Thursday, September 20, 2012

Farkli ulkeler, farkli erkekler



Insanlar cesit cesit ama baska ulkeler baska kulturler de isin icine girince bu ortam daha da bir cesitlenip renkleniyor. Ben en cok insanlarin farkli farkli davranislarina ve olaylar karsisindaki algilarina sasiriyorum sanirim. Dedigim gibi kultur farkli, anlayis da farkli. Bazen sasip kaliyorum, bazen onlarin haline uzuluyorum bazen de bizimkine…

Gectigimiz gunlerde kocakisisi ile sohbet ederken is yerindeki bir arkadasindan bahsetti. Oglen yemege ciktiklarinda dert yanmis biraz. Esi hamile oldugu icin evde yemek hazirlama isini bu ustlenmis yardim olsun diye. Kadin hep kendi memleketinin yiyeceklerini aseriyormus. Bu arada bu bahsettigim cift Hintli. Kadinin aserdigi ve istedigi yemekler hep hamur isiymis ve adam her gun iki saat hamur acip yemek yapmakla ugrasiyormus! Oyle toptan hazirlayinca da begenmiyormus esi, hergun taze hazirlanmaliymis! Iste bu sebepten dert yanmis biraz kocakisisine canim cikiyor yemekle ugrasmaktan ama napalim karima yardim etmem lazim diyerekten…

Hani baksan elin hintlisi dersin, yolda gorsen adam yerine koymazsin ama gel gor ki adam karisini nasil el ustunde tutuyor!

Benzer bir hikayeye de Kambocya gezisinde sasirmistik. Tuk tuk surucumuzden bahsetmistim hani daha once detayli olarak. O gunlerde bizi gezdirirken bol bol sabahin korunde kalkmistik gun dogusunu izlemek icin. Iste o sirada bize “benim icin sorun degil ben zaten saat 4-4,5 gibi kalkiyorum” demisti. Sebebini sordugumuzda esinin hamile oldugunu, ona yardim etmek icin o saatte kalkip tarlaya gittigini ve sonrasinda sabah kahvaltisini hazirladigini anlatmisti.

Vay be demistik! Bizdeki erkekler kadin hamileyse yardim etmeyi, yemek yapmayi birak dayak atar birde ustune. Kadin bebeginden de canindan da olur cektigi eziyetten.

Iste bunlari gorup duydukca sasirip kaliyorum ben boyle, birde dusunuyorum hep insanligi nerede kaybediyoruz, nerede yanlis yapiyoruz diye…

Thursday, September 13, 2012

Ruzgar gibi gecti

Kilitli kapilardan gectik...


Zamana yolculuk yaptik...


Gezdik geldik...

Kesinlikle ruzgar gibi gecti, tadi tamagimizda kaldi!
Sanirim Kambocya'dan sonra en cok sevdigimiz ulkelerden biri Kore oldu. Kore'ye, insanina, yemeklerine bayildik. Seul'u gezmeye doyamadik.

Bedenimiz dondu ama ruhumuz geri gelmedi zannedersem. Ise baslamis olsak da tatli bir uyusukluk icindeyiz, hala daha Seul'deki o eski sokaklarda dolaniyoruz aslinda... 

Bu gezi yazisi uzun olacak gibi, sindire sindire yazmak lazim bu sefer, hicbir ayrintiyi atlamadan cunku anlatacak oyle cok ayrinti vardi ki! Hem fotograflari da tek tek secip bloga yuklemek lazim. 1500 fotograf cekmisim dile kolay :)

Ruhum Kore'den geri gelince bende yazmaya baslarim artik gezi notlarimizi :)

Monday, September 3, 2012

E ben daha ne diyeyim...

Pes artik! Yuh hatta!
Daha ne diyeyim bilemiyorum...
"Bu kadar da olmaz yani" dedikce oluyor...


Daha onceleri de benzeri ornekleri yasadik ama her seferinde rastlantidir dedik gectik.
Bakiniz burada ve burada...
Her ne kadar ulke mahvetmeye merakli olmasak da gezmeye merakliyiz, duramadik yine, bir Seul gorelim su cografya'dan gitmeden dedik.
Seul planlari yapmaya basladigimizdan itibaren hep aklimdaydi bu sefer birsey olmasa bari diye. Hatta kocakisisine sakayla karisik diyordum "bu seferde Kuzey Kore ile Guney Kore birbirine girmese sansimiza" diye.

Sukur onlar birbirine girmedi ama Seul'u tayfun vurdu!
Tam da bizim gidecegimiz zaman!
Onlarca insan oldu, yaralandi :( Ulasim felc oldu, ucuslar iptal edildi, yuzlerce insan elektriksiz kaldi...

Ama biz her seye ragmen azimliyiz gideriz dedik! Artik yagmur camur gezeriz diye kabullendik, bol bol semsiye, kazak ve pantolon koymayi planliyorduk yanimiza. Olanlar tum bunlarla bitmedi tabii. Dedik ki ucusumuz sabahin korunde, havaalaninda surunmeden bir telefon edip ogrenelim ucus hava durumundan dolayi iptal falan oldumu olmadimi diye...
Birde ne ogrenelim, ucus iptal olmamis ama bizim biletler iptal!!
Teknik bir problemden dolayi biletleri hic alamamisiz yani, elimizdeki referans numaralari gecersizmis! Omrumde boyle sacma sapan sey ne duydum ne gordum! Bizim basimiza boyle sacma sapan birsey gelmese sasardim zaten!
E hakikaten buna ne diyeyim ben?

Saatler suren telefon trafiginden sonra bavullari kenara kaldirdik Seul planlariyla birlikte, birer cay koyduk kendimize kocakisisi ile, oturduk son talihsiz seruvenimizi de demli caylarimizi yudumlayarak kutladik :)
Olmayinca olmuyor bazi seyler...

Wednesday, August 29, 2012

Koh Samui Gezi Notlari


Ilk defa sacma sapan maceralar olmadan, sessiz sakin, bol miktarda kafa dinlemeli bir gezi yaptik :) Zaten maksat kafa dinlemek ve dinlenmekti bu sefer, bir yerleri gezmek degil.

Ve yine Tayland, sanirim 4. veya 5. kez, bu sefer istikamet Koh Samui…

Ilk kez adini Ben Stiller’in “Meet the Parents” (Zor Baba) filminden duydugumuz, romantik ciftlerin mekani, balayi adasi Koh Samui.




Piril piril gunesli mis gibi bir gunde indik Koh Samui havaalanina. Ada kucucuk, havaalani kucucuk – hatta oyle kucuk ki ucak pistin en ucunda ancak durabildi :) Hersey daha basit ve sirin. Hatta ucaktan iniste bile bu ufak, rengarenk tramvayimsi seylerle tasiyorlar yolculari girise.



Havaalani havaalani gibi degil de sanki otelin bahcesindeymissin hissi veriyor insana, her yan goz alabildigine yesil, goz alabildigine cicek.



Otele vardigimizda yatagin uzerini ciceklerle suslenmis buluyoruz, her daim balayindayiz biz :)) 
Seviyorum bu hissi, bitmesin hic…





Otelimiz adanin en sessiz sakin, kendi halinde koyu olan Mae Nam sahilinde. Ufak tefek 3 yildizli bir otel. Fazlasi var eksigi yok. Ufak ama sevimli bir bahcesi, kavanoz kadar da bir havuzu var :)
Havuza hic gerek bile gormuyoruz zaten tatilimiz boyunca.





Bahcedeki kucuk kucuk heykellere bayiliyoruz…





En favorimiz bu minik fil, hatta oyle seviyor ki kocakisisi yerinden sokuyor yanlislikla :)) Agir olmasa ayrilirken bavula atacakti korkarim!



Dedigim gibi havuza gerek bile gormuyoruz, deniz alabildigine mavi, alabildigine issiz…




Ve her gece bu sahilde, denizin dibindeki bu masalarda yemegimizi yemenin tadi bambaska! Denizin sesinden baska birsey olmadan, ayaklarimizin altinda kumlar, tepemizde yildizlar…









Butun bir tatil boyunca palmiyelerin altina uzanip uyukluyoruz, kitap okuyoruz, birseyler kemiriyoruz :) Yine palmiyelerin golgesinde, denizin esintisinde, mis gibi aromatik yaglarla masaj yaptiriyoruz kendimize, pamuk helva gibi oluyoruz :)



Ananas ve misira doyuyoruz :) Sahilde meyva satan yasli amcayi takdirle aniyoruz, dur durak bilmeden calistigi icin, tabii birde bize getirdigi tazecik ananaslar icin :)
Kocakisisi giptayla izliyor yasli adamin ananas soyusunu her seferinde, eve doner donmez uygulamayi planliyor sanirim :)





Ve bir tatilde boyle sessiz sakin, bol dinlenmeli az gezmeli gecip gidiyor palmiyelerin golgesinde…


Dedigim gibi macera yok bu sefer, tabii odaya girip cikan kovalanan kertenleri maceradan bile saymiyoruz artik :)
Gezi sonunda ilgimi ceken bir detayla bitiriyorum, bakiniz havaalanindan bir tabela :) Soz konusu Tayland olunca masaj havaalaninda bile var, hatta tabelasi bile var! Tuvaleti ve restorani anladim da acil masaji gelen de var sanirim buralarda :)))


Sanirim bu gezi uzun zamandir en az fotograf cektigimiz, en az gezindigimiz ama en cok dinlendigimiz gezi oldu :) 

Neyse acisini cikaracagiz biz, yakinda…

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails