Showing posts with label Aile. Show all posts
Showing posts with label Aile. Show all posts

Saturday, August 3, 2013

Bir Turkun amigurumi ile imtihani: Capul canavarlari




Gezi parki olaylari hakkinda yazmadim, yazamadim bir turlu...

Sanirim Twitter yolu ile takip etmek kolay, oturup bloga yazmak zor geldi. Yasananlari bizler degil ama tarih yazacak bana sorarsaniz bundan yillar sonra, anlatilanlar da pek guzel seyler olmayacak ne yazik ki :(

Bu ulkede hayat yok derken kullerinden yeniden dogabilen, haksizliga karsi bas kaldirip sesini cikarabilen insanlarin hala daha var olmasi ileriye donuk umutlarimi yesertti yeniden.

O guzel insanlar o guzel atlara binip gitmemis yani...



Uzun zamandir denemek istedigim ama bir turlu vakit bulamadigim "amigurumi" isine girdim o siralarda. Amigurumi ne demek, kufur mu ediyorsunuz demeyin sakin :)) Amigurumi Japoncada tig isinden oyuncaklara verilen isim. Bende ilk firsatta en kolay olanindan ogrenmeye ve yapmaya basladim. Ve iste ilk denemelerim olan "Capul canavarlari" karsinizda :) Olaylarin sicakligi ile gundeme uyuverdiler hemen. Nasil olmuslar? 

Bu arada amigurumi isine el attigimda bizim evin tig ustadi annem oldugu icin annemi de bir miktar ugrastirdim hani yani. Yok o ilmek nasil olacak, yok bu ipi nereden gecirecegim falan diye. Tabii sacma sapan diyaloglarimiz da olmazsa olmazlardandi, soyle ki...

Bu amigurumi isi dunyada oldukca yayginlasmis hatta ticarete dokulmus durumda. Mesela bu sirin oyuncaklar icin kendiliginden vidali, batmaz, kopmaz gozler mevcut. Oyuncaklar genellikle hayvan veya canli seklinde oldugundan goz sart tabii :) Daha onceden bu aksesuarlara Singapur'da ve hatta internette bircok yerde rastladigim icin cok yaygin oldugunu farzediyorum ben! Lakin Turkiye'de oldugumu gozden kaciriyorum. Zaten anneme bile amigurumi sozcugunu ogretene ve kufur olmadigina inandirana kadar canim cikti :)))


Ben:Anne bana bu amigurumi gozlerinden lazim ama simdi, nerden buluruz?
Annem: Boncuk falan dikiver goz yerine
Ben: Off anne ya boncuk olmaz, onlarin ozel gozleri var boyle vidali falan.
Annem: Bilmem carsiya cikinca bak yunculere veya boncukculara
Ben:Ya anne kesin yoktur oyle birsey, baksana sen bile soyleyemiyorsun daha adini adamlar ne bilsin amigurumi gozunu
Annem: Ammi-gir-ruu-mu bak nasil bi soyluyorum iste!
Ben: Super soyledin valla kirk yillik Japon gibisin :)
Annem: Dalga gec sen daha dalga gec! Sen carsiya cikinca sor adamlara vardir belki gozlerden.
Ben: Pardon anne ama nasil sorucam? Dusun simdi, carsiya cikip kendi halinde isini yapan yuncu adamlarin dukkanina giriyorum ve "pardon sizde amigurumi gozu varmi" diye soruyorum. Adam "ne diyorsun sen abla o ne bicim bir kufur!" demez mi!?!
Annem: ahahahahahahaha... boncuk dik sen en iyisi


Durum boyle olunca da amigurumi gozu yerine dugme dikmeyi uygun buldum :))
Var midir tanidiginiz bildiginiz amigurumi gozu satan dukkan :D

Thursday, June 28, 2012

Bayiliyorum bu oyuna

Ne zamandir oyun yazisi yazmamisim...
Hele hele daha ilk goruste kartlarina vuruldugum bu oyundan bahsetmemem ne buyuk kayip. Fotograflari cekip yukleyeli aylar olmus halbuki, unutulmus kalmislar.
Kartlarinin her biri bir sanat eseri gibi, inanilmaz bir hayal gucunun eseri...
Oyunun adi Dixit, bir Fransizin elinden cikmis, zaten kartlarin uzerindeki resimlerde acikca belli ediyor bunu sanirim :)


Dedigim gibi daha ilk goruste vuruldum kartlari gorunce, mutlaka almaliyiz listesine girdikten az bir sure sonra da aldik zaten :))

Ancak biraz acele etmis oldugumuzu oyun elimize ulasinca farkettik ki! oyun en az 3 kisiyle oynaniyormus :)) Bizim evde ise kocakisisi ile benden baska kimse yok ki :) Oyunu hakkiyla oynamak icin bizimkilerin ziyarete geldigi tarihe kadar beklemek zorunda kaldik, iyiki de beklemisiz oldukca eglendik hep birlikte oynarken :))


Aslinda cok basit bir oyun, her oyuncu elindeki bir karti secerek ve karti gostermeden bir hikaye anlatiyor, veya sarki soyluyor, veya bir kelime soyluyor, her ne isterse... 
Daha sonra diger oyunculardan her biri anlatilan hikayeye en uygun ellerindeki karti kapali olarak veriyorlar ve deste karistiriliyor. Oyunun amaci deste yeniden acildiginda diger oyuncularin hikaye anlaticisinin elindeki karti bilmesine dayaniyor. Tabii herkes bilirse veya hickimse bilemezse anlatici kaybediyor ;)


Ailecek veya yakin dostlarla oynamak icin birebir bu oyun. Ozellikle ayni gecmisi, ayni zamani gecirdiginiz insanlarla bag kurmak ve hikaye anlatmak cok zevkli ve kolay oluyor.

Sanirim bizim ailece oynadigimiz zamandan en cok aklimizda kalan ve bizi en cok gulduren babamin anlattigi "nev-i sahsina munasir" garip hikayelerdi. Sonuc olarak kendi hayal dunyasinin salt ornekleri ile bizi saskina cevirdi, kartla hic mi hic alakasi olmayan hikayeler anlatip bizi afallatti :) Birde ustune "ee hic biriniz bilemediniz ben kazandim" diye iddia etmezmi :)))


Tum desteden sadece birkac ornek...





Dedigim gibi kartlar harika, her birinden ne hikayeler veya ne anilar cikiyor...
Sizde bakin bakalim kimbilir ne hikayeler gelecek akliniza ;)

Friday, October 21, 2011

Aile ile beraber - Son Part (Agustos 2011)

Aile ile beraber gezme serimizin sonuna geldim bu yazi ile birlikte. Oncekileri kaciranlar icin; PartI ve Part II burada. Agustos ayinin tumunu burada gecirmemis olsalar da yine bol gezmeli ve yemeli bir surec oldu :) Kalan son gunleri de gormedikleri, denemedikleri seylere ayiralim dedik ve hizlandirilmis bir program uyguladik :))

- Oncelikle haftasonlari hep birlikte genis genis kahvalti yapmanin tadini cikardik :) Ve bu kahvaltilarin olmazsa olmazlari; meyvalar... Annemin hazirladigi su tabaga bakarmisiniz sanat eseri gibi resmen, dragonfruit ler mangolarla ve yildiz meyvalari ile dans ediyor sanki :)


- Daha biz buraya yerlesmeden internette gordukleri ve mutlaka gormek istedikleri ve hatta tepesinden yuvarlanmayi dusundukleri binayi gormeye gittik. NTU kampusundeki mimarlik bolumunun binasi :) Hakikaten oldukca ilginc bir dizayni var ve insanda tepesinden yuvarlanma istegi uyandiriyor :)) Ama yakikina gidince gorduk ki yuvarlanilamayacak kadar dik.


-Agustos ayinin ilk haftasinda anne kisisinin dogumgununu firsat bilerekten, bizimkilere tattirmaliyiz mutlaka diye dusundugumuz "Teppenyaki" usulu Japon restoranina gittik. Teppenyaki oldukca yaygin burada, yiyecekleri gozunuzun onunde buyukce bir izgarada aninda pisirip servis ediyorlar. Yani bir cesit Japon ocakbasi desem yanlis olmaz herhalde :))

-Bu asagida gordugunuz "Chawanmushi" yani icinde cesitli sebze veya denizurunleri olan bircesit yunurtali karisim. Bunu genelde buharda yavas yavas pisiriyorlar ve puding gibi bir kivami oluyor.



- Bu da benim en sevdiklerimden biri "Miso Soup" yani Miso corbasi. Oldukca basit ve geleneksel bir Japon corbasi. Icinde genellikle tofu ve yosun bulunuyor, tabii birde kendine ozgu bir tadi var suyunun, sanirim deniz urunlerinden olusma bir karisimdan hazirlaniyor.


- Ve esas yemegimiz izgarada gozumuzun onunde pisiyor :))



- Ve bir baska haftasonu kahvaltisindan bir kesit daha; Papaya.
Bu meyvayi her ne kadar cok sevmesem de (cunku buyuklerinin tadi domatesi andiriyor, domates tadinda meyva mi olurmus hic!) gorunumu oldukca cekici :) Renkler sekiller buyuleyici :)
Bu arada bizimkiler gittikten sonra papayalarin Malezya versiyonlari gelmeye basladi buraya, daha kucuk ve daha lezzetliler. Resmen cicek kokuyor meyvayi kestiginiz zaman :)


-Ve ayni kahvaltidan bir baska kesit :) Anne tarafindan yapilan tazecik, sicacik simitler! Memleketten onbinlerce kilometre uzakta bu keyfi yasamak ne demek bilemezsiniz :)))


- Ayni gun evimizin yakinindaki semt pazarina gidelim dedik. Megerse geleneksel "Hungry Ghost" yani ac hayalet festivali imis. Ne demek olduguna gelince taksici amcadan ogrendigimize gore Cin takviminin 6. ayini mi ne kutluyorlarmis.


- Yol boyu her yer tutsuler ve bir takim kagitlar yakan insanlarla doluydu. Ve hatta yolun kenarina tanrilar ve de ac hayaletler yesin diye bir suru yemek birakan insanlar... Ancak birakilan yiyeceklerin tek talihlisi cevredeki kuslar boceklerdi gordugumuz kadariyla :)



- Ve iste pazar yerine asil gidis amacimiz; Durian yemek. Her ne kadar dunyanin en kotu kokulu meyvasi ise de bizimkiler oldukca sevdi. Hele babam bayildi, gorenlerin agzi acik kaldi sanki adam dogdugu gunden beri Durian yiyor :)



- Ve bir gecemizi de yine Japon yemeklerine, ozellikle de Sushi ye ayirdik. Bizimkiler tadmadan gitmesinler istedik ama olurda hic yiyemezlerse diye de yanina tempura ve Japon usulu soba makarnasi ile takviye yaptik :))


- Mmmhhhh bak yine agzim sulandi bu resimleri gorunce :) Ben eskiden hic sushi yiyemezdim simdi gorunce canim cekiyor, iyice uzakdogulu oldum mu ne :)))


- Bu da benim hazirladigim, ozellikle soguk servis edilen "Soba Noodle" yani soba makarnasi. Uzerinde kurutulmus yosun ile birlikte...


- Kucuk kardese soz verdigim seylerden biri de birlikte cupcake yapip suslemekti :) Makaron seanslarinin ustune birde cupcake pisirip dekore etmeyi ekledik. Birlikte seker hamurlari ile oynamak, pasta hazirlamak inanilmaz eglenceli idi, gecenin bir yarisina kadar ugrastik ama degdi :))


- Son gunlerde bir turlu firsat bulamadigimiz Hint mahallesine de gidelim dedik. Her yerde bol bol bulunan, bizim ilk baslarda aa ne guzel cicekleri cok seviyorlar diye yorumladigimiz ama aslinda tanrilarina ibadet icin satilan cicek tezgahlarindan bir gorunum bu da...


- Ve kucuk kardes gitmeden cok istedigi hint kinasini yaptirdi :) Asagida desenin yapilisini goruyorsunuz. Adamin bu deseni yapmasi ise yaklasik 10-15 dakika surdu.



- Bu da kinanin bitmis hali...
Ne yazik ki umdugumuzdan kisa surede cikti kina, sadece 1-2 hafta dayandi :( Halbulki kucuk kardes dondugunde en azindan bayrama kadar dayanir diye umuyordu. Ama gitmeden her gun burnumuza sokup "kinami koklamak istermisin?" diyerekten bize kokusu ile eziyet etmeyi ihmal etmedi :D


- Ve gitmeden bunu da deneyin icinizde kalmasin diye zorla yedirdigim bir diger ilginclik daha :)
Aslinda bu bildiginiz kizarmis patates :)) Ama sekli farkli olunca tadi da farkli olacakmis gibi geliyor insana :D Halbuki tuzu da yoktu pek bir tatsiz tuzsuz biseydi :))


- Tam zamanina denk geldiler, gitmeden bunun da tadina baksinlar diyerekten aldigimiz bir diger ilginclik daha; Mooncake yani ay keki.
Gectigimiz yil surada bahsetmistim, bu kekler cinlilere ozel sanirim biraz da dini bir sembolu olan kekler, zira yilin sadece bu zamaninda cikmaya basliyor ve "Mid-Autumn Festival" e kadar devam ediyor. Gecen yil disi yumusak kaplamalilari denemistik, hatta kucuk kardese yine onlardan aldik cok merak ettigi icin. Bu sefer de geleneksel olanlari yani disi kek gibi hamur kapli, firinda pisirilmisleri deneyelim ve bizimkilere de denetelim dedik.
Demez olaydik!! O ne feci bir tattir oyle, halbuki meyvali-findikli almistim. Ama sadece meyva ve findikla kalmayip birde icine binbir cesit baharat ve otu sokusturmuslar. En iyisi corek otu varin siz gerisini hesap edin! Hele bazilari var ici yumurta sarili! Yumurta sarisini oldugu gibi koyup yusyuvarlak pisiriyorlar, oylesi makbulmus. Yenilecek birsey diil o ben diyeyim size :))

Once kekleri servis ettim, ben caylari koyup oturup benim kekin tadina bakana kadar bizimkiler yemis bile. Tadina bakmamla "ayy bu ne, yenilecek gibi degil" demem bir oldu. Ama birde ne goreyim bizimkiler yemis yutmus bile. Ben "nasil yediniz yahu o seyi yenilir gibi degil" derken annem demezmi "Evet cok kotuydu tadi ama yedik iste, yoksa begenmeyince sen kiziyorsun uzuluyorsun" demezmi :)) Ne diyecegimi sasirdim, hatir icin cig tavuk yemek bu olsa gerek :)


Velhasil aile ile iki aylik bir yaz macerasini da boyle tamamlamis olduk :))
Ayrilmak cok zor oldu tabii ki. Ancak onca aglasmanin arasinda havaalaninda su otomatik fotograf makinelerinden birine kucuk kardes, kocakisisi ve ben girip hatira fotografi cektirdik gitmeden (bizim adetimizdir kocakisisi ile) :D
Inanilmaz eglenceli ve guzel bir fotograf oldu paylasmayi isterdim sizinle :)
Herkese guzel bir haftasonu dileyerekten bu postu da burada sonlandiriyorum :)

Bu arada anneannem beklenmedik bir sekilde rahatsizlandi aniden ve bu sabah bypass ameliyati olacak. Endise ve merakla oradan gelecek haberlerde kulagimiz. Dualarinizi esirgemeyin olur mu ;)

Thursday, September 29, 2011

Aile ile beraber - Part II (Temmuz 2011)

Aile ile maceralara devam, bol fotografli bir yazi olacak simdiden uyarayim :))) Ama en azindan gecen seferki gibi siyah tavuk, tavuk ayagi ve kurbaga bacagi gibi igrenclikler yok, genelde guzel ve renkli seyler var :) Ben gormedim onlari diyerekten illaki o korkunc goruntuleride gormek isteyen varsa buraya alalim ;)

- Aile ile gezmek bir yani sira biz en cok birseyler yedik ictik sanirim. Cunku Singapur avuc ici kadar ada, yani gezecek yer kisitli ama yiyecek ve tadina bakilacak ilginclikler say say bitmiyor :) Iste bu sebepten buranin olmazsa olmazlarindan birinde, Hint restoraninda bulduk kendimizi. Bol baharatli ve bol acili yemekler muz yapragindan tabaklarda yendi. Hem de cocuklugumun korkulu ruyasi balik kafasi corbasi bile! Muz yapragi derken dalga gecmiyorum bu arada, sahiden muz yapragindan tabaklari. Burada oldukca yaygin birsey muz yapraklarini tabak yerine kullanmak, hatta daha neler neler kullaniliyor tabak yerine ama en azindan bu yazida midenizi kaldirmayayim :)))





- Singapur gezisi olur da "Marina Bay" olmaz mi! Marina Bay Singapur'un en onemli turistik mekanlarindan biri. Tabii bizi baymis olsa da bizimkileri gezdirmemek olmazdi.
Onlarda gorduler; gemi seklindeki Marina Sands otelini...



DNA sarmali seklindeki kopruyu...



Cicek seklindeki ArtScience muzesini...



Meshur donmedolabi...



Ve Singapurun sembolu "Merlion" yani aslan kafali balik heykelini...



- Bunlarda onceki kisimda bahsettigim "bun"lar, yani Cin ekmekleri. Bu seferkiler nilufer tohumu aromali.



- Elma benzetmelerine ve hatta bazi uzakdogu ulkelerinde bir cesit elma niyetine satilan "jumbu"lar... Bu fotografta sabah kahvaltisindan bir kesit bu arada :) Dedigim gibi burada hayatimda yemedigim kadar cok taze meyva yedim sanirim :))



- Aile yapilan keyifli kahvaltimizin ardindan yine dusmusuz yollara, bu seferki hedef Arap Caddesi, ve fotograftaki de Sultan Camii.



- Bizim ulkemizde genelde yurtdisinda hep arap ulkeleri siralamasina girdigi icin geleneksel olarak Arap caddesinde bol miktarda Turk restorani ve Cafesi var. Hatta onunden gecerken utanmadan buyrun Turk yemegi deneyin diyor elin Singapurlusu bizi turist zannederekten :))) Gezmekten ayaklarimiza kara sular inince bir kahve molasi icin kendimizi daha onceden denemek isteyip de deneyemedigimiz Sufi Cafe ye attik. Lakin kocaman bir hayal kirikligi idi! Servis bes para etmez, istedigimiz sade kahveler neredeyse yarim saat sonra geldi, hemde sekerli olarak!! Servis elemanlari Turk olmayinca ne caydan hayir gelir ne kahveden, zaten nargile dumanindan beyni donmus gorunumlu bir herif dolanip duruyordu etrafta, onun yaptigi kahve de bu kadar olmus iste. Kisacasi hic begenmedik!



- Bir sonraki duragimiz "Clarke Quay" idi. Bizimkilere maras dondurmacisindan dondurma yedirip nehrin kiyisinda turladik biraz.



- Koprunun uzerinde gun batarken sans eseri yakaladik bu pozlari :)) Daha dogrusu kocakisisi yakaladi, cok hos degiller mi?




- Ilerleyen gunlerde ikinci kez Cin Mahallesi turu yaptik. Maksat kalan yerleri gezmek ve en onemlisi oradaki yerel tatli dukkanina ugramak. Tatlici ilk bakista dokuluyor ve cok pis (Singapur usulu yani) gorunse de, guzel tatlilar sunuyorlar. Hatta oyle ki bizimkiler sonradan kendi baslarina bile gidip tatli yediler durduramadik :)))



- Tatli dukkaninda her turlu yerel tatliyi denedik sayilir. Hindistan cevizi aromali puding favori idi sanirim. Asagida gorulen susam toplari da oldukca hizli tuketildi :))) Oldukca ilginc bir tatli bu susam toplari. Pirinc unu gibi bir undan yapilan elastik bir hamurun icinde susam ezmesi yada fistik ezmesi var. Bu toplari da zencefilli bir suda haslayip ilik ilik servis ediyorlar.
Yanda gorunen sari susamli sey feci otesiydi. Menuden bakip "bal kabagi keki" diye siparis verdik ama bir gariplik oldugunu yaninda aci biber sosu ile servis etmelerinden anlamaliydik!! Zira bizim kek kabak ile karisik balik aromali cikti!! Biz tatli beklerken tuzlu gelmesi ve balik kokmasi karsisinda sok olduk hepimiz. Hatta her buldugunu yutan babam bile yiyemedi :D



- Ve gunun yildizi, Singapura ozgu (aslen Malezyaya ozgu sanirim) tatlimiz "Ice Kacang". Meyva aromali buz kaliplarini incecik incecik tiraslayarak kar gibi bir buz yigini elde edip yaninda meyva ve soslarla servis ediyorlar. Oldukca ilginc ve eglenceli bir tatli, seviyorum ben bunu :)))



- Bir baska gun kendimizi Singapurun bir diger gorulmezse olmaz! turistik mekanlarindan birine attik; eglence adasi Sentosa ya. Bizde bir kez kendi basimiza niyet etmistik gitmeye ancak o gun cilginlar gibi yagmur yaginca evde kalakalmistik. Aslinda yine ayni sey olup yagmur yagdi ama bu sefer pes etmedik :) Anlamiyorum biz ne zaman Sentosaya gitmeye niyetlensek hep yagmurdan kiriliyor ortalik, bir degil iki degil bu kacinci!! Neyse firsat bu firsat deyip bizde gorelim diye attik kendimizi su meshur eglence adasina. Sentosa sirf eglence ve turistik etkinlikler icin denizin uzerine doldurularak yapilmis yapay bir ada. Eh haliyle o kadar para harcandigi icin de turist tuzagi tabii ki :)) Yani hersey parali, hemde oldukca ucuk miktarlarda (cimri miyim ne!).
Giriste ilk ilgimizi ceken sey tabii ki de bu devasa seker agaclari oldu :)))) Megerse agaclarin ardinda kocaman bir sekerci dukkani varmis! Eh isin ucunda tatli seker varsa bizsiz olmaz ortam :) Sanirim birkac saat harcadik iceride reyonlarin arasinda gezerek ve elimizdeki torbalari doldurarak :D Disari cikar cikmaz ilk isimiz banklara oturup elimizdeki seker dolu torbalara dalmak oldu, kucuk cocuklar gibi yedik tum sekerleri karnimiz agridi :)))



- Bu arabaya da bayildik :)



- Ve iste tam benlik bir slogan "Cennette seker yoksa ben gitmiyorum" :)))


- Sekerci faslini atlatip seker komasina girmeden dolasmaya devam etme karari aldik :D Universal Studio yu gezmedik cunku hem inanilmaz pahali idi, hem de zaten biz gunu yarilamistik bile vaktimiz yoktu. Sadece su meshur donen dunya figuru ile binbir resim cekerek yola devam ettik.



- Maksadimiz kendimizi biran once plaja atip biraz deniz havasi solumak, kumlarda yurumekti. Ama ada yapay oldugu icin pek tad vermedi acikcasi, hem birde hava kapali ve yagisliydi. O da yetmedi uzerine birkac yuz metre ileride demirli onlarca gemiyi gorunce insanin temiz bir deniz olduguna inanmasi mumkun degil, ama yine de yuzenler vardi o ayri.



- Sentosa turumuzu uzun zamandir istedigim ama bizimkiler gelsin oyle goruruz diye erteledigimiz "Undersea World" yani denizalti dunyasi turu ile sonlandirdik. Inanilmaz cok cesitli balik ve deniz canlisi vardi. Hatta vatozlara dokunma sansiniz bile var burada :)) En guzeli de etrafi kocaman bir havuz ve yuzlerce deniz canlisi ile cevrili koridordu. Koridorda yururken insan "birden bu camlar kiriliverse ne olur" diye dusunup korkmuyor degil hani :)) Ama kopek baliklarini, vatozlari ve daha bilimum baligi boyle yakinimizdan gecerken izlemek beni buyuledi. Asagidaki fotograflar cekebildiklerimizin sadece bir kismi...

- Bu kambur balik neredeyse bir insan boyutundaydi!






- Benim en cok sevdiklerimden biri bu oldu; sea dragon yani deniz ejderi. Sanirim deniz atlari ile ayni familyadan geliyorlar. Yaprak gibi gorunen bu hayvanlarin suyun icinde hareketleri ve suzulusleri gercekten buyuleyiciydi...





- Koridorda tam tepemizden gecen, soluksuz izledigimiz kopekbaliklarindan biri...


- Ve bebek agizlarina hayran kaldigimiz vatozlar...



- Akvaryum kismini tamamlayinca havuzda yunuslarin sovunu izledik. Hayatimda pembe yunus gormemistim, asik oldum bu hayvanlara!! Ne yapip ne edip yunuslarla yuzme fikrimi gerceklestirmeliyim bu pembislerle :)) Lakin Phukette yasadigimiz fil faciasinin uzerine kocakisisi hayvanlarla olan hicbir icraata sicak bakmiyor artik :( Ne desem de kandirsam acaba?



- Ve Sentosa gezimizi Hard RockCafe ile sonlandirdik. Bunu neden mi ekledim? Cunku henuz 15 yasinda ve ergenliginin doruklarinda olan kucuk kardes icin Hard Rock Cafeyi gormek, orada oturup biseyler yiyip icmek oldukca onemli bir hayaldi! Ergenlik de guzel sey be, onun yasinda bizde ne ozenirdik boyle seylere, oysa insan sonradan anliyor aslinda o imrendigimiz seyler birsey degilmis :))) Eh bu durumda enistesi ona bir kiyak gecip hayallerini gerceklestirmeye koyuldu. Biz kahvelerimizi yudumlarken bizimkisi Hard Rock Cafenin duvarlarini susleyen unlulerin esyalarini fotografladi bol bol :D Bon Jovinin ayakkabisindan, Marilyn Manson'un gitarina, Jimmy Hendrix'in gomleginden, Beatles'in plagina neler vardi neler... Bir Hard Rock Cafe klasigi ama bunca degerli objeyi gorunce anladik ki burasi icin kesenin agzini oldukca acmislar :))





- Gezmedigimiz gunlerde evde hizlandirilmis makaron kurslari vardi :))) Kucuk kardes makaron yapmanin tum inceliklerini ogrendi burada kaldigi surede, eh bizde nimetlerinden faydalanip bol bol makaron indirdik mideye :D Bende bahanesi ile uzun zamandir dusundugum turk kahveli makaronlari yaptim, muhtesem oldular! Turk kahvesi basli basina bir efsane tamam da makarona bu kadar yakisacagini dusunmemistim.





- Bunlarda kucuk kardesin portakalli makaronlari...





-Ve cilekliler... Yani midelerimiz hakikaten bayram etti kucuk kardesin calismalari sirasinda :)





- Bir sonraki duragimiz "East Coast Park" oldu, soyle bir deniz havasi almak icin. her ne kadar burasi bir ada olsa da denizi gormek pek kolay degil :( En uygun kiyisi east coast. Deniz kiyisinda yuruyusun ardindan yine yerel lezzetler serimize devam ettik. Bu asagida gordugunuz yiyecegin adi "Carrot cake" yani havuc keki, ama ne sekli keke benziyor ne de icinde havuc var :))) Ilk baslarda icinde patlican oldugunu dusunmustum cunku tadi patlicana benziyordu, ama patlican da degilmis. Sadece bir cesit hamur ve soslarla yapilan bir yemekmis aslinda.





- Bu da buranin olmazsa olmazlarindan biri "Satay". Bizim cop sislere benziyor ama en buyuk farki yaninda tatli bir fistik sosu ile servis edilmesi :) Tadi nasil mi oluyor? Fena degil aslinda ama fistik sossuz daha guzel




- Ve gezinin sonunda uzun zamandir yapmayi planladigimiz ama firsat bulamadigimiz birsey yaptik :)) Aslinda biz ikili bisikletlere binmeyi planliyorduk ama baktik bu coklular cok daha eglenceli olacak onlardan birini kiraladik. Nasil eglendigimizi anlatamam :D Tabi ben ortada otururken kocakisisi ile kucuk kardes pedal ceviriyordu, eglenme sebebim o da olabilir :)



- Bir sonraki gun de memleket usulu eglenelim diyerekten kucuk capli bir mangal olayina giristik :) Ozlemisiz gercekten...






- Ilk baslarda yok cok doyduk yemeyiz marshmallow diye itiraz etseler de sonrasinda yanik seker kokusu ve erimis marshmallowlarin tadi ile bir baktim ki hepsi birden mangalin onunde sira olmus :)))



Temmuz ayi maceralari da sanirim bu kadardi :D Vallahi yoruldum yazarken, buraya kadar dayanip okuyabilen varsa tebrikler ;)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails