cikacak! Bir tavuk bir balik, bir tavuk bir balik… hakikaten yeter yani. Ogle yemekleri tam bir iskence benim icin. Artik beni hic sasirtmayan bahtsizlik seramonim olaraktan isyerime yakin adam gibi bir tane yemek yemelik yer yok. Singapur yemek cennetiymis, hadi ordan! Tamam disarida yemek cok ucuz ama yerel insanlar icin, bizim gibi hanim evlatlari icin degil. Zira disarida yemeye en fazla iki gun dayaniyoruz, ucuncu gune mutlaka ya midemiz bozuluyor ya da bagirsaklar tutmuyor :D
Herseye ragmen ogle yemeklerini disarida yemek zorundayiz ne yazik ki :( Eh aksam eve zar zor gidip anca aksam yemegini yapan ben tabii ki birde ertesi gunun ogle yemegini yapacak degilim hic beklemeyin. Yani bu demek oluyorki haftanin 5 gunu ya tavuk ya balik!! Her ne kadar bir ara bana fenalik gelip yok yemem artik diye isyan edip kendimi biskuviye vurduysam da. Bir paket biskuvi bana ne desin yahu, bir sure sonra karnim gurulduyor elim ayagim cekiliyor, adam gibi yemegin yerini tutarmi, eh tutmaz tabii. Bende bir iki gun biskuvi, bir iki gun kafeterya yemegi ile idare ediyorum.


Bir suredir havalarda duzeldi sonunda, haydi dedim isyerinin dondurucu klimalarindan kurtulup gidip disarida yemek yiyeyim, hem iligim kemigim bir isinsin hemde normal (!) bir yemek yemis olurum, ver elini kafeterya...
Birincisi civarin en pis ve en az cesidi olan kafeteryasi en yakinimizda tabii ki! Eh kacis yok yollandim oraya. Birde sanki yemekler cok matahmis gibi bir tiklim tiklim anlatamam. Cogunlukla yedigim – daha dogrusu yemeklerini yiyebildigim- orta dogu dukkanina yoneldim, sanirim bu adamlar ya Tunuslu ya Cezayirli.
Ilk geldigimde ilk kez orada yemistim, baktim bir koca doner var tamam dedim yiyebilecegim gibi birsey. Allahin akillisi, araplardan ne zaman iyi birsey cikti ki simdi ciksin! Doner dedigim tavuk fileleri koymuslar ust uste pisiriyorlar, bildigin parca et gibi birsey, ustinede vicik bir yogurt sosu. Yetmezmis gibi yaninda da bir pilav var ki icler acisi. Topaklanmis haslanmis pirincin icine safran (ya da cakmasi, 2 dolarlik pilava ne safrani), sonra kuru uzum ve bilimum baharati doldurmuslar al sana pilav! ama tatli pilav…


Iste o ilk zaman begenmedigim ve yiyemedigim tavuk donerle pilavi bugun gayette guzel hapir kupur yedim! Hemde tabaklarin ve catal kasigin ne kadar pis oldugunu, her zaman sadece soguk su ile yikandiklarini bile bile!! Ama dusunmemeye calisarak :)
Ne diyeyim Allah kimseyi aclikla terbiye etmesin, ac olunca insan eninde sonunda buldugunu yiyor.

Pisim ben pis :)


Dipnot: Gezemeyince yazdigim iki yazidan biri yeme icme oluyor yahu, bir b.k bogazlilik var cozemiyorum, ben gezeyim en iyisi :D

Dahabirdipnot: Isim gucum cok yahu yazacak bin tane sey birikti, oylece bekliyor, coguda yine yeme icme hakkinda :))))

Endipnot: Ama super bir inegol kofte hikayesi var anlatmam lazim :)
A.

Saturday, February 12, 2011

Tavsan Yılı Izlenimleri

Gectigimiz haftasonu Cin yeni yili vesilesiyle uzun bir haftasonu tatili yapmanin yani sira Cin yeni yili neymis nasil kutlanirmis onu da gorduk yakindan.

Oncelikle soyleyeyim pek de matah birsey degil, ayni bizim kurban yada ramazan bayrami gibi aile ziyaretleri ve yeme icmek olusturuyor kutlamalarin genelini. Tum dunya uzerindeki kutlanan yeni yildan farkli bir zaman diliminde olmasinin sebebi de ay takvimi kullaniyor olmalari. Aslen Cin'de 15 gun boyunca kutlaniyormus, ama Singapur'da sadece iki gun tatil ve kutlama var, gerisine aileler kendi iclerinde devam ediyorlar.

Yeni yil kutlamalarinin acilisini rengarenk bir cesit makarna yada salata turu birsey (tam emin degiliz ne oldugundan detayi ile arastirmak lazim bunu) ile yapiliyor. Once bu yiyecegi havaya atip, iyi dileklerde bulunup sonra yiyorlarmis! ogrendigimize gore :) Cin yeni yilinin bir diger ogesi ise portakallar ve mandalinalar! Hani olmazsa olmazlari ama bununda anlamini bilmiyorum tam olarak (bende hicbirsey ogrenmemisim ki yahu!!).

Oncelikle kendimizi China Town'a attik, hani Cin mahallesi oldugu icin suslemeler ve kutlamalar daha bir ozeldir diye. Ama ortalik oldukca sakin ve bostu - ki Cin mahallesi normalde tiklim tiklim olur. Geleneksel olarak heryer kirmizi Cin fenerleri ile suslenmisti. Ve tavsan yilina ithafen tavsan figurleriyle...



Bu cicekleri ilk gordugumde gercek kiraz agaci cicekleri sanmistim ama ne yazik ki degillermis, hepsi yapay, zaten bu iklimde yasamalari imkansiz...


Bol bol kirmizi fenerler ve tavsan ailesi maketi :)



Cin mahallesinde pek birsey olmayinca haydi dedik gidip Orchard Road'a bakalim, zira sehrin en unlu ve civcivli mekani :) Acikcasi biraz hayal kirikligina ugradim cunku yeni yil zamani Orchard'da her yer isil isil suslerle doluydu, hatta abartmislardi ama Cin yeni yili icin pek de ozel birseyler yoktu ortalikta.

Sadece bu cicekten yapilma tavsanlar...




ve alisveris merkezlerindeki fenerler...


Isin en ilginc yani her zaman adim atacak yer olmayan bu mekanlarin hepsi neredeyse bostu ve tum alisveris merkezleri kapaliydi ki Singapur demek alisveris merkezi demek varin gerisini siz dusunun. Hayat bir nevi durmustu yani.

Ertesi gun Singapurlu arkadaslarimiz tarafindan geleneksel Cin yilbasi yemegine davet edildik, eh davete icabet etmemek olmaz degil mi, bizde gittik :)
Cinlilerde geleneksel yilbasi yemegi hindi falan degil "Steam Boat". Steam boat bir cesit haslama. Genellikle masanin ortasina konan kucuk gazli ocagin uzerine yerlestirilen tencerede corba gibi icinde gerekli baharat ve aromalar olan bir su kayniyor ve insanlar ellerine gecirdikleri bilimum et, sebze, hayvan ne varsa bu tencereye atip kaynatiyorlar. Kaynamak dediysem su kaynarken birkac dakika bekleyip sonra cikarip yiyorlar...


Eh biz basimiza ne gelecegi bile bile gittigimiz icin artik hic soylenmeden kabullenmis bir sekilde masaya oturduk :) Gelen tencerenin icine her turlu deniz canlisi ve kabuklusu girdi, kimi kabuguyla kimi ayagiyla bacagiyla!! Hele bir kismini gorsem markette elimi suremem "iyyy" der kacarim. Ustune olduk olmadik her turlu tofu ve turevi girdi ayni tencerenin icine! ki ben hic sevmedim sevemedim su tofuyu tatsiz tuzsuz vicik bisey :(
Tum bunlar yetmezmis gibi birde "fishball" (yani balik koftesi) eklendi ki iste bu anlatilmaz yasanir diyorum. Zira kocakisisinin fisball icin tek bir tarifi var ve kesinlikle cok yerinde bir tespit "tadi ayni cocuk sumugu gibi"... En uste birde sebzelerle dana etlerini ekledilermi ayni tencereye!! yeme de yaninda yat!!

Yaklasik bir bes dakika sonra arkadas elindeki kepceyi tencereye daldirip icinden yakaladiklarini bizim tabaklarimiza boca etti, bizde tesekkurler ettik bize verdigi bu harika vicik seyler icin, hatta yerken "ooo harika, cok super, bu ne lezzet" gibi iltifatlarda bulunduk el mecbur :) Hatta kocakisisinin sansina iki tane fishball dustu :)))) Nasil yedi bilmiyorum ama bana ilk soyledigi sey "ooo ne harika vicik vicik bebek sumugu, hmmm cok leziz, asla yiyeyim deme" oldu - tabii ki Turkce olarak :)
Tabii o karisimin boca edildigi tabaklarda birde pilav vardi - pardon haslanmis pirinc!! O pirinc zamanla tenceredeki tum deniz urunleriyle gelen suyu cektimi! oldumu sana balik sulu pirinc!! Hapur kupur yedik o igrenc balik aromali haslanmis pirincleri!

Yani anlayacaginiz yine feci bir yerel yemek tecrubesi gecirdik, hemde gule oynaya agzimizi sapirdata sapirdata yedik herseyi, yetmedi ustune ilave istedik :) Hani hatir icin cig tavuk yenir derler ya, cig tavuk ne ki bunun yaninda...
A.


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails